RAF militanı Daniela Klette’den savunma: Amaç, radikal sol direnişin tarihini cezalandırmaktır

Verden Eyalet Mahkemesi’nde kapanış savunması yapan eski Kızıl Ordu Faction (RAF) militanı Klette, kendisine yöneltilen suçlamaların tarihsel bağlamdan koparılamayacağını vurgulayarak, “Bu insanlar yoksulluk, ırkçılık, patriyarka, polis şiddeti ve emperyalist savaşlar yüzünden travmatize olmuşlardır. Bunun faturasını bana kesmek, yaşanan sefaleti araçsallaştırmaktır ve uzun bir hapis cezasını gerekçelendirmeyi amaçlamaktadır” dedi.

RAF militanı Daniela Klette’den savunma: Amaç, radikal sol direnişin tarihini cezalandırmaktır
RAF militanı Daniela Klette’den savunma: Amaç, radikal sol direnişin tarihini cezalandırmaktır
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 21 Mayıs 2026 12:16
  • Güncellenme: 21 Mayıs 2026 12:19

Eski Kızıl Ordu Faction (RAF) militanı Daniela Klette, Almanya’da Verden Eyalet Mahkemesi’nde yargılandığı davanın son duruşmasında kapanış savunması yaptı.

30 yıl kaçak yaşadıktan sonra yakalanan 67 yaşındaki Daniela Klette, Celle kentindeki yüksek güvenlikli mahkemede hakim karşısına çıktı.

1970’lerde Almanya’da gerçekleştirdikleri silahlı eylemlerle kendilerini küresel anti-emperyalist mücadelenin Avrupa ayağı olarak konumlandıran ve Baader-Meinhoff grubu olarak bilinen RAF’ın üçüncü kuşağından olan Klette, ilk duruşmasında davanın siyasi hesaplarla yürütüldüğünü ve bu direnişin tarihiyle hesaplaşmakla ilgili olduğunu söylemişti.

Hala aranmakta olan diğer sanıklar Burkhard Garweg und Ernst-Volker Staub ile birlikte para nakil araçlarına ve süpermarket kasalarına yönelik 13 soygun eylemi düzenlemekle suçlanan Klette, mahkeme heyetine ve kamuoyuna karardan önce son kez seslendi.

Duruşma öncesinde salonu dolduran arkadaşlarını selamlayan Klette, davada yaptığı savunmada sürecin bireysel suçlamalardan ibaret olmadığını, politik bir nitelik taşıdığını savundu.

Alman sol yayın organı Junge Welt tarafından yayımlanan mahkeme konuşmasında Klette, yargılamanın ‘sınıf adaleti’ çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtti.

Klette, savunmasında geçmişte yaşanan yeraltı yaşamına ve içinde bulunulan koşullara atıfta bulunarak, kendisine yöneltilen suçlamaların bu bağlamdan ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Devletin yargı mekanizmasını eleştiren Klette, sürecin politik bir hesaplaşma niteliği taşıdığını vurguladı.

Savunmasını “Gerçek özgürlüğün ancak herkes özgür olduğunda mümkün olabileceği” yönündeki ifadeyle tamamlayan Klette’nin konuşması, Junge Welt tarafından tam metin olarak yayımlandı.

‘Mesele radikal sol direnişin tarihini cezalandırmaktır’

Tam metni şöyle:

“Böylece bana karşı açılan bu ilk uzun dava sona eriyor. Burada mesele, ne pahasına olursa olsun tahakküm ve boyun eğdirmeyi dayatmaktır. Mevzu tek tek eylemler ya da pek fazla ben değilim; mesele, radikal sol direnişin tarihini gayrimeşrulaştırmak ve ibretlik bir şekilde cezalandırmaktır.

