Kavga sonraya kaldı / Cevahir’in Anısına

Ve çocukluğunun bir düğme kadar delik yerinden bakılırsa

Gözleri bir çağla çekirdeği gibi beyaz ve kocamansa o zaman

Gözleri iki safran ipliği şimdi

Güneşin doğuşu kadar ona selam vermenin de önemi var. Hergün güneşe selam verenleri izledi ve güneşle konuştu. Dağ şehrinin ortasında, camdan bir fanusa yerleştirilmişti. Görülsün, bilinsin diye değil. Her hali görülsün diye. Bir dönemin en sıcak yazının, en soğuk mevsimine uzandığı zaman diliminde yaşadı. Tarihin yükünü omuzlarken, inanmanın, yoldaşlığın, dostluğun, adalı olmanın güzelliğiyle koşuyordu. Ülkenin en uzun hafıza tarihi, en kısa yolculuk serüveniydi yetmişbir yazı ve yetmişiki martı. Sonrası intikam yeminiydi. Kızıldere ile devam etti. Meclis, üç fidanı, Amed zindanı İbrahim’i yok etmişti.

Nurhak Dağlar’ı, Maltepe’den habersizdi. Maltepe’de bir evin içinde radyodan Nurhak dinleniyordu. Yoldaşlar gidiyordu yoldaşlar direnirken. Beraber şiirler okumuş, gülmüş, ezgilere eşlik etmişlerdi. Nurhak yanarken, Cevahir ve Mahir şiirle bütünleşmiş ve şiirin içine yerleştirdikleri tohum yeşermeye başlamıştı.

Seyrediyorsa susarak

Biliyordur tam göğsünün altında yaşar gibi

Biliyordur ki bir eylemdir yerine göre susmak

Bir mektuba sığınmak, bir şarkıda çoğalmak ve insanların gönlüne ses olmak Cevahir’in iç dünyasındaki enginlikti. Elbet bunlardan çok fazlasıydı Cevahir. Bitmez tükenmez bir sevgi ve ruhuna karışan inancın kol gezdiği, yüzünü güneşe döndüğü bir dağdı. O, Dersim dağlarının sırlarını yüklenip de düşmüştü yola.  Büyük kentle çatışmaları olan biriydi. Kurtlar sofrasında merhameti, dostluğu yoldaşlığı arıyordu. “Bu kent öylesine rezil, öylesine kahrolası bir kent ki… Burada gerçek anlamda dost, sevdiklerini katıksız seven, inandıklarına hilesiz inanan insan pek az. Burada ‘dostluk kabzasına iki düşman elin sarıldığı hançere benzer.’ Benim insan eli değmemiş bir kaya olma özlemim, tutkum bundan.” Kaya olma özlemi, özlemi kaya olanlarla buluşturdu. Dünyanın en hızlı yarışına en yoldaşça, en tutkulu halleriyle girdiler.

Bir şarkı ne zaman güzel değildir

Sonu olduğu zaman

sonu yoktur çünkü güzel şarkıların

Devrime giden yolun en virajlı yeriydi haziran. Bir şiir mesafesi, bir dizenin sıcaklığı ve yüksek sesle “Saman Sarısı” okumanın coşkusu gibi milim milim  yaklaşıyordu çığlıkların ara verildiği yere doğru. Hüzün ve bellek bir tarihten çok öte bir şeydi. Tarih ağır yenilgileri değil, ağır bedel ödeyenleri omuzluyordu. Börklüce’nin suskunluğu hâlâ bugünlerde. Hâlâ Hüseyin’in kollarında. Tarihin en ağır işkencesine uğrayan Börklüce’yi susarak izledi. “İriş Dede Sultan İriş” sözü aynı zamanda ona ve onlaraydı. Sözcükler sadece eşlik eder güzel insanlara ve anılarına. Tarihin en görkemli yerlerinden onlara ses verir, el sallar. Onların en iyi yanlarına en ağır dizeyi gönderir.

Duvar diplerinde ve sakınaraktan

Bir akşamüstü sırasında

Saygı anılarınıza

Saygımız ki bir kurşun yarası kadar derin.

(Dizeler, Edip Cansever’in Pas şiirinden)

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.