Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, katıldığı televizyon programında gündemdeki “çerçeve yasa” tartışmaları, MGK bildirisi, Avrupa’nın tutumu ve İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu. İmralı ile yapılan son görüşmelerde 7-8 maddelik bir yasa taslağının planlandığını belirten Kalkan, sürecin uzamasını eleştirerek, “Kamuoyuna dönük bir bilgi de yok, bekliyoruz” dedi.
Yaklaşık bir aydır Abdullah Öcalan ile görüşme yapılmadığını belirten Duran Kalkan, “En son 24 Mayıs tarihli görüşmede bir yasa hazırlanacağı, bayramdan hemen sonra hızla görüşülüp netleştirilip, birleştirilip ve metnin Önder Apo’ya gideceği, bizim de bilgimizin olacağı açıklandı. Bu Mart ve Nisan sürecinde de benzer bir durum olmuştu. Fakat o zaman bu gerçekleşmedi. Şimdi yeniden böyle bir planlama oldu. Bayram geçti, bayramdan üç gün sonra olur denildi. Önder Apo’nun yasanın içeriğine dair yazılı taslak verdiği belirtildi. DEM Parti kendi taslaklarının hazır olduğunu ifade ediyordu. AKP’yle, Meclis Başkanı’yla görüştüler. Şimdi çerçeve yasa olacak, 7-8 maddelik deniliyor. Fakat söyleniyor, çok gecikiyor. Bir defa onu belirtmekte fayda var. Ortada somut bir metin de yok hala. Kamuoyuna dönük bir bilgi de yok. İçeriğinin nasıl olacağına dair bizim de bilgimiz yok. Bekliyoruz. Yasa bize de gelirse görüşlerimizi ifade edeceğiz” diye konuştu.
‘Üslupta bile değişiklik yok’
Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sürecin kilit noktası olduğunu söyleyen Kalkan, “Ancak şunun altını çizelim. Biz baş müzakereci olarak Önder Apo’yu belirledik” dedi. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sonuç bildirisi sürece yaklaşımının ortaya konulduğunu söyleyen Kalkan, şunları söyledi:
“18 Haziran tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantı sonuç bildirisi gerçekten de AKP iktidarının ve Türk devletinin yaklaşımını ortaya koyuyor. Şimdiye kadar değişik biçimlerde tartıştığımız hususları resmen de kabul etmiş oluyorlar, sürece nasıl yaklaştıklarını. Süreci hala terör kapsamında ele alıyorlar, teröre karşı mücadele kapsamında ele alıyorlar. Hiç ayrım yapmadan terör örgütlerine karşı nasıl mücadele edilecek, onu belirtiyorlar. Yeni bir şey yok, hiçbir değişim yok. Milli Güvenlik Kurulu’nda herhangi bir değişiklik yok. Sanki 2 ay, 4 ay, 4 sene önceki Milli Güvenlik Kurulu bildirisi gibidir. Herhalde aynısını veriyorlar, oluşturmuşlar bir metin. Çünkü kavramlarda da bir yenilik yok. Biz basını eleştiriyoruz, değişik kesimleri eleştiriyoruz. Dilleri şöyle böyle diye, Milli Güvenlik Kurulu’nun dili ortada. Öyle bir durum ki ‘PKK terör örgütü’ diye söz ediyor hala. Öyle anlaşılıyor ki Milli Güvenlik Kurulu PKK’nin devam etmesini istiyor. Oysa PKK feshedildi. Şimdi hiç dikkate bile alınmamış. Üslupta bile değişiklik yok. Listeden bile düşmemiş.”
