• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Irak’ta yolsuzlukla mücadele ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi: Aktörlerin rolleri üzerine değerlendirme

Irak’ta yolsuzlukla mücadele ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi: Aktörlerin rolleri üzerine değerlendirme

Irak’ta yolsuzlukla mücadele ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi: Aktörlerin rolleri üzerine değerlendirme
  • Yayınlanma: 4 Temmuz 2026 09:30
  • Güncellenme: 3 Temmuz 2026 20:11

Dr. Yunus Behram 

Irak, bugün son derece hassas bir siyasi süreçten geçmektedir. Hükümetin kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyası, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile İran arasında tırmanan gerilim başta olmak üzere, bölgesel düzeyde yaşanan olağanüstü gelişmelerle aynı döneme denk gelmektedir.

Bu gelişmeler, Orta Doğu’daki güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesine yönelik baskıları da beraberinde getirmektedir.

Irak toplumunun büyük bir kesimi, yolsuzlukla mücadelenin devletin yeniden ayağa kalkması için ulusal bir zorunluluk olduğu konusunda hemfikirdir.

Ancak tartışmalar, bu kampanyanın zamanlaması, hedef aldığı çevreler ve bunun yalnızca iç dinamiklerden kaynaklanan bir reform süreci mi, yoksa Irak’taki nüfuz dengelerini yeniden düzenlemeye yönelik daha geniş çaplı bölgesel bir stratejiyle kesişen bir süreç mi olduğu üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yolsuzlukla mücadele: İç reform mu, bölgesel denklem mi?

Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllardır Irak, Lübnan ve Yemen’de İran’ın nüfuzunu sınırlandırmayı stratejik öncelikleri arasında görmektedir.

Washington’a göre Tahran’a yakın silahlı gruplar, İran’ın bölgedeki en önemli güç unsurlarından birini oluşturmaktadır.

ABD-İsrail ile İran arasında son dönemde yaşanan askeri gerilimin ardından, bazı gözlemcilerin Irak’ta son dönemde atılan adımların İran’a yakın siyasi ve silahlı yapıların devlet kurumları içindeki etkisini azaltmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik çerçevenin parçası olup olmadığını sorgulaması doğaldır.

Bu durum, mutlaka dışarıdan doğrudan talimat verildiği anlamına gelmemektedir.

Daha ziyade çıkarların kesişmesinden söz edilebilir. Irak hükümeti, devlet kurumlarını güçlendirmeyi ve silahlı gücün yalnızca devletin tekelinde olmasını ulusal çıkarları açısından gerekli görürken, bu yaklaşım aynı zamanda Washington’ın İran yanlısı silahlı yapıların etkisini sınırlandırma hedefiyle de örtüşmektedir.

Bu çerçevede bazı siyasi analistler, nüfuz sahibi isimler hakkında açılan yolsuzluk dosyalarının yalnızca hesap verebilirliği sağlamayacağını, aynı zamanda Irak’taki siyasi güç dağılımını dolaylı biçimde yeniden şekillendirebileceğini değerlendirmektedir.

İran: Güç dengeleri değişirse en büyük kaybeden

Bağdat’ın İran’a yakın silahlı yapıların etkisini azaltmayı başarması halinde, Tahran son yirmi yılda inşa ettiği siyasi ve güvenlik nüfuzunun önemli bir bölümünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Böyle bir dönüşüm yalnızca Irak’ı etkilemekle kalmayacak; İran’ın Suriye, Lübnan ve Yemen’e uzanan bölgesel etki ağını da doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle İran’ın Bağdat’ta yaşanan her siyasi ve güvenlik gelişmesini yakından takip etmesi şaşırtıcı değildir.

Türkiye: Sessiz kazanan

Gündemin ön sıralarında yer almasa da Türkiye, bu denklemin en önemli aktörlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Ankara, Kuzey Irak’a iki temel perspektiften yaklaşmaktadır: ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlar.

Güvenlik açısından temel öncelik, PKK’nin Irak topraklarındaki varlığını kalıcı hale getirmesini engellemektir. Ekonomik açıdan ise ticaret ve enerji hatlarının güvence altına alınması ile Türk şirketlerinin Irak pazarındaki etkinliğinin artırılması öne çıkmaktadır.

