İBB davasında 56. gün: Savunmalar devam ediyor

İBB Davası’nın 56’ıncı gününde savunma yapan İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, hakkındaki suçlamaların daha önce idari soruşturma kapsamında incelendiğini ve Danıştay’ın soruşturma iznini kaldırdığını söyledi. Sürmegöz, “İddianamede yer alan eylemlerle ilgili Danıştay kararını okuduğunuzda, hakkımdaki suçlamaların asılsızlığı görülecektir” dedi.

İBB davasında 56. gün: Savunmalar devam ediyor
İBB davasında 56. gün: Savunmalar devam ediyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 24 Haziran 2026 15:05

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 56’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

Duruşmada savunmasını yapan ilk isim İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz oldu. 2019 yerel seçimlerinin ardından Ekrem İmamoğlu ile ilk kez mazbata sürecindeki kısa başkanlık döneminde tanıştığını, seçimlerin yenilenmesinden sonra İmamoğlu’nun tüm daire başkanları ve müdürlerle toplantı yaptığını aktardı. O toplantıya giderken görevden alınacaklarını düşündüklerini ifade eden Sürmegöz, İmamoğlu’nun kendilerine, “Bugüne kadar kıymetli emekler verdiniz. Bundan sonra hepinizin tecrübesine talibim, hepinizle devam etmek istiyorum” dediğini aktardı. Sürmegöz, “Bize siyasi değil, kurumsal tecrübemizle bakıldı. Ben de görevime devam ettim” ifadelerini kullandı.

Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı’na 2022’de önce vekaleten, ardından asaleten atandığını, bu görevin de 16 yıllık kurumsal tecrübesi dikkate alınarak verildiğini söyleyen Sürmegöz, görev süresi boyunca yalnızca kamu yararı için çalıştığını vurguladı. Sürmegöz, “Hakkımda örgüt isnadıyla bağdaştırılabilecek hiçbir talimat süreci, gizli iletişim ya da kişisel menfaat söz konusu değildir. Kapalı bir yapı asla olmamıştır. Bizim bağlı bulunduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir” dedi.

‘Danıştay haklı buldu’

İddianamedeki eylemlerin daha önce mülkiye müfettişi tarafından kendisine sorulduğunu belirten Sürmegöz, aynı konular nedeniyle Ekrem İmamoğlu ile birlikte haklarında soruşturma izni verildiğini ancak bu karara karşı Danıştay’a başvurduklarını söyledi. Danıştay’ın ayrıntılı inceleme sonunda soruşturma iznini kaldırdığını belirten Sürmegöz, “İddianamede doğrudan yer verilen eylemler Danıştay tarafından değerlendirildi ve tarafımız haklı bulundu. Bu karar, bugün hakkımda yöneltilen suçlamaların asılsızlığını ortaya koymaktadır” değerlendirmesini yaptı.

‘Rüşvetten tutuklanmadım, örgüt üyeliğinden tutuklandım’ 

19 Mart operasyonunda gözaltına alındığını, dört günlük gözaltı sürecinin ardından Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakıldığını anlatan Sürmegöz, savcılığın itirazı üzerine dört gün sonra yeniden gözaltına alındığını aktardı. Rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldığını belirten Sürmegöz, “Rüşvet suçlaması kapsamında herhangi bir somut bilgi veya belgeye rastlanmadığı, anormal mal varlığı artışı ya da mali menfaat bulunmadığı gerekçesiyle rüşvetten tutuklanmadım. Ancak örgüt üyeliği nedeniyle tutuklandım. Yaklaşık 15 ayı doldurmak üzereyiz” dedi.

İhaleye fesat suçlamalarına ilişkin savunma yapan Sürmegöz, iddianamede “ihalelerdeki mali ve teknik yeterlilik kriterlerinin rekabeti daralttığı”nın belirtildiğini, bu kriterlerin 2019’dan sonra getirilmediğini söyledi. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 16’ncı maddesinin idareye isteklilerden mali ve teknik yeterlilik arama yetkisi verdiğini belirten Sürmegöz, “Belediyemizin uzun yıllardır yaptığı tüm reklam ihalelerinde benzer yeterlilikler aranmıştır. Bu kriterleri biz 2019 sonrasında ortaya çıkarmadık” dedi.

‘Eski dönmedeki ihallerde daha yüksek şartlar vardı’ 

Sürmegöz, 2011’den itibaren yapılan reklam ihalelerine ilişkin örnekler sunarak, 2011 billboard ihalesinde 20 milyon lira ciro şartı arandığını, bunun o günün kuruyla 11 milyon dolara denk geldiğini aktardı. 2013 LED ekran ihalesinde 15 milyon liralık yeterlilik, 2018 otobüs durakları reklam ihalesinde ise 13 milyon doların üzerinde ciro şartı arandığını belirten Sürmegöz, “Bize suçlama konusu yapılan yeni dönem ihalelerinde istenen şartlar, geçmiş dönemlerde aranan şartlardan farklı değildir. Hatta rakamsal olarak geçmiş dönemlerdeki şartların daha yüksek olduğu görülmektedir” şeklinde konuştu.

