CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 53’üncü gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salona girdi. Ali Kurt’un eşi Aslı Kurt izleyici sıralarından eşine seslenerek “15’inci evlilik yıldönümümüz kutlu olsun. Seni çok seviyorum, bir ömür seninle olmak istiyorum” dedi. İnan Güney’in kızları da “Baba” diye seslendi. İmamoğlu salona girdiğinde herkes ayağa kalktı ve “Başkanım” sesleriyle karşılandı.
Avukatlar, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. Bugün salonun tamamen dolu olduğu görüldü. Duruşma, saat 11:08 itibariyle, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten ile devam ediyor. Duruşmayı Gülten’in arkadaşları ve eşi Pınar Gülten de takip ediyor.
Ayrıca Mahkeme Heyeti’nin bugün, dosya üzerinden tutukluluk incelemesi yapması da bekleniyor.
Duruşma, dün savunmasına başlayan tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in savunmasıyla devam ediyor.
İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, hakkındaki irtikap suçlamalarına ilişkin savunmasında, iddianamenin temel dayanaklarından biri olan “silüet onayı üzerinden menfaat sağlandığı” iddiasını reddetti.
Gülten, İstanbul’un son 20 yılda silüetini değiştiren gökdelen projelerini tek tek anlatarak, Mimari Estetik Komisyonu’nun, kentin tarihi ve doğal değerlerini korumak amacıyla oluşturulduğunu, bugün suçlama konusu yapılan işlemlerin ise tamamen yasal zorunluluklardan ibaret olduğunu savundu.
Gülten, İstanbul’da silüet tartışmalarının özellikle Zeytinburnu’ndaki 16/9 projesiyle kamuoyunun gündemine taşındığını anlattı. Sultanahmet ve Ayasofya minareleri arasından görünen gökdelenlerin yarattığı görüntünün ardından İstanbul’un tarihi silüetinin korunmasına yönelik yeni düzenlemelerin gündeme geldiğini belirten Gülten, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın projeyi eleştirdiğini hatırlattı. Ramazan Gülten, “Milletvekilleri Başbakana gidip binayı şikayet ediyor. Başbakan Erdoğan da ‘Sahibiyle konuştum, tıraşlamıyor, kırıldım konuşmuyorum’ diyor. O dönem İstanbul’un silüetinin korunması gerektiği yönünde geniş bir mutabakat oluşuyor” ifadelerini kullandı.
‘Gökdelenler İstanbul’un silüetini değiştirdi’
Ramazan Gülten, İstanbul’un silüetini değiştiren projeler arasında 16/9, Zorlu Center, Torun Center, Quasar Towers, Trump Towers, İstanbloom, Nurol Tower, Le Meridien, Skyland, Vadi İstanbul, Yedi Mavi, Sea Pearl, Emaar Square ve Four Winds gibi projeleri örnek gösterdi. Bu projelerin büyük bölümünün, geçmiş yıllarda yapılan plan değişiklikleriyle ortaya çıktığını belirten Gülten, İstanbul’un tarihi yarımadasını ve Boğaziçi silüetini etkileyen yüksek yapılaşmanın uzun yıllardır akademik çevrelerde, meslek odalarında ve kamu kurumlarında tartışıldığını anlattı.
Gülten, Mimari Estetik Komisyonu’nun 2020 yılında kanun ve yönetmeliklere dayanılarak kurulduğunu, karar süreçlerinin kişisel inisiyatiften çıkarılarak kurumsallaştırıldığını söyledi. Komisyon kurulmadan önce silüet değerlendirmelerinin tek kişinin imzasıyla sonuçlandırıldığını belirten Gülten, komisyonun kurulmasının ardından kararların mimar, şehir plancısı, mühendis ve teknik uzmanlardan oluşan beş kişilik heyet tarafından ortak şekilde alındığını ifade etti.
İBB İç Denetim Başkanlığı’nın hazırladığı raporda, komisyonun “iyi uygulama örneği” olarak gösterildiğini belirten Gülten, silüet onayının, keyfi değil, İstanbul İmar Yönetmeliği’nde açıkça düzenlenmiş zorunlu bir idari işlem olduğunu söyledi.
‘Silüet onayı olmadan ruhsat verilemez’
Silüet onayının, TEDAŞ, TEİAŞ, İSKİ veya Koruma Kurulu görüşlerinden farklı olmadığını belirten Ramazan Gülten, 60,50 metreden yüksek ya da 60 bin metrekareyi aşan projelerin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden silüet uygunluk görüşü almadan ruhsat alamayacağını anlattı.
