• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Ahmet Özer: ‘Çektiğim ceza feda olsun, hepimiz barış için fedakarlık yapalım’

Ahmet Özer: ‘Çektiğim ceza feda olsun, hepimiz barış için fedakarlık yapalım’

 Yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin uzatılmadan somut adımların atılması gerektiğini belirterek, “Barış bizden büyüktür. Benim çektiğim ceza feda olsun. Hepimizin fedakarlık yapması lazım” dedi.

Ahmet Özer: ‘Çektiğim ceza feda olsun, hepimiz barış için fedakarlık yapalım’
Ahmet Özer: ‘Çektiğim ceza feda olsun, hepimiz barış için fedakarlık yapalım’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 18 Haziran 2026 09:40
  • Güncellenme: 18 Haziran 2026 09:42

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yasal düzenlemelerin tartışıldığı bir dönemde, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik açılan iptal davasında “mutlak butlan” kararı verildi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) de yaptığı açıklamayla söz konusu duruma tepki göstererek, kararın “hukuk ve adaletle bağdaşmayan, siyaseti yargı eliyle dizayn etmek isteyen bir siyasi baskı operasyonunun ve anlayışının parçası” olarak değerlendirdi.

İstanbul’un Esenyurt ilçesinde “Kent Uzlaşısı” ile seçildikten sonra yerine kayyım atanan ve bir süre tutuklu kalan Belediye Başkanı Ahmet Özer, süreç kapsamında yaşanan gelişmeler ile “mutlak butlan” kararına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Melik Varol’un sorularını yanıtladı.

Söyleşinin tamamı şöyle:

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne başından bu yana destek veren isimlerden birisiniz. Sürecin geldiği aşamaya dair neler söylersiniz?

Sürecin tarihi bir adım olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin demokrasisi ve ekonomisi açısından önemli bir fırsat sunuyor. Bu fırsat heba edilmemeli.

Barış süreci ile ilgili atılan adımın bugüne kadar atılmış tarihi bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu hem Türkiye’nin demokrasisi, hem ekonomisi, hem de dünya içerisindeki konumu açısından önemli bir fırsat sunuyor. Bu fırsatın hiçbir gerekçeyle heba edilmemesi gerekir. İkinci olarak barış sürecinin üzerinden 1,5 yıl geçti. Toplumda barışa güveni ve inancı artıracak somut adımlar beklentisi vardı. Bunlar bugüne kadar yerine gelmedi. Oysa ki Meclis’te bir komisyon kurulmuştu. Ben de katkıda bulundum. Hem içeride hem çıktıktan sonra Meclis başkanını (Numan Kurtulmuş) ziyaret ettim. Benden rapora katkı talep etti. Ben de katkıda bulundum. Bu rapor yayınlandı. Çeşitli eleştirilere de muhatap oldu. Bu normaldir. Bu rapor yüksek bir katılım ve mutabakatla oluştu. Bu önemli. MHP ile DEM’in, AK Parti ile CHP’nin aynı raporda bir araya gelmesi belki raporun içeriğinden daha önemli bir adım olarak değerlendirilmeli.

Rapora katkı sunduğunuzu söylediniz; rapora dönük eleştiriler de vardı. Rapor kamuoyunun beklentilerini karşıladı mı sizce?

Özellikle raporun 6’ncı ve 7’nci maddesi son derece önemli. Çünkü 6’ncı bölüm bir çerçeve, bir geçiş süreci yasasını vadediyor. 7’nci maddede ise demokratikleşme adımları dile getiriliyor. 6’ncı maddedeki yasa önemli. Bu sürecin ‘kök çözüm’ noktası orada aranmalı. Ama asıl önemli olan başka bir nokta var. Daha önceki süreçlerde başarılı olunmamasının en önemli nedeni süreçlerin topluma mal edilmemesiydi. Benzer bir durumun yaşanmaması için Meclis’te kurulan siyasal mutabakatın toplumsal mutabakata dönüştürülmesi gerekir. Siyasal mutabakattan kastım ne; Meclis’te grubu olan 6 siyasi parti var. 5 tanesi işin içinde, grubu olmayan partiler de temsilci verdi. Bir parti hariç hemen hemen herkes orada. Demek ki Meclis’te bir mutabakat oluştu. Bir siyasal mutabakat oluştu. Ama bu yeterli değil. Gerekli ama yeterli değil. Ne olması lazım? Bu siyasal mutabakatın toplumsal mutabakata dönüşmesi gerekir. Yani toplumun bu işi benimsemesi, kucaklaması, sahiplenmesi gerekir. Bunun için de güven verici bazı adımların atılması lazım.

Nedir bu adımlar?

