Sert kutuplaşma atmosferinde Kolombiya seçimleri: Solun adayı Cepeda anketlerde ilk sırada

Kolombiyalılar, son derece kutuplaşmış bir seçim kampanyasının ardından bu pazar günü cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandık başına gidiyor.

Sert kutuplaşma atmosferinde Kolombiya seçimleri: Solun adayı Cepeda anketlerde ilk sırada
Sert kutuplaşma atmosferinde Kolombiya seçimleri: Solun adayı Cepeda anketlerde ilk sırada
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 30 Mayıs 2026 11:38

Kolombiya, 31 Mayıs’taki başkanlık seçimlerine sert bir kutuplaşma atmosferinde gidiyor. İkinci tura kalacağı neredeyse kesin görünen yarışta solun adayı Iván Cepeda ilk sırada. Güvenlik korkusu üzerinde yükselen aşırı sağcı Abelardo de la Espriella, Cepeda’nın başlıca rakibine dönüşüyor. Uribeci sağın adayı Paloma Valencia ise geleneksel muhafazakârlığın temsilcisi olarak üçüncü sırada kalıyor.

41 milyonu aşkın kayıtlı seçmenin yaklaşık 1,2 milyonu yurtdışında oy kullanacak. İlk turda hiçbir adayın yüzde 50’yi aşması beklenmediğinden, kesin sonucun 21 Haziran’daki ikinci turda belirlenmesi yüksek ihtimal.

İlk turda 14 aday yarışsa da seçim rekabetinin iktidar partisi adayı Ivan Cepeda, aşırı sağcı Abelardo de la Espriella ve eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe’nin desteklediği merkez sağ adayı Paloma Valencia arasında geçmesi bekleniyor.

Halen senatör olarak görev yapan ve Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun siyasi çizgisinin devamı olarak görülen Tarihsel İttifak (Pacto Historico) adayı Cepeda, kamuoyu yoklamalarında ilk sırada yer alıyor.

Cepeda, 1994’te paramiliter gruplar tarafından düzenlenen suikastta hayatını kaybeden komünist lider Manuel Cepeda Vargas’ın oğlu olarak biliniyor.

Ailesine yönelik ölüm tehditleri nedeniyle yaşamının farklı dönemlerinde sürgünde kalan Cepeda, bu süreçte modern ve reformist sosyalist görüşleri benimsedi.

Cepeda, seçilmesi halinde Cumhurbaşkanı Petro’nun sosyal reformlarını sürdürmeyi, yolsuzlukla mücadele etmeyi, eşitsizliği azaltmayı, kurumsal reformlar gerçekleştirmeyi ve diyalog yoluyla barışı güçlendirmeyi vadediyor.

Aşırı sağcı De la Espriella, 10 ‘mega hapishane’ sözü verdi

Avukat ve iş insanı De la Espriella ise hayranı olduğunu açıkça dile getirdiği El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin güvenlik politikalarını örnek alıyor.

De la Espriella’nın öne çıkan vaatleri arasında 10 “mega hapishane” inşa etmek, Petro hükümetinin “Topyekun Barış” (Paz Total) politikasını sonlandırmak, uyuşturucu kaçakçılığı ve silahlı gruplarla mücadelede daha sert ve askeri odaklı bir güvenlik stratejisi uygulamak yer alıyor.

Vatan savunucuları (Defensores de la Patria) sloganıyla siyasete atılan De la Espriella’nın müvekkilleri arasında, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakın çevresinde yer aldığı belirtilen ve kısa süre önce hakkındaki “kara para aklama ve yaptırım ihlali” suçlamaları nedeniyle ABD’ye iade edilen Venezuelalı iş insanı Alex Saab da bulunuyor.

De la Espriella, kamuoyu yoklamalarında ikinci sırada yer alıyor.

Ölüm tehditleri aldığını öne süren De la Espriella, seçim mitinglerini kurşungeçirmez camların arkasında gerçekleştirdi.