Bazı analistlere göre Irak’taki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi, özellikle İran’a yakın aktörlerin iç sorunlarla meşgul olması halinde Türkiye’ye siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında nüfuzunu genişletme fırsatı sunabilir.

Bu bağlamda bazı değerlendirmeler, Ankara’nın doğrudan sürecin ön planında yer almadan, Irak’taki belirli güç merkezlerinin zayıflamasından stratejik kazanımlar elde edebileceği yönündedir.

Irak Kürdistan Bölgesi: Fırsatlar ve kaygılar arasında

Irak Kürdistan Bölgesi, bu dönüşümün tam merkezinde bulunmaktadır.

Bir taraftan İran nüfuzunun gerilemesi, Bölge’nin Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı ülkelerle ilişkilerini güçlendirmesi, daha fazla yabancı yatırım çekmesi ve ekonomik rolünü genişletmesi açısından yeni fırsatlar yaratabilir.

Diğer taraftan ise değişen güç dengeleri, Kürdistan Bölgesi’nin bölgesel aktörler arasında pazarlık konusu haline gelmesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırmaktadır.

Bu noktada bazı siyasi gözlemciler, Türkiye’nin ekonomik açıdan güçlü bir Kürdistan Bölgesi’ne karşı çıkmadığını; ancak bunun daha bağımsız bir siyasi veya askeri yapıya dönüşmesine mesafeli yaklaştığını ileri sürmektedir. Bunun temel nedeni ise böyle bir gelişmenin Türkiye’deki Kürt meselesi üzerindeki olası yansımalarıdır.

Bu çerçevede, Ankara’nın Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik açıdan Türkiye ile güçlü bağlarını koruyan, ancak siyasi hareket alanının belirli ölçülerde dengelendiği bir yapıyı tercih ettiği yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.

Ayrıca bazı siyasi analizler, Türkiye’nin politikalarının uzun vadede Kürdistan Bölgesi’nin anayasal yetkilerini daraltabilecek veya siyasi ve ekonomik kazanımlarını sınırlayabilecek sonuçlar doğurabileceğini öne sürmektedir.

Sonuç

Eğer yolsuzlukla mücadele kampanyası gerçekten ulusal bir reform projesiyse ve istisnasız bütün siyasi güçleri kapsıyorsa, Irak devletinin daha güçlü ve daha adil temeller üzerinde yeniden inşa edilmesinin başlangıcı olabilir.

Ancak süreç yalnızca belirli kesimlerle sınırlı kalırken diğer aktörler hesap verebilirlik mekanizmasının dışında tutulursa, bu kampanya bir reform girişiminden ziyade siyasi nüfuzun yeniden dağıtılması şeklinde yorumlanacaktır.

Aynı süreçte Amerika Birleşik Devletleri, silahlı yapıların etkisinin sınırlandırıldığı ve devlet otoritesinin güçlendiği bir Irak’ı desteklemeye çalışacaktır. İran ise elinde kalan nüfuz alanlarını koruma çabasını sürdürecek, Türkiye ise oluşabilecek siyasi ve güvenlik boşluklarını Kuzey Irak’taki çıkarlarını güçlendirmek amacıyla değerlendirmeye çalışacaktır.

Bu karmaşık jeopolitik tablo içerisinde Irak Kürdistan Bölgesi’nin önündeki en önemli sınav, Bağdat, Ankara, Washington ve Tahran arasında hassas bir denge kurarken anayasal kazanımlarını koruyabilmek, bölgesel rekabetin çatışma alanına dönüşmemek ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi ile parlamentonun etkin biçimde çalıştırılması yönünde somut adımlar atmaktır.

Bugün Irak yalnızca yolsuzlukla mücadele süreciyle karşı karşıya değildir; aynı zamanda devletin gelecekte nasıl bir yapıya sahip olacağı ve yeni bölgesel güç dengeleri içerisinde hangi konumu üstleneceği sorusuyla da yüz yüzedir.

Yolsuzlukla mücadele kampanyası gerçekten kapsamlı bir reformun başlangıcı olabilir.

Aynı zamanda bölgesel ve uluslararası aktörlerin çıkarlarıyla belirli noktalarda kesişmesi de mümkündür.

Ancak bu sürecin nihai değerlendirmesi, siyasi varsayımlardan ziyade yargının bağımsızlığına, hesap verebilirliğin kapsamına ve hukukun herkes için eşit biçimde uygulanıp uygulanmadığına bağlı olacaktır.