Tayvan konusu, Trump’ın Çin ziyareti sırasında hassas bir gündem maddesi oldu. ABD’nin Tayvan’a yönelik stratejik belirsizlik politikası ve Çin’in “Tek Çin” politikası arasındaki gerilim, ziyaretin diplomatik atmosferini belirleyen unsurlar arasında yer aldı.
Trump’ın Çin ziyareti, iki ülke arasındaki karmaşık ilişkilerin yönetiminde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ziyaret, ticaret ve teknoloji alanlarında iş birliği umutlarını artırırken, Tayvan ve bölgesel güvenlik konularında var olan gerilimlerin sürdüğünü gösterdi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Trump’a Tayvan konusunun yanlış yönetilmesi halinde iki ülke arasında çatışma riskinin yüksek olduğunu açıkça iletti. Bu uyarı, Tayvan meselesinin bölgesel ve küresel güvenlik açısından ne denli hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Bununla birlikte Tayvan, yükselen Çin’in yarattığı tehdit algısı nedeniyle ABD liderliğindeki Batı için önemli ve stratejik bir ortak.
ABD Çin ile rekabetinde elini güçlendirmek ve Çin’in yükselişini dizginlemek amacıyla Çin’e yönelik bir çevreleme stratejisi uyguluyor. Tayvan da bu “çevreleme alanlarından” biri.
Bu stratejinin paydaşları arasında ise Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Tayvan yer alıyor.
Tayvan sorunu: Tarihsel arka plandan bugüne
1927 yılında başlayan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği Çin İç Savaşı, Çin Komünist Partisi (ÇKP) lideri Mao Zedong’un önderliğindeki kuvvetlerin, Kuomintang Partisi (KMT) lideri Çan Kay Şek’in milliyetçi güçlerini yenmesiyle 1949 yılında sona erdi.
Savaşın yenilgisini kabul eden Çan Kay Şek, Çin medeniyetine ait hanedanlık hazineleri ve yaklaşık iki milyon kişilik ordusuyla Tayvan adasına çekildi. Burada Çin Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürdü. Anakara Çin’de ise Mao Zedong liderliğinde 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1950’lerde uluslararası sistemde Çin’i temsil ettiğini iddia eden iki taraf vardı: Tayvan’daki Çin Cumhuriyeti ve anakara Çin’deki Çin Halk Cumhuriyeti. Bu dönemde Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütlerde Çin’in temsiliyeti Çin Cumhuriyeti tarafından yapıldı.
Çin Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği, Hindistan gibi birkaç ülkenin desteğiyle meşru hükümet olduğunu savunuyordu.
ABD’nin 1950’lerden itibaren Tayvan’a verdiği destek, özellikle “komünizme karşı savaş” bağlamında önemliydi. ABD’nin 7. Filosunun Çan Kay Şek yanlıları için Tayvan tahliyesini gerçekleştirmesi ve 1954’te imzalanan karşılıklı savunma anlaşması, Tayvan’ın ABD koruması altına girmesinin ilk adımları oldu.
Küresel ölçekte Çin Cumhuriyeti lehine esen rüzgar Çin-Sovyetler Birliği geriliminin etkisiyle tersine döndü.
Moskova, Çin’in en büyük tehdidi olarak Washington’un yerini aldı. Çin-SSCB arasındaki ayrışma, Çin-ABD yakınlaşmasına zemin hazırladı.
1971 yılında ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni Birleşmiş Milletler’de tanıması ve Tayvan’ın Güvenlik Konseyi koltuğundan çıkarılması, uluslararası dengeleri değiştirdi.
1972 yılında dönemin ABD Başkanı Nixon’un Çin ziyareti ile Çin ve ABD arasında Şanghay Bildirisi imzalandı. Bu bildiriyle ABD, “Tayvan Boğazı’nın her iki yakasındaki tüm Çinlilerin tek bir Çin olduğunu ve Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğunu” ilan etti.
ABD’nin 1979’da Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişkiler kurması ve aynı yıl Kongre’den geçen Tayvan İlişkiler Yasası, ABD’nin Tayvan’a silah satışını sürdürmesini sağladı. Bu durum, ABD’nin Tayvan ve Çin ile ilişkilerini “stratejik belirsizlik” politikası çerçevesinde yürütmesi olarak yorumlandı.
Tayvan konusu günümüze kadar ABD’nin belirlediği stratejik belirsizlik politikası ekseninde ilerledi.
1982 yılında Ronald Reagan başkanlığındaki ABD, bir yandan Tayvan ile Çin arasında arabuluculuk yapmayacağını ve Tayvan’a silah satışına devam edeceğini bildirdi.
Diğer taraftan aynı yıl Çin ile imzaladığı üçüncü bildiride ABD, “Tek Çin” politikası gölgesinde Çin’in egemenliğine saygı gösterme ve Tayvan’a silah satışını kademeli olarak azaltma sözü verdi.
“Tek Çin” politikası uyarınca Pekin’e göre, uluslararası sistemdeki herhangi bir ülke Çin ile diplomatik ilişkilere başlamak istiyorsa öncelikle Tek Çin’i, yani Tayvan’ın Çin’e ait olduğunu kabul etmeli.
Tayvan’ı hangi devletler tanıyor?
Günümüzde Tayvan’ı resmi olarak tanıyan devletlerin sayısı oldukça sınırlı. Tayvan, Güney Amerika, Karayipler ve Pasifik bölgesinde bazı küçük ve orta ölçekli ülkeler tarafından diplomatik olarak tanınıyor.
Belize, Guatemala, Haiti, Paraguay, St. Kitts ve Nevis, Saint Lucia, St. Vincent ve Grenadinler gibi ülkeler Taipei yönetimi ile resmi diplomatik ilişkilere sahip.
Ayrıca Pasifik’te Kiribati, Nauru, Palau, Marshall Adaları gibi ülkeler Tayvan’ı tanıyor.
Ancak Tayvan’ı tanımayan ve Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kuran ülkelerin sayısı çok daha fazla. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülke Tayvan’ı resmi olarak tanımıyor, ancak kültürel ve ticari ilişkilerle sınırlı tutuluyor.
Günümüzde Tayvan, Çin-ABD rekabetinde önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. ABD, Tayvan’ı demokratik değerlerin ve liberal uluslararası düzenin bir modeli olarak görüyor. 2022 yılında ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti, Çin’in sert tepkilerine rağmen Tayvan’ın uluslararası kamuoyundaki farkındalığını artırdı.
ABD’nin Çin’in Pasifik Okyanusu’na erişimini engellemek amacıyla uyguladığı çevreleme stratejisinde Tayvan, birinci ada zincirinin ortasında stratejik bir üs konumunda bulunuyor. Bu durum, Tayvan’ı hem askeri hem de siyasi açıdan vazgeçilmez kılıyor.