Eski Cumhurbaşkanı Leon’un torunu Valencia

Eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe’nin liderliğini yaptığı Demokratik Merkez (Centro Democratico) partisinin adayı Valencia ise ülkede etkili bir sağ siyasi akım olan “Uribismo”yu yeniden iktidara taşımayı hedefliyor.

Hükümetin güvenlik politikalarını “sert” sözlerle eleştiren Valencia, savunma bütçesini artırmayı ve güvenlik güçlerine 60 bin yeni asker ile polis kazandırmayı vadediyor.

Valencia, geçmişte ABD ile ortak yürütülen uyuşturucuyla mücadele programını örnek alan “Plan Kolombiya 2.0” uygulamayı hedeflediğini belirterek, vergilerin düşürülmesini ve alternatif enerji kaynaklarına daha fazla yatırım yapılmasını savunuyor.

Valencia, Kolombiya’nın tanınmış köklü hanedan ailelerinden birine mensup olup, muhafazakar eski Cumhurbaşkanı Guillermo Leon Valencia’nın da torunu olarak biliniyor.

Seçim yarışında, Antioquia eski Valisi Sergio Fajardo ve Bogota eski Belediye Başkanı Claudia Lopez gibi tanınmış isimler de bulunuyor.

Ancak her iki aday da kamuoyu yoklamalarında geride kalırken, seçmenin daha belirgin siyasi tercihlere yönelmesi nedeniyle merkez siyasetin desteğini toplamakta zorlanıyor.

Seçim yarışında eski bakanlar Daniel Palacios ve Mauricio Lizcano, iş insanı Santiago Botero, avukat Sondra Macollins ve Kolombiya’nın eski Londra Büyükelçisi Roy Barreras de yer alıyor.

Söz konusu adaylara, hiçbir kamuoyu şirketi kazanma şansı vermiyor.

Anketler, Cepeda’ya işaret ediyor

Ülke genelinde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, solun adayı Cepeda ortalama yüzde 37,8 oy oranıyla ilk sırada yer alıyor.

Cepeda’yı yüzde 28,1 ile aşırı sağcı aday Abelardo de la Espriella takip ederken, muhafazakar aday Paloma Valencia’nın oy oranı yüzde 18,6 seviyesinde seyrediyor.

Diğer adaylar ve kararsız seçmenlerin toplam oranı ise yüzde 15,5 olarak ölçülüyor.

Bir aday ilk turda oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması halinde cumhurbaşkanı seçilecek. Aksi durumda, seçim 21 Haziran Pazar günü yapılacak ikinci tura kalacak.

Uluslararası manzara

Kolombiya yalnızca iç savaştan çıkmaya çalışan bir ülke değil; yaklaşık 53 milyon nüfusu ve Latin Amerika’nın dördüncü büyük ekonomisiyle kıtasal dengeleri etkileyen başlıca güçlerden biri. Bu nedenle Bogotá’daki yön değişiklikleri yalnızca içeride değil, Washington’dan Brasília’ya kadar bölgesel denklemin tamamında yankı yaratıyor.

Uluslararası ve yerel gözlemciler, seçimi teknik bir sandık güvenliği sınavı olarak okumakla yetinmiyor. Avrupa Birliği Kolombiya’nın daveti üzerine ülkeye seçim gözlem misyonu gönderdi. Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) marttaki yasama seçimlerine ilişkin değerlendirmesinde seçimlerin genel olarak sakin geçtiği, ancak güvenlik ve kutuplaşma risklerinin sürdüğü vurgulandı. Kolombiya’daki sivil toplum gözlem ağı MOE ve uluslararası kuruluşlar da seçim ortamının artan şiddet, dezenformasyon ve aday güvenliği bakımından kırılganlaştığına dikkat çekiyor.

Şiddet ve kırılganlık

Bu kırılganlık yeni değil. Nisan sonunda bianet’in de haberleştirdiği gibi ülkenin güneybatısında iki gün içinde 26 saldırı düzenlenmiş, Cali-Popayán hattındaki patlamalarda ölü sayısı 21’e yükselmişti.