’73 firmanın yeterliliği vardı, rekabet nasıl engellendi?’

İddianamede, “İstanbul Ticaret Odası verilerine göre reklam unvanı bulunan 25 bine yakın firma olduğu ancak yalnızca 73 firmanın ihaleye katılım yeterliliğine sahip olduğu gerekçesiyle rekabetin sınırlandığı” iddiasının da yer aldığını söyleyen Sürmegöz, bu yaklaşımın gerçekçi olmadığını belirterek, “Unvanında reklam geçen her firma bu işi yapabilir anlamına gelmez. Bizim ihalelerimiz milyarlarca liralık kira ve yatırım yükümlülüğü içeriyor. Türkiye’de herhangi bir reklam ihalesine beşten fazla firmanın girdiği çok nadirdir. 73 firma bu alanda yüksek bir sayıdır” ifadelerini kullandı.

Kent mobilyası üretimi, dijital baskı, matbaa, reklam ve dijital yayıncılık gibi faaliyet kollarının istenmesinin eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bu alanların ihale konusu işin doğrudan parçası olduğunu kaydetti. Sürmegöz, “Kent mobilyası üretimi, işin yatırım tarafını oluşturur. Dijital baskı ve matbaa, uygulanan afişlerin ana konusudur. Reklam ve dijital yayıncılık ise işin asli unsurudur. Bunları istemesek asıl o zaman sorun olurdu” dedi.

İddianamede, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş’nin kazandığı ihaleleri daha sonra alt yüklenicilere vermesinin de eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bunun ihale devri olmadığını söyledi. Sayıştay’ın da yıllardır bu konuyu sorduğunu ancak yapılan açıklamalarla bunun devir değil alt işletmecilik olduğunun ortaya konulduğunu belirten Sürmegöz, “Devir olsaydı eleştiri haklı olurdu. Ancak burada şirketler işi ister kendileri yapar ister alt taşeron firmalarla yükümlülüklerini yerine getirir” şeklinde konuştu.

İhalelerin, Resmi Gazete’de, ulusal gazetelerde ve internet ortamında ilan edildiğini, süreçlerin kamuya açık ve denetlenebilir olduğunu ifade eden Sürmegöz, bugüne kadar hiçbir firmanın şartnameler nedeniyle ihaleye katılamadığına ilişkin başvuru yapmadığına işaret etti. Kağan Sürmegöz, “Encümene gelip ‘Bu yeterlilik şartları nedeniyle ihaleye katılamadık’ diyen olmadı. Dava açan olmadı. Şikayet eden olmadı. Suç duyurusu yok” dedi.

‘Biz kimseyi engellemedik’ 

Sürmegöz, bazı tanıkların, “İBB, Medya A.Ş. ya da Kültür A.Ş. ihalelerine davet edilmedik” yönündeki beyanlarına ilişkin de konuştu. Bu beyanların işin ölçeğiyle uyumlu olmadığını söyleyen Sürmegöz, “Dört-beş duvar reklamı işleten bir firmanın ‘Büyük ölçekli reklam işletme ihalesine davet edilmedim’ demesi, orta ölçekli bir inşaat firmasının havalimanı projesine davet edilmediğini söylemesi kadar abestir. Özetle biz kimseyi engellemedik. Yeterlilikler ihaleye katılımı kısıtlamak için değil, işin operasyonel ve mali sürdürülebilirliğini sağlamak için belirlendi” diye konuştu.

Kültür AŞ ve Medya AŞ’nin ihaleleri kazandıktan sonra alt yükleniciyle çalışmasına ilişkin iddialara yanıt veren Sürmegöz, iştirak şirketlerinin yalnızca “alt yükleniciyle çalışmak için muvafakat” talep ettiğini belirterek, “Bize kiminle sözleşme imzalayacağını bildirmez. Sadece ‘alt yüklenici almak istiyorum’ der. Biz muvafakat veririz. Ancak işin sorumluluğu alt yüklenicide değil, sözleşmeyi imzalayan ana firmadadır. Alt yüklenici alınması, sorumluluğun devredildiği anlamına gelmez” dedi.

“Nitelikli dolandırıcılık” suçlamasının temelinde “muhammen bedelin düşük belirlendiği” iddiasının bulunduğunu belirten Sürmegöz, ihale sürecinin iş akışını anlattı. Önce şartnamelerin hazırlandığını, ardından dosyanın Başkanlık Kıymet Takdir Komisyonu’na gönderildiğini aktaran Sürmegöz, “Muhammen bedeli belirleyen komisyonlardır. Raportör, şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı ve genel sekreter yardımcısı imzalarından sonra dosya encümene gelir. Encümen ihaleye çıkılıp çıkılmamasına karar verir” ifadelerini kullandı.