Mesela orada da vazediliyor. Tutuksuz yargılanmanın gerekliliği ile ilgili. Çünkü bizim yasalarımızda tutukluluk bir istisnadır. Oysa bugün bir tutukluluk fetişizmi var. Yani çok sayıda belediye başkanı, milletvekili, siyasi parti başkanı tutuklu. Hatta gazeteciler ve aydınlar da tutuklu. Bir kere bu seçilmişlerin tutuksuz yargılanması gerekir. İkincisi, hasta tutsaklar var. Bunların kendi sağlık koşullarını dışarıda takip etmeleri siyasi bir iş değil, vicdani ve insani bir şeydir. Aynı zamanda insan haklarının bir gereğidir. Bunun yapılması gerekir.

Seçilmişler tutuksuz yargılanmalı, kayyımlar kalkmalı, AYM ve AİHM kararları uygulanmalı. Barış bizden büyüktür. Benim çektiğim ceza feda olsun. Hepimizin fedakarlık yapması lazım.

Üçüncü olarak, 21. yüzyılda kayyımlarla idare ediliyoruz. Kayyımların kalkması lazım. Üstelik toplumda büyük bir mutabakat da var. Yani kayyımların kalkması sadece muhalefetin değil, iktidarın da elini rahatlatacak. Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’in verdiği kararlar var. Bu kararların uygulanması lazım. Biz AİHM’i yükümlülüklerini imzalamış bir ülkeyiz. Anayasa da bizim anayasamız. Kendi anayasamıza saygı göstermiyorsak ve uymuyorsak başkalarından buna uymasını nasıl bekleyeceğiz? Dolayısıyla bu Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulması gerekir.

CHP’ye yapılan operasyonlar var. Yani toplumun yarısı dışlanarak bir barış yapılabilir mi? Hepimiz barıştan yanayız. Bakın, ben çıktığımdan beri 10 tane il gezdim. Barışla ilgili konferanslar veriyorum. Bazen dinleyiciler beni eleştiriyor. “Sana bu kadar ceza verildi. Sen hala barış davulunu çalıyorsun” diyorlar. Ben de ‘evet’ diyorum. Barış bizden büyüktür. Yeter ki barış gelsin, benim çektiğim eza, ceza feda olsun. Dolayısıyla barışın gelebilmesi için hepimizin fedakarlık yapması lazım.

Sürecin toplumsal mutabakata dönüşmesi gerektiğini ifade ettiniz. Sizce toplumsal bir mutabakata dönüşmesi için neler yapılmalı?

Barışı yapanların niyeti barış yapmak mı, yoksa başka ajandaları mı var? Örneğin iktidar gerçekten barış yapmak için mi bu adımları atıyor, yoksa seçim kazanmak ve oy almak için mi yapıyor? Eğer sadece oy hesabı ile bunu yaparsanız ve niyetiniz buysa, bunu da başka şekilde gösteriyorsanız burada başarılı olma şansı zordur. O nedenle burada niyetin samimi olması önemlidir. Nitekim bu noktada iki şeyin altını çizmek isterim.

Birincisi; İmralı’da Abdullah Öcalan bir çağrı yaptı. Örgütü feshetti. Sembolik olarak Süleymaniye’de silahlar yakıldı. Ama o günden bugüne bir somut adım atılmadı. Aynı şekilde diğer aktör Devlet Bahçeli’nin çağrıları var. Bizi de ilgilendiren önemli bir çağrısı oldu. Dedi ki: ‘Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş eve dönünceye kadar kararımız nettir ve bu çabamızı devam ettireceğiz.” Bunların hiçbirisi yerine gelmedi.

Şimdi iki tane temel aktörün sözleri eğer yerine getirilmezse o zaman her iki tarafın taraftarları kendilerine “Siz bizi bu yola soktunuz ama bir adım atılmıyor, bir gelişme olmuyor” derler. Onların sözlerinin itibarının sarsılması çözüm sürecini zora sokabilir. O nedenle de o sözlerin gereğinin yerine getirilmesi önemlidir. Empati. Empati için de batıdaki Türk kardeşlerimizin, bölgedeki Kürtlerin çekmiş olduğu acıları bana göre içselleştirmeleri gerekiyor. Bölgedeki Kürtlerin de Türkiye’nin hassasiyetlerini düşünmesi gerekiyor.

Sizin de işaret ettiğiniz CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı süreci nasıl etkiliyor ya da etkiler?

CHP’ye operasyonlar barış sürecine de zarar veriyor ve barışa olan güveni sarsıyor. Bundan vazgeçilmesi lazım. CHP’nin içinde olmadığı bir barışın başarıya gitmesi mümkün görünmüyor.

