Üç çocuk babası Afganistanlı işçi Vezir Mohammed Nourtani’nin yakılmış bedeni 10 Kasım 2023’te Zonguldak Kıraat Mahallesi’nde ormanlık bir alanda bulundu.
Afgan göçmen kaçak maden ocağında çalışıyordu. Nourtani, iş cinayetlerinde bedeni kül edilmek istenen göçmen işçilerin simgesi haline geldi.
Peki, Vezir Mohamed Nourtani nasıl bir insandı? Eşi ve çocukları aradan geçen üç yıl boyunca neler yaşadı? Qamer Gül Nourtani sorularımızı yanıtladı.
Artık çok daha zorlu bir hayata tutunmaya çalışan Qamer Nourtani, “Saçlarım beyazladı, dökülmeye başladı, daha da yaşlandım. Baş ağrılarım oluyor. Çocuklar ümitsiz. Onlarda ümitsizliği görüyorum. Hepimiz baş etmeye çalışıyoruz” diyor.
Eşinizi kaybettikten sonra aile olarak neler yaşadınız? Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?
Olayın üzerinden üç yıl geçti, sonrasında ümitsizliğe sürüklendik. Kışı zor bir şekilde geçirdik. Kimliklerimiz iptal olduğundan bu süreçte hastaneye gidemedik. Sürekli hastalıklarla boğuştuk.
Ben çalışmak zorundayım. Bir lokantada, düzenli olmasa da bulaşıkçılık yapıyorum. Çocuklarımın durumunu siz de gördünüz. Bu süreçte yeterli desteği göremedik. Benim için evi geçindirmek zor oluyor.
Bazen temizliğe gidiyorum. Lokantada personel izin alınca yerine beni çağırıyorlar. O zaman da o işe gidiyorum.
Evin kirası 6 bin lira. Elektrik, su gibi faturalar da var. Hastalık olunca bir de hastane masrafları. Kiram bu sene artacak. Ev sahibi evin parkeleriyle ilgili masraf çıkardı. “Parkeleri bozmuşsunuz, yapmanız gerek” diyor.
Bu da 10-15 bin lira ek masraf demek. İşyerinde günlük yevmiye bin 100 lira. Onun da 100 lirası yola gidiyor. Her gün iş olmuyor.
Kızılay bize erzak yardımı yapıyordu. İçinde pirinç, salça, yağ vardı. Altı aydır o yardım yok. Kızılay sadece öğlenleri sıcak yemek veriyor.
Kışın başında bir çuval kömür getirdiler ama devamı gelmedi. Yanında yakacak odun lazımdı, o da gelmedi. Mecburen elektrik sobası yaktık, bir ay için 3 bin lira elektrik faturası geldi. Tabi çok zor ödedik.
İki engelli çocuğunuz olduğunu biliyorum. Onların durumu nedir?
Küçük oğlum Ali Reza 15 yaşında. İşitme kaybı ve ondan dolayı konuşma problemi var. Eşim rahmetli olduktan sonra Vali Bey söz verdi, “Size işitme cihazı temin edeceğiz” dediler. Sağ olsunlar aldılar.
Büyük oğlum Seyed Mohammed’in bacak protezine ihtiyacı var, o temin edilemedi henüz. Gittiğimiz yerde “Siz deport durumundasınız” diyorlar. Bu yüzden yardım da talep edemiyorum.
Daha önce bazı yerlerde “Benim devletin yardımına ihtiyacım yok” gibi haberler çıkmış. Vallahi benim böyle bir beyanım yok. Yanlış yazmışlar. Niye ihtiyacım olmasın? Niye öyle bir şey söyleyeyim? Aksine ihtiyacım var, destek görmek istiyorum.
Büyük oğlunuz Seyed bacağını nasıl kaybetti, bize biraz anlatır mısınız?
Biz o dönem İran’nın Kengan şehrindeydik. Domates tarlasında çalışıyorduk. İşten dönerken araç devrildi, Seyed’in bacağı aracın altında kaldı. Kazadan sonra devlet hastanesine götürdük. Doktor kaba dikiş attı ve bacağı hemen alçıya aldı. Oysa ilgilenmesi, pansuman yapması, ilaç vermesi gerekiyordu.
Çocuğumun bacağında iltihap kokusu vardı, söyledim kulak asmadılar. Ben bunu doktora da söyledim. Bizi hemen taburcu ettiler. Üç gün sonra pansumana gittik, hemşire “Ayağı kararmış” dedi. Daha teşekküllü bir hastane tavsiye etti. Böylece Şiraz kentine gitmeye karar verdik.