Projelerin yalnızca yükseklik açısından değil, tarihi yarımadaya, Boğaziçi’ne, kültür varlıklarına ve doğal değerlere etkileri açısından da incelendiğini söyleyen Gülten, bu değerlendirmelerin fotoğraf analizleri, lidar taramaları ve teknik modellemeler kullanılarak yapıldığını belirtti.
‘Gizli tanığın iddiaları çöktü’
Soruşturmanın başlangıcında önemli yer tutan gizli tanık Ladin’in sunduğu 32 projelik listenin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından incelendiğini söyleyen Gülten, yapılan inceleme sonucunda, listedeki tüm projelerin silüet onayı almak zorunda olduğunun tespit edildiğini belirtti. Ramazan Gülten, “İddianamenin temel varsayımlarından biri böylece çöktü. Silüet onayına gerek olmadığı halde süreç işletildiği iddiası teknik ve hukuki olarak geçerliliğini yitirdi” dedi.
İddianamede yer alan “Pasifik Holding’e ait Beşiktaş projesinin kasıtlı şekilde bekletildiği” iddiasını da reddeden Gülten, projenin 19 Ağustos 2022’de başvurduğunu, gerekli proje kataloğunun ise yaklaşık bir ay sonra belediyeye teslim edildiğini anlattı. İnceleme sırasında emsal hesabı, çatı katları, asma katlar ve depo alanlarına ilişkin ciddi teknik eksiklikler tespit edildiğini belirten Gülten, bu nedenle Mimari Estetik Komisyonu’nun projeyi uygun bulmadığını söyledi. Eksikliklerin giderilmesinin ardından 28 Aralık 2022’de yeniden başvuru yapıldığını, komisyonun ise iki gün sonra projeyi onayladığını belirten Gülten, “Müştekilerin iddia ettiği gibi 8-10 aylık bir bekletme söz konusu değildir. Resmi belgeler bunun tam tersini göstermektedir” dedi.
‘Planı iptal edilen alana onay vermem suç sayılıyor’
Eyüpsultan’daki projelerle ilgili suçlamalara da yanıt veren Gülten, proje alanına ilişkin imar planlarının, İstanbul 9. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlattı. Planı bulunmayan bir alanda silüet görüşü verilmesinin hukuken mümkün olmadığını söyleyen Gülten, buna rağmen ilçe belediyesinin ruhsat düzenlediğini ve belediyenin bu ruhsatları iptal etmesi için yazılar gönderdiklerini anlattı. “İmar planı olmayan bir alanda silüet onayı vermemek bir suç değil, bir kamu görevlisinin yükümlülüğüdür” diyen Gülten, kendisine yöneltilen suçlamanın hukuka uygun davranmasının suç gibi gösterilmesinden ibaret olduğunu söyledi.
“İrtikap” suçlamalarının temelinde yer alan ödeme iddialarına da değinen Gülten, müşteki Abdülkerim Fırat’ın, Beşiktaş projesi için 18 Ocak 2023’te ödeme yaptığını öne sürdüğünü, ancak silüet onayının 30 Aralık 2022’de verildiğini söyledi. Benzer şekilde Eyüpsultan projelerinde de silüet onayının 17 Ekim 2023’te verildiğini, müştekinin sözünü ettiği ödemenin ise 25 Ekim 2023 tarihli olduğunu belirten Gülten, “İddia edilen ödemeler ile silüet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir bağ kurulabilir” dedi.
‘Benim yaptığım şey kenti korumaktı’
Savunmasında suçlamaların tamamının varsayımlara dayandığını belirten Gülten, “Benim yaptığım şey mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktır. İmar planı olmayan bir alanda silüet onayı vermemek, hukuka aykırı projeleri onaylamamak bir suç değil, kamu görevlisinin görevidir” dedi. Gülten, adının müşteki ve etkin pişmanlık ifadelerinde dahi geçmediğini belirterek, “Hakkımdaki suçlama somut bir fiile değil, tamamen hukuka uygun davranmamın suç gibi gösterilmesine dayanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Gülten, suçlamaların temelinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni’nde üye olarak görev yapmasının gösterildiğini belirterek, “Ancak iddianamede hangi davranışımın ihaleye fesat karıştırma ya da nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin tek bir somut tespit bulunmuyor” dedi.
Belediye encümeninin, belediyenin üç temel organından biri olduğunu hatırlatan Gülten, encümen üyeliğinin kişisel tercih değil, mevzuat gereği yerine getirilen kurumsal bir görev olduğunu vurguladı.