‘Değişmesi gereken değişmekten korkuyor’
PKK’nin fesih edildiğini hatırlatan Kalkan, “Ama yanılıyorlar, biz kararlıyız. PKK’yi değiştirdik. Dönüşü olmayacak. Eski PKK’ye dönüş olmayacak. Onu artık tarihe mal ettik. İstediği kadar Milli Güvenlik Kurulu veya hangi kurul olursa olsun onu istesin. Çünkü öyle oluşmuş ki bir siyasi denge oluşmuş. Hatta müthiş bir rantçılık oluşmuş PKK’nin yürüttüğü mücadele üzerinde. Değişim olursa herkes kendini değiştirmek zorunda kalıyor. PKK’nin bu değişimi karşısında birçok rantçı rantını kaybediyor. Yeni siyaset üretmesi gereken, değişmesi gereken değişmekten korkuyor. Ve böyle birçok çevre tarafından eski PKK arzulanıyor. Devam etsin isteniliyor. Etmeyecek. Onu net ifade edebilirim. İstedikleri kadar yazıp çizebilirler. Ama bu devam etmeyecek… PKK’nin eskiye dönmesini bekleyen birçok çevre var sağında solunda. Bunlar boşa bekliyorlar. Beyhudedir bu beklemeler. Biz değişimi gerçekleştirdik.” diye konuştu.
“Herkesi Barış ve Demokratik Toplum Süreci temelinde görev ve sorumluluklarına sahip çıkmaya ve başarıyla yerine getirmeye çağırıyorum” diyen Kalkan, “Zaten şu söyleniyordu bize: Silahlı mücadele engelliyor. Biz de durdurduk, buyurun. Demokratik siyaset temelinde herkes üzerine düşeni yapsın diye” dedi.
‘Avrupa sorumluluk almalı’
Avrupa’nın Kürt sorununa yaklaşımının değişmesi gerektiği ve sorunu çözme sorumluluğu alması gerektiğini belirten Kalkan, “İsterlerse gerçekten destek olmak, yardımcı olmak, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümüne destek vermek istiyorlarsa o kadar imkan, fırsat var ki ellerinde. Kırk biçimde yapabilirler bunu. Yapmak isteyen yapar. Çok istemedikleri için böyle şeyler söylüyorlar. O nedenle fazla tutarlı bulmuyoruz. Daha tutarlı olunması gerekli. İş bu noktaya geldi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci bu düzeyde. PKK’ye Türkiye’den daha çok terör örgütü diye Avrupa saldırıyordu. İşte PKK kendini feshetti, ortadan kalktı. Avrupa Birliği ne değerlendirdi bunun üzerine? Bu temelde hangi yaklaşımları geliştiriyor, kararlar alıyor, neler yapacak? Çok bir şey göremiyoruz. Türkiye bekleniyor. Türkiye yaptıktan sonra biz de yapıyoruz diyecekler. Türkiye’nin yaptığını kabul edecekler. Türkiye yaptıktan sonra Avrupa’ya neye ihtiyaç kalacak? Önemli olan, yapılamadığı zaman işi yapılır hale getirmek için çaba harcamak. Bu bakımdan daha doğru, daha ciddi olmak gerekli. Çabalarını daha çok geliştirebilmeliler” diye konuştu.
‘İran yaşananlardan ders çıkarmalı’
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş İran halklarının savaşı olmadığını, Kapitalist modernite sisteminin, iktidar ve devletçi düzenin kendi iç çıkarlarından doğan bir çatışma olduğunu belirten Kalkan, “İran değişti, değişiyor. Değişecek daha fazla, kesinlikle. Bu konuda zamanlama nasıl olur, hangi yöntemlerle gelişir bilemeyiz. Ama İran’da değişim, dönüşüm olacak. Eskisi yaşamaz artık. Kim yaşatacak? Bu mümkün mü? Şimdi ABD’nin yaklaşımları biraz da var olanı yaşatma çabası olarak da değerlendirilebilir. Korkuyor, çökerse ne yapacak? Kendi üzerlerine de yıkılabilir, yıkıntı altında kalabilirler. O kaygıyı yaşadıklarını da insan düşünebilir. Bu değişim, dönüşüm demokratik olacak. Ne ABD’nin öngördüğü gibi monarşi olacak ne de mevcut İslam Cumhuriyeti olduğu gibi devam edecek. Edemez. Dönüşüm, değişim olacak, bu demokratikleşme temelinde olacak. İran toplumu, İran halkları demokrasi istiyor. Demokrasiye açık, hazır toplumdur. Demokratik değerleri, bilinci en güçlü olan toplum İran toplumudur” ifadelerine yer verdi. İran’ın yaşananlardan ders çıkarması gerektiği uyarısında bulunan Kalkan, halka uygulanan baskı ve idam uygulamaları ile rejimin kendi kuyusunu kazdığını dile getirdi. (MA)




