• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Deniz Göktaş Metris’ten Çorlu’daki Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi

Deniz Göktaş Metris’ten Çorlu’daki Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi

Komedyen Deniz Göktaş, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamaları yöneltilerek tutuklanmasının ardından İstanbul’daki Metris Cezaevi’ne gönderilmişti.

Deniz Göktaş Metris’ten Çorlu’daki Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi
Deniz Göktaş Metris’ten Çorlu’daki Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 3 Temmuz 2026 22:27
  • Güncellenme: 3 Temmuz 2026 22:28

Komedyen Deniz Göktaş, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi.

Komedyen Deniz Göktaş, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamaları yöneltilerek tutuklanmasının ardından İstanbul’daki Metris Cezaevi’ne gönderilmişti.

Göktaş, ilerleyen saatlerde Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi.

Karatepe Y Tipi Cezaevi, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen yüksek güvenlikli cezaevlerinden.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, avukat Rezan Epözdemir, Leman dergisi çizeri Doğan Pehlevan ve YouTube’daki Soğuk Savaş programının sunucusu Boğaç Soydemir ile program konuğu rapçi Enes Akgündüz de bu cezaevinde kaldı.

Kuyu tipi cezaevleri

Kısa Dalga’dan Canan Coşkun, “Distopik bir sistem: Tahliye olan mahpuslar kuyu tipi cezaevlerini anlatıyor” başlıklı haberinde, Ocak 2025’te ESP ve SGDF operasyonu kapsamında tutuklanan Cafer Özsoy’un tanıklıklarını şöyle aktarıyordu:

“Çorlu Karatepe Cezaevi’nde hep tekli hücreler vardı, sadece bir blokta üç kişilik hücreler vardı. Üçlü hücre dedikleri de iki tane tekli hücrenin ortadan açılmış kapıyla birleştirilmiş haliydi. Aynı tip yani değişen bir şey yok, aynı mimari. Kamera da vardı üç kişilik hücrelerde. Yani 24 saat boyunca duşa girerken, lavaboya girerken sürekli izliyorlardı.

Üç katlı bloklardan oluşan cezaevinin her bloğunda beş tane kuyu vardı. Blokların her katında bir koridor vardı. Her koridorda da altı hücre. Hücrelerde önünde korkuluk olan bir pencere vardı. Korkuluğun önünde de sık dokunmuş tel kafes bulunuyordu. Yani dışarıyı görmeniz veya ışığın doğru düzgün içeri girmesi, havanın girmesi imkansızdı.

Dışarıyı görmek için sık dokunmuş telin aralıklarından dışarıya bakıyordum. Bir süre sonra gözlerim ağrımaya başladı. Dışarı çıktığımda da bulanık görüyordum. Gökyüzünün güneşli veya bulutlu olduğu ancak havalandırmaya çıktıktan sonra anlaşılıyordu.

Hücrede bir yatak, demir bir dolap, küçük bir mutfak tezgahı ve bir banyo vardı. Yani adım atmak bile çok zordu. Kıyafetiniz yıkasanız asacak bir yer de yoktu. Yani küçücük bir hücre, yaklaşık 10 metrekarelik bir alan. Oraya gittikten altı gün sonra hareketsizlikten eklem yerlerim ağrımaya başladı.

Havalandırma hakkı günde 1,5 saatti. Havalandırmada kitap veya gazeteye hiçbir şekilde izin vermiyorlardı. Bir tek su alabiliyorduk yanımıza. Diğer tutukluları – aynı koridorda tutuluyorsak- havalandırmada görebiliyorduk. Başka koridordaki tutuklularla asla yan yana getirmiyorlardı bizi.

Havalandırmanın üstünde de elektrikli teller vardı. Karşınızda da bir duvar vardı ve sadece derin bir boşluk.

Bir de Ramazan ayında Diyanet’in koyduğu etkinlikler yapılıyordu. İdare, “Eğer bu hücrenin dışına çıkmak istiyorsanız güzel Kuran veya Yasin okuma yarışmalarına katılırsınız” diyordu. Aileyle telefon hakkıyla ilgili de ‘Bir hak daha kazanmak istiyorsanız Yasin okuma yarışmalarına katılacaksınız ve güzel okuyacaksınız, ezberleyeceksiniz’ diyorlardı.

İnsanlar orada sosyal yaşamdan tamamen yalıtılmış durumda. Şöyle düşünün, bir ihtiyacınız olduğunda butona basıyorsunuz. Eğer cevap verirse gardiyanın sesini duyabiliyorsunuz. Onun dışında insan görmek, biriyle sohbet etmek imkansız.”