‘Muhammen bedeli belirleyen de ben değilim’
İddianamede bazı ihalelerde şartnamelerin rekabeti engelleyecek şekilde hazırlandığı ve muhammen bedellerin düşük belirlendiği iddialarının yer aldığını da kaydeden Ramazan Gülten, bu süreçlerin encümen üyelerinin görev alanında olmadığını anlattı. Şartname hazırlama ve muhammen bedel belirleme işlemlerinin uzman komisyonlar tarafından yürütüldüğünü belirten Gülten, “İhale komisyonunun görevi, hazırlanmış ihale dosyası üzerinden teklifleri değerlendirmek ve süreci kanuna uygun şekilde sonuçlandırmaktır. Teknik şartnameyi hazırlayan da ben değilim, muhammen bedeli belirleyen de ben değilim. Buna rağmen bu işlemler üzerinden suçlanıyorum” diye konuştu.
‘İmzamın bulunması rekabeti benim engellediğim anlamına gelmez’
Gülten, ihale hazırlık süreci ile ihale komisyonu görevlerinin bilinçli olarak birbirinden ayrıldığını belirterek, bunun şeffaflığın temel şartı olduğunu savundu. “İhaleye katılım koşullarını belirleyen kişi, aynı zamanda ihaleyi sonuçlandırıyorsa tarafsızlıktan söz edilemez” diyen Gülten, kanun koyucunun da bu nedenle hazırlık ve karar süreçlerini farklı mercilere bıraktığını ifade etti.
İddianamede, 13 ayrı eylem nedeniyle suçlandığını belirten Gülten, bu dosyaların tamamında isnadın yalnızca encümen kararlarındaki imzasına dayandığını söyledi. Gülten, “Bir komisyon kararında imzamın bulunması, şartnameyi benim hazırladığım, rekabeti benim engellediğim veya ihaleyi bir kişiye yönlendirdiğim anlamına gelmez” diye konuştu. Ramazan Gülten, ihale hazırlık süreçlerinde hiçbir yetki ve sorumluluğunun bulunmadığını kaydetti.
‘Tanıkların hiçbiri benim adımı anmıyor’
Dosyadaki tanık ve müşteki ifadelerine de değinen Gülten, hiçbir ifadede adının geçmediğini vurgulayarak, “Dosyada ihale anına ilişkin somut bir anlatım yok. Tanık beyanlarında ismim yok. Bana isnat edilen herhangi bir davranış ortaya konulamamış durumda” dedi. Ramazan Gülten, yalnızca encümen üyesi olması nedeniyle suçlanmasının görev ve yetki sistematiğiyle bağdaşmadığını söyledi.
İddianamede, rüşvet, fesat, rekabetin engellenmesi veya kamu zararı oluştuğuna ilişkin de somut delil bulunmadığını savunan Gülten, daha önceki sanık savunmalarında da bilirkişi ve tevdi raporlarının hukuki değer taşımadığının ortaya konulduğunu ileri sürdü. “Olmayan bir şeyin neden olmadığını açıklamamız isteniyor” diyen Gülten, iddianamede yer almayan bir fiilin varmış gibi kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını ifade etti.
‘Aynı ihalede bazıları suçlu bazıları değil’
Gülten, aynı encümen kararlarında yer alan bazı üyeler hakkında işlem yapılırken bazıları hakkında yapılmamasının da dikkat çekici olduğunu söyleyerek, aynı ihalelerde görev alan encümen üyelerinin bir kısmının suçlanıp bir kısmının suçlanmamasının objektif bir kriter bulunmadığını gösterdiğini, bunun iddianamenin tutarlılığı açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu belirtti.
‘Görevimi yaptığım için suçlanıyorum’
İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yapan herkesin mevzuat gereği encümen üyesi olacağını hatırlatan Gülten, suçlamaların kişisel bir tercihe değil, kamu görevinin doğal sonucu olan işlemlere dayandırıldığını söyledi. Ramazan Gülten, “Yerime kim gelirse gelsin, aynı görevi yapacak ve aynı encümen kararlarına imza atacaktı. Yürüttüğüm kamu görevleri nedeniyle suçlanıyorum. Oysa görevimi hukuka uygun şekilde yerine getirmem, suç işlediğimin değil kamu görevlisi olarak yükümlülüğümü yerine getirdiğimin göstergesidir” ifadelerini kullandı. (ANKA)
‘İBB’nin kurumsal yapısını ‘suç örgütü’ diye sunuyorlar’
Ramazan Gülten, “suç örgütüne üye olmak” suçlamasını da reddederek, yaklaşık 20 yıllık meslek hayatı boyunca kamu hizmeti verdiğini, iddianamede de örgüt üyeliği suçlamasını destekleyen tek bir somut delil bulunmadığını söyledi.