Bilirkişilerin “bedel borsaya, ticaret odasına ya da bilirkişilere sorulmalıydı” yönündeki değerlendirmelerine itiraz eden Sürmegöz, 2886 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinin belediyelere de muhammen bedel belirleme yetkisi verdiğini kaydetti. Sürmegöz, Danıştay kararlarını da hatırlatarak, “Danıştay, belediyenin kira bedeli için tahmini bedel belirlemesinde yasal engel olmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen buradan kamu zararı çıkarılıyor” şeklinde konuştu. Kağan Sürmegöz, geçmiş yıllarda muhammen bedel tespitlerinin matbu belgelerle yapıldığını, kendi dönemlerinde ise çok daha kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. “1990’lardan 2015’lere kadar boşlukları doldurulan matbu evraklarla rakam tayin ediliyordu” diyen Sürmegöz, kendi dönemlerinde emsal bedellerin, piyasa araştırmalarının ve teknik verilerin dosyalara eklendiğini belirtti.

İddianamede ecrimisil bedellerinin eksik belirlendiği iddiasına da yanıt veren Sürmegöz, müfettiş raporunda firmaların satış fiyatlarından hareketle yanlış bir kamu zararı hesabı yapıldığını savundu. Ecrimisilin, devletin özel mülkiyetindeki ya da hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda işgal nedeniyle istenen tazminat olduğunu anlatan Sürmegöz, İBB Emlak Daire Başkanlığı bünyesinde yaklaşık 5 bin ecrimisil dosyası bulunduğunu bildirdi. Sürmegöz, reklam uygulamalarına ilişkin ecrimisil dosyalarının yıllara göre azaldığını belirterek, 2021 ve 2022’de suçlama konusu edilen dosyaların tamamının kapatıldığını söyledi. Sürmegöz, “2015’te 1397 reklam ecrimisil dosyası vardı. 2019’da bu sayı 2900’e çıktı. Biz 2020’den sonra bunları kapattık. 2021’de 75, 2022’de 147 dosya vardı, 2022’den sonra reklam alanlarına ilişkin ecrimisil dosyalarının tamamını kapattık” dedi.

‘Rüşvet ve suç geliri iddialarında tek bir mali veri yok’ 

Sürmegöz, hakkındaki rüşvet ve suç gelirlerinin aklanması suçlamalarını da reddetti. Yapılan finansal incelemelerde olağan dışı mal varlığı artışı, şüpheli para transferi ya da şahsına sağlanmış bir menfaat bulunmadığını belirtti. Sürmegöz, “Ticari yapılarla beni ilişkilendirecek hiçbir finansal veri yok. Suç gelirlerinin aklanması yönünden şahsıma aktarılan ya da lehime sürülen hiçbir gelir bulunmamaktadır” dedi.

İddianamede mal varlığına ilişkin hata yapıldığını, Silivri’deki iki taşınmazının edinim tarihlerinin yanlış yazıldığını belirten Sürmegöz, “Üzerimde iki tapu görünüyor. Bunların tesis tarihine 2022 yazılmış. Oysa Silivri’deki taşınmazlardan birini 2017’de, diğerini 2020’de krediyle aldım. Kredileri hala devam ediyor” diye konuştu.

Reklam alanlarına ilişkin teknik çalışmaları anlatan Sürmegöz, BİMTAŞ ile 2018’de başlayan ve 2020’de tamamlanan kapsamlı bir çalışma yaptıklarını söyledi. Bu çalışma kapsamında otobüs durakları, billboardlar, megalightlar, ATM yan yüzeyleri, çiçek büfeleri, üst geçitler, LED ekranlar, araç içi ekranlar ve tramvay giydirmeleri gibi reklam mecralarının tek tek standartlaştırıldığını anlatan Sürmegöz, “Tüm reklam ürünlerinin ölçülerini, malzemelerini, reklam yüzeylerini ve yer seçim kriterlerini belirledik. Billboardun kaldırıma mesafesinden iki ürün arasındaki mesafeye, parklardaki metrekare sınırından metro istasyonlarındaki yerleşime kadar her şeyi teknik olarak çalıştık” dedi.

Reklam alanları için İstanbul genelinde değer haritası oluşturduklarını belirten Sürmegöz, kira ve ecrimisil kıymet takdirlerinin bu haritalar üzerinden yapıldığını belirterek, “Her ana artere bir değer skoru ürettik. Bir reklam alanına ya da işgal tespitine dokunduğumuzda karşımıza birim fiyatı gelir. Bilirkişilerin dediği gibi elimiz cebimizde ‘buranın fiyatı budur’ demedik” ifadelerini kullandı.

Sürmegöz, savunmasına duruşmaya verilen aradan sonra devam edecek.