İstanbul’un tam kalbinde, Haliç’i tepeden gören bir yamaçta yer alan Beyoğlu Belediyesine ait Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Merkezi; şehrin gürültüsünden birkaç adım ötede ama bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Kapıdan içeri adımınızı attığınız anda sizi karşılayan ilk şey manzara değil; yoğun, yankılı ve birbirine karışan havlama sesleri oluyor. Bu sesler, sadece bir kalabalığın değil; aynı zamanda yarım kalmış hikâyelerin, terk edilişlerin ve yeniden kurulan güvenlerin sesi.
Kapasite aşıldı: Barınaklara dönüşen merkezler
Bir zamanlar “Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” yöntemiyle işleyen sistemde, sokaktan alınan hayvanlar tedavi edilip tekrar yaşam alanlarına bırakılıyordu. Ancak kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak anılan düzenlemenin ardından bu merkezlerin işlevi de değişmiş durumda. Sokaklardan toplanan ya da sahipleri tarafından terk edilen hayvanlar artık geri dönemiyor; merkezler geçici duraklar olmaktan çıkıp kalıcı yaşam alanlarına, hatta kapasitesinin ötesine taşan küçük barınaklara dönüşüyor.
Kafeslerde yazılı isimler, yarım kalan hikâyeler
Merkezin kapasitesi 39 köpek olmasına rağmen bugün 70’in üzerinde köpek ve 40’a yakın kedi burada bulunuyor. Her biri yaklaşık 40-50 metrekarelik alanlara sıkışmış durumda. Kafeslerin önünde yazan isimler ise bu kalabalığı anonimlikten kurtarıyor: Lina, Cingöz, Atlas, Özgür… Neredeyse çoğu bir zamanlar bir evin parçası, bir hayatın tanığı.
İlk bakışta çoğunun evcil olduğu hemen anlaşılıyor. İnsanla kurdukları temas, gözlerindeki beklenti, kafesin kapısı aralandığında yaşadıkları kısa süreli özgürlük hissi bunu ele veriyor. Alanın sol üst köşesinde ise yavru köpekler var. Kafeslerinden yeni çıkmış, kendileri için ayrılan küçük alanda güneşe uzanmışlar. O an, tüm bu hikâyenin içinde kısa bir nefes gibi.

Gönüllüler umut oluyor
Merkezde yalnızca hayvanlar yok; onlarla birlikte bu alanı anlamlı kılan veterinerler, yetkililer ve bir grup gönüllü de var. Haftada iki gün, çarşamba ve pazar günleri buraya gelen gönüllüler; köpekleri kafeslerinden çıkarıyor, gezdiriyor, onlarla vakit geçiriyor. Yaklaşık 15-20 kişilik bir grup, ikişerli ekipler hâlinde köpeklerle ilgileniyor. Her birinin ismini biliyor, hikâyesini hatırlıyorlar.
Sahiplendirme zorlaştı, süreç tıkandı
Beyoğlu Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Mehti Fidan, merkezin işleyişini şöyle anlatıyor:
“Buraya gelen hastaların ilk detaylı muayenesi yapılıyor. Birkaç kan testinden sonra eğer tedaviye gereksinimi varsa tedaviye başlıyoruz. Eğer tedavi edilecek bir durum yoksa bu çocuklarımız için belirli bir koruma takvimimiz var. Daha sonra da sahiplendirmek için vatandaşlarımızı bekliyoruz.”
Ancak sahiplendirme süreci, sanıldığı kadar kolay ilerlemiyor. Yeni yasal düzenlemeler, özellikle apartman yaşamına dair şartlar süreci zorlaştırıyor. Fidan, bu duruma da dikkat çekiyor:
“Yasa sonrasında bakımevlerine gelen taleplerimiz arttı. Sadece bakımevlerinde değil sokaklardaki hayvan sayısı da arttı. Vatandaşlarımızın gereken evrakları toplaması, özellikle Kat Mülkiyeti Kanunu’na uygun bir apartman yönetim planı bulmaları çok zor. Bu da sahiplenme yüzdelerimizi düşürüyor.”