Üç çocuklu bir işçi ailesinden geldiğini, alın teriyle okuyarak kamu görevine başladığını anlatan Gülten, “Hayatım boyunca kamu yararı için çalıştım” dedi.
‘İmamoğlu’nun ‘geçmiş olsun’ mesajı suç delili olarak gösterildi’
HTS kayıtlarında yer alan görüşmelerden birinin Ekrem İmamoğlu ile yaptığı telefon görüşmesi olduğunu anlatan Gülten, bu konuşmanın neden gerçekleştiğini ayrıntılarıyla açıkladı. Üsküdar Salacak Sahili’ndeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğradığını ve yaralandığını hatırlatan Gülten, “30 Mayıs 2023’te kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğradım. Hastaneye giderken Sayın Ekrem İmamoğlu beni aradı. Geçmiş olsun dileklerini iletti, bir ihtiyacım olup olmadığını sordu. Bugün bu görüşme HTS kaydı olarak dosyada suç delili gibi sunuluyor.”
Gülten, iddianamede delil olarak gösterilen görüşmelerin tamamının bu tür görev ve çalışma ilişkilerinden kaynaklandığını savundu.
‘Doğumda eşimin yanında olmak için defalarca başvuru yaptım’
Ramazan Gülten, 14 aydır tutuklu bulunduğunu, cezaevine girdiğinde eşinin altı aylık hamile olduğunu belirterek, riskli gebelik süreci geçiren eşinin doğum sırasında yanında bulunabilmek için defalarca başvuru yaptığını ancak hiçbir talebine olumlu ya da olumsuz yanıt verilmediğini söyledi.
Gülten, eşinin hamilelik sürecini, doğumu ve sonrasındaki zorlu dönemi tek başına geçirmek zorunda kaldığını belirterek, “Bir eşin, hayat arkadaşının en zor anında yanında olması ayrıcalık değil, insani bir gerekliliktir. Ama bize bu hak çok görüldü” ifadelerini kullandı.
‘Kızımın doğduğunu avukat görüş kabininde öğrendim’
Cezaevinde kurulan rutin hayatın bazen tek bir haberle altüst olduğunu söyleyen Gülten, kızının dünyaya geldiğini doğumdan saatler sonra öğrendiğini anlattı. Gülten, “Cezaevinde insan ayakta kalabilmek için rutinler oluşturuyor. Ama bazen gelen bir haber bütün dünyanızı değiştiriyor. Kızımın doğduğunu doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim” dedi. Bir hafta sonra yapılan açık görüşte, henüz bir haftalık bebeğini ilk kez görebildiğini belirten Gülten, “Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık” diye konuştu.
‘Kızımın ilk gülüşünü, ilk emekleyişini, birçok ilkini kaçırdım’
Bugün 11 aylık olan kızı Maya’nın büyüme sürecindeki pek çok anı kaçırdığını söyleyen Gülten, “Kızımın ilk gülüşünü, ilk emekleyişini, birçok ilkini kaçırdım. İlk kez ‘baba’ dediğini ise mahkeme salonunda eşimin haykırışıyla öğrendim” dedi. Önümüzdeki pazar günü ilk Babalar Günü’nü karşılayacağını belirten Gülten, “İlk yaşını, ilk adımlarını ve daha nice ilklerini kaçırma korkusuyla yaşıyorum” diye konuştu.
Kızı için cezaevinde iki masal kitabı yazdığını anlatan Gülten, hücre avlusunda büyümesini izlediği kuşlardan ilham aldığını söyledi. İlk kitabında “Kapalı Kapılar Ülkesi’nden çıkan bir Müjde Kuşu’nun bir bebeğin doğum haberini taşımasını”, ikinci kitabında ise küçük bir kız çocuğunun babasına ulaşmak için yaptığı yolculuğu anlattığını belirten Gülten, “Aslında bu iki kitap bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır” dedi.
Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirten Gülten, “Gerçekler bütün yönleriyle ortaya çıktığında hakikat ile iddialar arasındaki fark da görülecektir. Hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum” dedi. (ANKA)
Güncellenecek…