Genç bir insan olarak, kapitalist kurallara göre yaşamanın yıkıcı olduğunu hissetmiştim. İnsanlar sosyal varlıklardır ve iş birliğine odaklıdırlar. Huber kapitalizmde üretilen, rekabet yoluyla yalnızlaşma dayatmalarına boyun eğmek buna saldırmakta; birbirimiz arasında yabancılık ve mesafe yaratmaktadır. Bunun altında ezilme hissi, ancak ‘Sponti’ çevresinden ve dogmatik olmayan solcu kız arkadaşlarımla bir araya geldiğimde dağıldı. Bu tartışmalar sayesinde, yalnızlığımın temelinde bireysel bir problemin yatmadığını, bunun toplumsal koşullardan kaynaklandığını öğrendim. Bunu kavramak, etrafımızdaki adaletsizliklere karşı gözlerimi daha da açtı: Dünyanın birçok yerindeki vahşi emperyalist sömürü ve baskı ile zengin kapitalist ülkelerden kaynaklanan savaşlar. Ne pahasına olursa olsun buna suç ortağı olmak istemiyordum.

Bu durum aşağı yukarı 70’lerin ortalarındaydı. Kurumlarda ve siyasi makamlarda hala varlığını sürdüren ya da buralara yeni sızmış Nazilere, ayrıca toplumda faşizmin şekillendirdiği düşünce yapılarına karşı başkaldıran 68 hareketi rüzgarının esintisi hala hissediliyordu. Benim hayalim barışçıl bir değişimdi. Tarihe ve dünyaya bakmak, kapitalist sisteme en çok gömülmüş olan güçlü mülkiyet sahiplerinin, her türlü köklü değişime karşı en vahşi şiddetle savaşacağı gerçeğini bilincime her geçen gün daha net bir şekilde kazıdı.”

‘Sistemle radikal bir kopuş’

Klette, RAF’ın yaşamında önemli bir rol oynadığını belirterek, dönemin siyasi atmosferinde radikal sol hareketlerin kendisi üzerindeki etkisini şu sözlerle aktardı:

“Karlsruhe’de siyasallaştığım yıllarda, duvarlardaki sloganlar ya da afişler aracılığıyla RAF’tan her zaman bir şeyler duyardım. Bu sisteme karşı bu kadar kararlı bir şekilde savaşan birilerinin olması beni çok cezbediyordu. 1976/77 yıllarında siyasi mahkumları ziyaret etmeye başladım. Tecride karşı ve mahkumların bir araya getirilmesi için direniş faaliyetleriyle; Filistin, Güney Afrika, Nikaragua ve El Salvador’daki kurtuluş mücadeleleriyle; Türkiye’deki NATO darbesine karşı Türk yoldaşlarla dayanışmayla dolu bir hayat başladı. Uluslararası kurtuluş mücadeleleri bizim için aynı zamanda dünya çapındaki kadın kurtuluş mücadelesini de temsil ediyordu. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden (FHKC) Leyla Halid, ABD’deki siyah kurtuluş hareketinden Assata Shakur ve Angela Davis ve ayrıca Batı Avrupa’da silahlı mücadele yürüten gruplardaki kadın yoldaşlar bizim için birer örnekti. Son on yıllarda, özellikle Rojava’daki Kürt kurtuluş hareketi örneği, kadınların özgürleşmesi mücadelenin belirleyici bir parçası olduğunda herkes için ne kadar büyük bir güç doğduğunu gösterdi.

80’lerin sonu, 90’ların başında devrimci politikanın yeniden tanımlanması ve köklü bir şekilde muhasebe edilmesi gerektiği aşikardı.Sovyetler Birliği’nin çöküşünü kapitalizmin nihai zaferi olarak kabul etmek istemiyorduk. Dünya çapındaki sosyalist hareketin bu şekilde zayıflamasının felaket getiren sonuçları olacağı açıktı. Federal Almanya Cumhuriyeti’nde (BRD) bu durum, Federal Ordu’nun (Bundeswehr) açıkça savaşan bir ordu olarak geri dönmesine ve hemen ardından Yugoslavya’ya karşı uluslararası hukuka aykırı savaşa girilmesine yol açtı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin (DDR), Federal Almanya tarafından yutulmasına neden oldu. Aynı zamanda milliyetçi bir zafer sarhoşluğu kutlanıyordu. Bu durum sağcılar tarafından hevesle sahiplenildi ve birleşen Almanya’nın Batı ve Doğusunda Solingen ve Mölln’deki gibi ölümcül kundaklama saldırılarına yol açtı.