Amaç sadece bakım değil, rehabilitasyon
Gönüllüler ise bu sürecin en hayati parçası. Patilen Beyoğlu Gönüllüleri’nden Taci Karan, şubat ayında başladıkları çalışmaları anlatırken aslında bu alanın nasıl dönüştüğünü de özetliyor:
“Şubat ayında çalışmaya başladık. Patilen Beyoğlu Gönüllüleri olarak bir grup oluşturduk. Beyoğlu Belediyesi barınağında yaklaşık 60 köpeğimiz var ama bu sayı yavrularla birlikte her geçen gün artıyor.”
Karan, yaptıkları çalışmanın yalnızca bakım değil, aynı zamanda bir rehabilitasyon süreci olduğunun altını çiziyor:
“Onlarla ilgili rehabilitasyon çalışması yapıyoruz. Zaman geçiriyoruz, insanlarla tekrar iletişim kurabilmeleri için güven sağlamaya çalışıyoruz. Amacımız bir süre sonra kafesten çıkmalarını sağlamak. Bunu da başarmaya başladık.”

‘Bizim varlığımız birçok şeyi değiştiriyor’
Bu çabanın etkisi somut olarak da görülüyor. Daha önce insan temasından kaçınan, köşesine çekilen bazı köpeklerin zamanla tasma takılmasına izin verdiği, yürüyüşe çıktığı, hatta oyun oynadığı gözlemleniyor. “Önümüzdeki süreçte burada olmak çok önemli. Bizim buradaki varlığımız birçok şeyi değiştiriyor” diyor Karan.

Yufka, Lina ve diğerleri: Terk edilişin izleri
Gönüllülerden Bihter Öngel ise her bir hayvanın arkasında ayrı bir hikâye olduğuna dikkat çekiyor. Onun anlattıkları, bu merkezin aslında bir terk edilme haritası olduğunu ortaya koyuyor:
“Hepsinin bir hikâyesi var. Buraya terk edilmiş köpeklerimiz de var. Örneğin Yufka isimli bir köpeğimiz var; sahibi çok yaşlandığı ve bakamayacağı için buraya bırakıldı. Lina var, oldukça genç bir köpek; bundan bir ay önce Taksim Meydanı’na terk edilmişti.”
Öngel’in sözleri, gönüllülerin yalnızca bakım değil, aynı zamanda yeniden hayata hazırlama sürecinde de rol aldığını gösteriyor:
“Yaklaşık 4-5 köpeğin üç dört ay içerisinde kafesten ilk adımlarını atmasını sağladık.”

Merkeze ilk kez gelen Alexander: Hayvanları çok seviyorum
Merkezde ilk kez bulunan gönüllüler de var. Jorg Alexander, hayvan sevgisinin onu buraya getirdiğini söylüyor:
“Bir köpeğim var, üç kedim var. Hayvanları çok seviyorum. İlk defa buradayım. Sık sık gelmek istedim ama hiç zamanım yoktu. Üniversitede çalışıyorum, dersler bitti şimdi; o yüzden zamanım var. Denemek istedim, güzel bir şey.”
Havlama sesleri yerini sessizliğe bıraktı
Haliç manzarasının hemen yanı başında, şehrin en merkezi noktalarından birinde yer alan bu merkezden ayrılma vakti geldiğinde, sabah birbirine karışan havlama sesleri yerini dikkat çekici bir sessizliğe bıraktı. Birkaç saat önce heyecanla kafeslerinden çıkmak için sabırsızlanan köpekler; gezdirildikten ve temas gördükten sonra sakinleşmiş, adeta yorulmuş bir huzurun içine çekilmişti. Bu değişimi en iyi tarif eden bir gönüllünün sözleri oldu:
“İnsan sevildiğinde nasıl sakinleşip huzur buluyorsa onlar da aynı şekilde değişiyor. Buraya her gelişimizde bunu yeniden görüyoruz. Keşke her gün gelebilsek… O zaman çok daha fazlasını değiştirebiliriz. Herkesin gelip bunu görmesini isterim.”




