• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Arap Kemeri: Suriye’nin kuzeyindeki demografi mühendisliği projesinin 52’nci yılı

Arap Kemeri: Suriye’nin kuzeyindeki demografi mühendisliği projesinin 52’nci yılı

Suriye’nin kuzeyindeki etnik yapıyı kalıcı olarak değiştirmeyi hedefleyen Arap Kemeri politikası, hayata geçirilişinin üzerinden geçen yarım asrı aşkın süreye rağmen, bölgedeki Kürtler ve Arap olmayan halklar üzerinde bıraktığı derin sosyo-ekonomik ve insani tahribatla güncelliğini koruyor.

Arap Kemeri: Suriye’nin kuzeyindeki demografi mühendisliği projesinin 52’nci yılı
  • Yayınlanma: 24 Haziran 2026 14:21

Suriye’nin kuzeyinde, ağırlıkla Kürtlerin yaşadığı bölgedeki etnik yapıyı kalıcı olarak değiştirmeyi hedefleyen Arap Kemeri prpjesinin dönemin Baas rejimi tarafından bir devlet politikası olarak uygulanmaya başlamasının üzerinden 52 yıl geçti.

24 Haziran 1974’te Hafız Esad yönetimi tarafından resmi olarak uygulamaya konulan bu demografik mühendislik projesi, sunulduğu şekliyle bir toprak reformu veya sınır güvenliği önlemi değil; doğrudan bir halkın varlığını, kimliğini ve mülkiyet hakkını hedef alan sistemli bir asimilasyon ve mülksüzleştirme programıydı.

Arap Kemeri projesinin fikirsel temelleri, Baas Partisi’nin iktidara gelişinden çok daha önce, Suriye halklarının darbeler ve farklı kliklerin iktidar mücadeleleri arasında acılar çektiği döneme kadar uzanıyor.

Ancak projenin resmi bir devlet doktrinine dönüşmesi, 1962 yılında Haseke Emniyet Müdürü Muhammed Taleb Hilal tarafından hazırlanan ve Baas Partisi’ne sunulan rapora dayanıyor.

Hilal’in hazırladığı raporda, Rojava olarak da bilinen Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yaşayan Kürt nüfusu “Suriye devletinin güvenliğine yönelik en büyük tehdit” olarak nitelendiriliyor ve bu “tehdide” karşı radikal adımlar atılması öneriliyordu.

Bu “önerilerin” başında ise Türkiye ve Irak sınırına paralel, Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelerde kesintisiz bir “Arap koridoru” oluşturulması geliyordu.

1962’de Haseke vilayetinde yapılan nüfus sayımıyla binlerce Kürdün bir gecede “yabancı” veya “kayıtsız” sayılarak vatandaşlıktan çıkarılmasıyla başlayan süreç, 24 Haziran 1974’te Arap Kemeri projesi olarak resmen uygulamaya sokuldu.

Hafız Esad yönetimi, “tarım reformu” adı altında çıkardığı kararnamelerle projeyi fiilen yürürlüğe koydu.

Projenin coğrafi sınırları kapsamında Türkiye sınırına paralel, batıda Kobani’den doğuda Derik’e kadar uzanan, yaklaşık 350 kilometre uzunluğunda ve 10-15 kilometre derinliğinde bir hat hedef seçildi.

Bu hat üzerinde yüzyıllardır yaşayan Kürtlerin arazilerine devlet tarafından el konularak projenin “mülksüzleştirme” boyutu hayata geçirildi.

El konulan bu verimli tarım arazilerine, Rakka ve Halep gibi bölgelerden (özellikle Tabka Barajı’nın yapımı nedeniyle toprakları su altında kalan) getirilen Arap aşiretleri yerleştirildi.

Arap Kemeri projesi, bölgede yaşayan otokton halklar olarak Kürtler, Ermeniler, Asuriler ve Süryaniler/Keldaniler gibi Arap olmayan diğer halklar için tam bir hak gasbı ve yıkım süreci başlattı.

Bölge halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. En verimli arazilerin ellerinden alınması, başta Kürt aileleri olmak üzere bölgede yaşayan halkları yoksulluğa mahkûm etti.

Topraksız ve güvencesiz kalan yüz binlerce insan, hayatta kalabilmek için Şam ve Halep gibi metropollere ya da Suriye dışına göç etmek zorunda kaldı.

Arap Kemeri projesi demografik değişim ve toprak gaspı sınırlı kalmadı.

Kürtçe, Süryanice ve Ermenice olan binlerce köy, kasaba, nehir ve tepe adı zorla Arapça isimlerle değiştirildi.

Halkların tarihsel bağları ve mekânsal hafızası silinmek istendi.

1962 sayımıyla başlayan ve Arap Kemeri ile bir devlet projesi olarak hayata geçirilen bu süreçte, yüz binlerce Kürt mülk edinme, seyahat etme, eğitim alma, resmi nikah kıyma ve kamuda çalışma gibi en temel insani ve medeni haklardan mahrum bırakıldı.

Kendi topraklarında “yabancı” konumuna düşürülen bu insanlar, hukuki güvenceden yoksun yaşadılar.

Baas rejimi, bu ırkçı ve ayrımcı projeyle aynı zamanda, Arap nüfus ile yerli Kürt nüfusu karşı karşıya getirerek bölgede yapay bir etnik gerilim yarattı.

İktidarını bu gerilim üzerinden tahkim eden rejim, halkların ortak yaşam kültürüne ağır bir darbe vurdu.

Suriye’de 2011 yılında başlayan ve 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin tarihe karışmasıyla sonuçlanan iç savaşla birlikte bölgedeki dengeler büyük oranda değişti.

Rojava’da 19 Temmuz 2012’de ortaya çıkan irade Kürtler adına yeni bir temsiliyet aracı olarak belirginleşirken, yarım asırlık Arap Kemeri projesinin yarattığı sosyolojik tahribat, 13 yıl süren iç savaşın da “artçı etkileriyle” varlığını sürdürüyor.