Şiraz’da bize “Geç kalınmış, bacağı iyice kararmış” dediler. Çocuğun bacağını ampute ettiler. Kengan’a geri dönünce doktordan şikâyetçi olduk. Zengin ve nüfuz sahibi bir doktormuş. Başına iş gelmesin diye bizi ihbar etti.
Aslında orada BM kartımız vardı. Yine de İran polisi evimize geldi. Mecburen evden kaçtık. Sınır dışı edilme kaygısıyla Türkiye’ye geldik. İlk gün ikamet kimliği verdiler. O kimlikle 6 ay yaşadık.
Zonguldak’a geldikten sonra burada yaşayan Afganlarla tanıştık. Vezir madende çalışmaya başladı. Oturum kimliğimiz devam ediyordu. Altı ay sonra çocuklar babasını kaybetti. Eşimi kaybedince uluslararası koruma için talepte bulunduk ama kabul edilmedi.
Eşinizin şimdi bir mezar yeri var mı, mezarı yaptırabildiniz mi?
Mezarını kendi imkânlarımla yaptırdım. Mezar taşının üzerinde Vezir’in fotoğrafı da var.

Bir kadın olarak hem annelik hem babalık yapmak durumunda kaldınız? Ne tür zorluklar, nasıl duygular yaşıyorsunuz?
Vezir öldükten sonra tüm sorumluluk benim üzerime kaldı. Çocuklar haliyle benim elime bakıyor. Yemek yapmayı, kira ödemeyi, faturaları ödemeyi ben üstleniyorum.
Onlara hem anne hem baba oldum. Şimdiye kadar bu kadar zor günler geçirmemiştim. Duygusal olarak da bu böyle. Bu süreçte saçlarım beyazladı, dökülmeye başladı, daha da yaşlandım. Baş ağrılarım oluyor. Çocuklar ümitsiz. Onlarda ümitsizliği görüyorum. Hepimiz baş etmeye çalışıyoruz…
Komşularınızın yaklaşımı nasıl?
Komşularımız genelde iyi insanlar. Onlarla iyi geçiniyoruz. Sadece ev sahibiyle problemimiz oluyor. “Evi boyayın” diyor. “Geldiğinizden beri parkeler hasar aldı, onun tadilatını yapın” diyor. Nerden bulalım 14-15 bin lirayı? Bunu sorunca “Siz gelmeden önce böyle değildi. Herhalde kalabalık olduğu günler bozulmuştur” dedi.
Akrabalarınız var mı burada?
Kırıkkale’de halamın oğlu var. Ama çok az görüşebiliyoruz. Kendisi görme engelli, o da karısını kaybetti. Zonguldak’ta kimsemiz yok. Afgan tanıdıklarımız vardı ama olaydan sonra onlar da buralardan ayrıldılar.
Dayanışmaya dair beklentiniz nedir?
Ne diyeceğimi bilmiyorum. Şu an caddeye çıkıp bir alış verişe bile cesaret edemiyorum. Tanıyorlar bizi. Kolay değil üç yıl oldu. Stresli geçiyor benim için.
Hiçbir işimiz de düzelmedi. Kimliklerimiz çözülmedi. Başka beklediğimiz yardımları göremedik. Türkiye’den destek veren insanlar bir gün iki gün destek verebilirler.
Daha ne kadar yardım edebilirler? Eşim vefat ettiğinde insanlar ilgilendi, o günlerde destek verdiler. Zamanla insanlar ne yapsın, kendi hayatlarıyla meşgul oldular.
Qamer hanım, eşinizi haber yaptığımda veya fotoğraflarını paylaştığımda şu soruyla sık karşılaştım: ‘Vezir Mohamed nasıl bir insandı’? O nasıl bir eş, nasıl bir babaydı?
Çok iyi bir babaydı. Şefkatli biriydi. Her şeyden önce çok iyi bir insandı. Çocuklarıyla çok iyi ilgilendi, geçimimizi sağladı. Benim çalışmamı istemiyordu, “Ben çalışırım” diyordu.
Ben de zaten iki engelli çocuğumuz olduğu için onlarla ve evin işleriyle ilgileniyordum. Bugüne kadar çalışmam gerekmemişti. Şu an ben 40 yaşındayım, 24 yıl evliydim. Bu süre boyunca hiçbir kötülüğünü görmedim.
Küfür etmezdi, şiddet görmedim. Eşimi kaybedince çalışmak zorundaydım. Şimdi ev işlerine ek olarak çalışmak zorundayım. Sürekli iş aramak, iş kovalamak durumunda kalıyorum. Kolay veya zor demeden ne iş varsa yapıyorum: temizliğe gidiyorum, bulaşığa gidiyorum.
Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederim. Bir kez daha başınız sağ olsun.
- Farsça çeviri desteği için Cevat arkadaşımıza teşekkür ederiz