Elbette dünya genelinde solun bu ağır güçsüzlüğünün farkındaydık ve bu yüzden de önümüzdeki sorulara cevaplar bulabilmek ve radikal bir sol güç olarak varlığımızı sürdürebilmek için tüm çabayı gösterme duygusuyla hareket ediyorduk. Buna dair tartışmalar illegaldeki kişilerle birlikte yürütülüyordu. Uzun vadede, sürekli olarak gözetim altındaki durumlardan sıyrılıp sonra tekrar geri dönmek çok tehlikeliydi. Bu, direnişi tamamen hayatımın merkezine koyma kararıydı. RAF’ın hayatımda önemli bir rol oynamış olduğu, burada yazdıklarımdan anlaşılmaktadır. Bu yoldaşlar benim için, bu sistemle bağları koparmanın ve özgürlük için temel bir direniş içinde savaşmanın olasılığını temsil ediyordu. Radikal veya militan sol olarak kesinlikle birçok hata yaptık, ancak kesinlikle zamanımızın sefaletini omuz silkerek geçiştirme hatasını yapmadık.

‘İllegalite bir macera değil, savunma pozisyonuydu’

Klette, RAF’ın kendini feshetmesinden sonraki süreci ve maruz kaldıkları suç ceza politikalarını yeraltı yaşamı üzerinden değerlendirdi:

“1998 yılında RAF kendi kararıyla kendini feshetti. 1998’den sonra kamuya açık olarak sadece Burkhard Garweg, Volker Staub ve ben arandık. Bizim üzerimizden RAF’a ve onunla birlikte Federal Almanya tarihinin temel bir direniş parçasına karşı kazandıkları zaferin törenini kutlamak istiyorlardı. İllegalitede, radikal solcular olarak sınırlar dahilinde ve geri çekilmiş olsak da özgürlük içinde yaşamaya devam etme imkanımız vardı. Burada yoldaşlar ve arkadaşlarla kendi belirlediğimiz, dayanışma içindeki ilişkilerle yaşayabilir ve gelecekteki yolumuza karar verebilirdik. İllegalitede geçen bu kadar uzun bir yaşam bu tarihten doğdu. Macera hevesinden ve kesinlikle zenginleşmek için değil. Bu durum son on yıllarda ve bugün, direnişin bir savunma pozisyonudur. Koparıldığım o hayat benim için çok şey ifade etse de, durumdan şiddet kullanarak ve ateş ederek kurtulmaya çalışmak gibi bir plan yoktu. Buna rağmen davada hala sözde bir öldürme niyetine bağlı kalınmaktadır. Mesele, sözde kamu güvenliğini tehdit eden suçlulara yönelik insan avını meşrulaştırmaya devam etmek ve ibretlik bir ceza vermeyi amaçlayan bir şeytanlaştırmadır.”

‘Sokaklardaki yıkımın sorumlusu yoksulluk, ırkçılık ve emperyalist savaşlardır’

Klette, dava dosyasında yer alan soygun eylemlerinin mağdurlarıyla ilgili değerlendirmelere de değinerek, toplumsal travmaların kaynağının sistemsel koşullar olduğunu şu sözleriyle anlattı:

“Soygunlardan etkilenen bazı kişilerin bu davada konu edilen psikolojik sonuçlarıyla ilgili olarak, Burkhard Garweg’in Ekim 2024’te illegaliteden gönderdiği selamlama mesajındaki şu bütünüyle katıldığım ifadesini aktarmak isterim: ‘Kasiyerlerin ve para kuryelerinin travmatize olması üzüntü vericidir.’ Hem kasa personeli hem de para ve değerli eşya taşıma çalışanları proleterdir, düşman değildir.