Saldırılar, seçim atmosferinin hangi bölgelerde sertleşeceğine dair erken bir işaret gibiydi. Şiddetin arkasında, büyük ölçüde 2016 FARC barış anlaşmasını reddeden muhalif yapıların en büyük çatısı olan EMC var. Bu yapılar seçim sürecinde yalnızca güvenlik tehdidi olarak görünmekle kalmıyorlar; izledikleri stratejiyle aynı zamanda yeni hükümetin kendilerini, dikkate alınması gereken askeri-siyasal aktörler olarak kabul etmesini sağlama çabasındalar.

Nisandaki saldırıların üzerinden geçen yaklaşık bir ayda şiddet gündemden düşmedi. Son günlerde özellikle İHA saldırıları, polis merkezlerine yönelik EYP saldırıları ve kırsal bölgelerde seçime katılımı düşürebilecek korku atmosferi öne çıkıyor. Jamundí gibi bölgelerde seçmenlerin sandığa gidip gitmeme konusunda tereddüt yaşadığına ilişkin haberler, şiddetin yalnızca can kaybına değil, doğrudan siyasal temsil sorununa da yol açtığını gösteriyor.

FARC barışı ne getirdi?

Bu sorunun yanıtı çift yönlü. 2016 anlaşması, ülkenin en büyük gerilla örgütünün ana gövdesini silahlı mücadele dışına çıkardı; FARC’ın siyasal alana geçişini sağladı; hakikat, mağduriyet, toprak reformu ve geçiş adaleti açısından tarihsel bir çerçeve oluşturdu.

Ancak anlaşma, savaşı besleyen ekonomik yapıları ortadan kaldırmadı. Devletin FARC’ın boşalttığı alanları dolduramadığı bölgelerde anlaşmayı tanımayan eski FARC unsurları, Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN), EMC, eski FARC liderlerinden Iván Márquez öncülüğündeki Segunda Marquetalia, Clan del Golfo ve diğer yerel silahlı yapılar farklı biçimlerde alan tutmayı sürdürdüler.

Gustavo Petro’nun bilançosu

2022 seçimlerini yarım yüzyıl sonra ilk kez sola kazandıran Gustavo Petro’nun “Toplam Barış” stratejisi de bu miras üzerine kuruldu. Petro, Kolombiya’daki şiddetin yalnızca askeri operasyonlarla çözülemeyeceğini; köylü yoksulluğu, toprak eşitsizliği, uyuşturucu ekonomisi, yasa dışı madencilik ve devletin kırsaldaki zayıf varlığıyla birlikte ele alınması gerektiğini savundu.

Bu yaklaşım tarihsel olarak güçlü bir zemine dayanıyordu. Ancak uygulamada hükümetin inisiyatifi silahlı gruplara kaptırdığı eleştirileri de arttı. ELN ve FARC bakiyesi yapılar açısından seçim yeni bir pazarlık eşiği anlamına geliyor. Bu gruplar, Cepeda’nın kazanması halinde müzakere kanallarının açık kalacağını biliyor. Sağın kazanması halinde ise askeri baskının sertleşeceğini öngörüyor. Bu nedenle şiddet yalnızca ideolojik bir saldırı değil; yeni bir hükümet kurulmadan önce masadaki ağırlığı artırma aracı olarak da işliyor.

Göçmen sorunu

Kolombiya seçiminin önemli başlıklarından biri de Venezuelalı göçmenler. Kolombiya, Venezuela’daki yoksulluk ve kıtlıktan kaçan milyonlarca insan için hem sığınma hem de geçiş ülkesi haline geldi. Petro hükümeti Venezuela ile ilişkileri normalleştirme yoluna giderken, göç yönetimi büyük ölçüde ikincil bir başlık olarak kaldı.

Sağ muhalefet, göç meselesini güvenlik, sınır kontrolü ve kamu hizmetleri üzerindeki baskı hedefiyle kullanmaya eğilimli. Sol ise insani koruma ve bölgesel normalleşme dilini koruyor; ancak bu alanda henüz güçlü ve görünür bir başarı hikâyesi üretmiş görünmüyor.