İktidar, kendini büyütemediği ve rıza üretemediği için Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölüp parçalamak için birtakım operasyonlar yapıyor. Bu aynı zamanda barış sürecine de zarar veriyor ve barışa olan güveni sarsıyor. Bundan vazgeçilmesi lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olmadığı bir barışın başarıya gitmesi mümkün görünmüyor. İmamoğlu, cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıktı. Halktan da teveccüh görmüştü. Onu da oyunun dışına ittiler. Buna rağmen sanki bir sonuç alınamadı. İktidar yoruldu. 25 yıllık bir iktidar. Kendini büyütemiyor, halkta da rıza üretemiyor. Bunu yapamadığı için rakibini küçültmeye, bölmeye, parçalamaya çalışıyor. Bu yapılan da bunun bir parçasıdır. Devlet aklı vesaire, derin devlet gibi şeyler ortaya atılıyor. Böyle sanki gökte bir yerde bir şeymiş gibi evhamlaştırılarak. Devlet dediğin bir makine değil ki, insanlardan oluşuyor. Sonuçta şu anda devleti yöneten AK Parti, AK Parti’yi yöneten cumhurbaşkanı. Onların dedikleri oluyor. Yani bürokrasi de onların elinde.

Kimi çevreler sürecin dondurulduğu ya da tıkandığı yönünde değerlendirmeler yapıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Mesela kim Bahçeli’den böyle bir çıkış bekleyebilirdi? Ya da Abdullah Öcalan, örgüte kendini feshetmesini söylediğinde bu durum günlerce tartışıldı. “Böyle bir çağrı oldu ama yerine gelmez” denildi. Ama yerine geldi. Bu işi fazla uzatmamak lazım. Çünkü fazla uzadığı zaman enfekte olma, provoke olma ihtimali doğar. Barış yapılırken savaş dili kullanılırsa bu barışı zehirler. Savaşları çıkaran da barışı yapan da dildir. Einstein “Bir sorun, o sorunu yaptığınız düzlemde kalarak çözülemez” diyor. Yeni bir düzleme geçmeniz lazım. Ve bunun için de adım atmanız lazım. Çünkü tarih, bazen devletler hantallaştığında ve tıkandığında atılan ya da atılmayan adımlarla yazılır.

Bu işi fazla uzatmamak lazım. Çünkü fazla uzadığı zaman enfekte olma, provoke olma ihtimali doğar. Yeni bir düzleme geçmeniz lazım.

Dolayısıyla böyle süreçlerde önce kendi zihnimizi değiştirmemiz lazım. Değişimden bahsediyorsak “herkes değişsin, ben aynı kalayım” olmaz. Değişime önce kendimizden başlamamız gerekiyor. Son olarak da bir bölünme paranoyası var. Sürekli bu davul çalınıyor. Yani silah elde iken ülkeyi bölmeyecek olanlar şimdi silahı bırakıyorlar. Yine birileri “ya ülkemiz bölünüyor, şu oluyor, bu oluyor” diyor. Bunun da bir realitesi yoktur. Nitekim bugüne kadar Kürt meselesinin çözümü ile ilgili bir bastırma yolu denenmiş ama bu yolla bir sonuç elde edilememiştir. Bu kadar acı, gözyaşı, ekonomik kaynak, bu kadar can ve mal kayıpları meydana geldiği halde 100 yıllık süreç içerisinde bu yolun yol olmadığı anlaşılmıştır. Ki zaten barış süreci de bunun ispatıdır.

Türkiye’nin Kürt sorununu çözme dışında başka seçeneği var mı?

Etrafımız ateş çemberi içinde. Bir barış süreci yürütülüyor. Bu barış süreci aslında bu ateş çemberi ile birlikte düşünüldüğünde, barış sürecinin ne kadar yerinde bir adım olduğunu da ortaya koyuyor. Çünkü bu sadece Türkiye’yi değil, bölge barışını da etkileyecek bir adımdır. İç cephenin güçlü olmasının ne kadar önemli olduğu İran-ABD savaşından da ortaya çıktı. Türkiye’de de iç bünyeyi güçlendirelim çağrıları var. Tamam, bunlara evet. Ama bir taraftan bunlar denilirken öte taraftan hiç adım atmamak, yol almamak bunların başarıya gitmesini sağlar mı? Hayır. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için yol almak, adım atmak gerekir. Barıştan başka, hukuk temelinde bir arada yaşamaktan başka bir yol yoktur. Bu sorun çözüldüğü takdirde Türkiye 5-10 yıl içinde bu bölgenin en saygın demokrasilerinden biri haline gelebilir diye düşünüyorum.