Mahkemenin, sokakların travmatize olmuş insanlarla dolu olduğunu tespit etmesi doğrudur; ancak bu insanlar yoksulluk, ırkçılık, patriyarka, polis şiddeti ve emperyalist savaşlar yüzünden travmatize olmuşlardır. Bunun faturasını bana kesmek, yaşanan sefaleti araçsallaştırmaktır ve uzun bir hapis cezasını gerekçelendirmeyi amaçlamaktadır. Kitlelerin yaşadığı travmaların aşılması, uluslararası düzeyde derhal ama aynı zamanda köklü değişiklikler gerektirir. Çünkü Sudan, Filistin, Suriye, Lübnan, Iran, Ukrayna gibi yıllardır savaşın içinde olan ya da Küba gibi yaptırımlarla boğulan ülkelerdeki travmaların boyutunun hayal edilemeyecek kadar dramatik olması gerektiği gün gibi ortadadır.”

‘Alternatif, dünya çapında bizim görevimizdir’

Klette savunmasında, Ocak 2026’daki Rosa Luxemburg Konferansı’na yoldaşı Burkhard Garweg tarafından gönderilen mesajı hatırlattı:

“‘Alternatif, dünya çapında bizim görevimizdir ve bu alternatif; tarihin, büyük ve küçük devrim girişimlerinin, şehir gerillalarının, anarşistlerin, komünistlerin, sosyal devrimcilerin, ataerkillik ve sömürgecilik karşıtı mücadelelerin ve hareketlerin büyük ve küçük hatalarını aşarak tarihi deneyimler açısından zenginleşebilecek bir sosyalizmidir. Buna ulaşmak, nihayetinde bu gezegende yaşamın devam edip edemeyeceğini ve hangi koşullar altında mümkün olacağını belirleyecektir. Hepimiz için kapitalizme karşı alternatifin ne olduğu ve hem sistemsel süreçlerin hem de bizim bu süreçlere giden yollarımızın ne olacağı sorusu varoluşsal bir sorudur ve ertelenemez.’ Burkhard Garweg, Ocak 2026’daki Rosa Luxemburg Konferansı’na gönderdiği selamlama mesajından.

Bunun izi, şu kişilerin yürüttüğü tüm farklı direniş faaliyetlerinde yaşamaktadır:
– Güç ve hammadde savaşında halk içindeki gençlerin, zengin olmayanların ve güçsüzlerin savaşta yem olarak kullanılacağını bilen ve bu nedenle militarizasyona, zorunlu askerliğe ve silahlanmaya, yani savaşa karşı çıkanlar,
– İsrail’in ne kadar teröristçe olursa olsun her politikasının sarsılmaz bir şekilde desteklenmesi Almanya’nın devlet aklı olarak belirlenmiş olmasına ve buna karşı çıkan herkesin dışlanma ve kriminalize edilme tehdidiyle karşı karşıya kalmasına rağmen; aktivistler, göstericiler, gazeteciler, sanatçılar ve bilim insanları olarak buna karşı itirazlarında ısrar edenler,
– Doğrudan Nazilerin karşısına dikilip koruma organize eden ve aynı zamanda faşizmin temelinin kapitalizmde yatması nedeniyle işin sadece bununla bitmediğini söyleyenler.”

‘Herkes özgür olduğunda gerçekten özgür olabiliriz’

Klette savunmasını dünya genelindeki güncel toplumsal hareketlere selam göndererek şu cümleyle tamamladı:

“Bunlar, bugün ve son yıllarda pek çok çelişki etrafında gelişen ya da bir kısmı zaten uzun süredir var olan çok çeşitli direniş faaliyetlerinin tamamı değildir: Ataerkil şiddete karşı feminist ve bugünün kuir-feminist örgütlenmeleri; acil yardıma ihtiyacı olan mültecileri geri püskürtmek için sınırlarda kurulan ve giderek daha kusursuzlaşan baskıcı tecrit sistemine karşı sayısız girişim; Gazze ve Küba’ya giden filola; Gazze’ye silah sevkiyatına ve militarizasyona karşı liman ablukaları ve İtalyan ile Yunan işçilerin Filistin halkıyla dayanışma grevleri.

Bu aynı zamanda benim ve bizim özgürlüğümüze, nihayetinde herkesin özgürlüğüne ve her türlü baskıyı geride bırakmış bir dünyaya olan umuttur. Ancak herkes özgür olduğunda gerçekten özgür olabiliriz.”