Koka tarımı ve ABD baskısı

Koka tarımı meselesi ise bütün güvenlik tartışmasının maddi zeminini oluşturuyor. Kolombiya’da koka yalnızca uyuşturucu ekonomisinin hammaddesi değil; aynı zamanda yoksul köylüler için çoğu durumda piyasaya erişebildikler nakit gelir getiren tek ürün.

Geçmişte uygulanan zorla imha politikaları, köylüleri daha da yoksullaştırırken silahlı gruplar ile devlet arasındaki gerilimi köylerin içine kadar taşıdı; üstelik çoğu zaman ciddi ekolojik tahribat da yarattı. Petro bu nedenle koka üreticisi köylüyü doğrudan “suç” ile özdeşleştiren yaklaşımı reddetti.

Ancak yüksek düzeyde koka ekimi ve kokain üretimi, ABD’nin ve Kolombiya’nın Petro’ya karşı kullandığı en güçlü kozlarından biri olmaya devam ediyor. Washington’un uyuşturucuyla mücadele sertifikasyonu, güvenlik yardımları ve sınır aşan narkotik söylemi üzerinden kurduğu baskı, seçim kampanyasının görünmeyen ama güçlü arka planlarından birini oluşturuyor.

Petro ise koka tarımının askeri imhayla değil; köylüye geçim sağlayacak alternatif ürünler, altyapı yatırımları, pazar erişimi, toprak reformu ve ekolojik üretim modelleriyle çözülebileceğini savunuyor.

Bu tartışma aslında Kolombiya’nın temel sorusuna dayanıyor: Devlet kırsala asker ve polis olarak mı gidecek, yoksa okul, yol, sağlık, kredi, ürün alımı ve toprak güvencesi olarak mı? Eğer koka yerine önerilen ürün köylüyü geçindirmiyorsa, “ikame” yalnızca kâğıt üzerinde kalıyor. Devlet yalnızca imha ekipleriyle geldiğinde, köylü için yasallık değil, daha derin bir güvencesizlik yaratıyor.

Kolombiya devleti içindeki ABD

Kolombiya’da ABD etkisi dış politika başlığı olmaktan çok devletin güvenlik aklına yerleşmiş tarihsel bir yapı niteliği taşıyor. Uyuşturucuyla savaş, kontrgerilla doktrini, askeri yardım ve istihbarat iş birliği onlarca yıl boyunca Kolombiya devlet zihniyetinin temel bileşenlerinden biri haline geldi.

Bugün ise geçmişteki açık askeri müdahale ya da darbe siyasetinden çok, göç, uyuşturucu, Venezuela ve Çin etkisi ve enerji güvenliği üzerinden işleyen yeni bir Monroe refleksi öne çıkıyor. Bu nedenle Kolombiya seçimi yalnızca iç politika açısından değil, ABD’nin Latin Amerika stratejisinin geleceği açısından da kritik önem taşıyor.

Petro’nun tarihsel önemi, bütün bu düğümlerin ortasında ilk solcu başkan olarak iktidara gelmesiydi. Ancak dört yıllık dönemin sonunda geride tamamlanmış çözümler değil; eksik, tartışmalı ve çatışmalı bir miras bırakıyor.

Sosyal reformlar, asgari ücret artışları, emek hakları ve vergi politikaları sol tabanda önemli karşılık buldu. Buna karşılık güvenlik krizi, bürokratik direnç, Kongrede sağın gücü, yönetim hataları ve medya-sermaye blokunun baskısı Petro yönetimini sürekli savunma pozisyonunda tuttu.

31 Mayıs seçimleri bu nedenle yalnızca Petro’nun yerine kimin geçeceğini belirlemeyecek. Kolombiyalılar aslında iki farklı korku arasında oy kullanacak: Bir tarafta çözülemeyen şiddetin sürmesi korkusu; diğer tarafta eski kontrgerilla devletinin geri dönmesi ihtimali. Sağ ilk korkudan, sol ise ikincisinden besleniyor.

Seçim sonucu, Kolombiya’nın ülkeye yoksulluk ve zulümden başka bir şey getirmemiş olan savaşa dönüş ve kırılgan barışı güçlendirme seçenekleri arasındaki yol arayışına yön verecek. (Bianet/AA)