Kuyu tipi cezaevlerinin kapatılması talebiyle Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde açlık grevi başlatan tutuklular 13 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesine götürülmüştü. Gürkan Türkoğlu ise yoğun bakıma kaldırılmıştı.
Kuyu tipi olmayan hapishaneye sevk talebiyle 266 gün boyunca açlık grevinde olan Türkoğlu, talebinin kabul edilmesinin ardından 21 Nisan’da açlık grevine son vermişti. Türkoğlu 5 Temmuz’da hayatını kaybetti.
Komedyen Deniz Aktaş da “Cumhurbaşkanına hakaret” ile “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamalarıyla tutuklandıktan sonra, önce İstanbul’daki Metris Cezaevi’ne, ardından Tekirdağ’ın Çorlu ilçesindeki Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi.
Göktaş’ın sevk edildiği Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan yeni nesil yüksek güvenlikli infaz kurumlarından biri.
Bu cezaevleri son yıllarda tutukluların açlık grevleri ve insan hakları örgütlerinin hazırladığı raporlarla gündeme gelirken, tartışmalar başka bir cezaevine sevk edilme talebiyle açlık grevi yapan Gürkan Türkoğlu’nun 5 Temmuz’da yaşamını yitirmesiyle yeni bir boyut kazandı.
Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı listeye göre 11 yüksek güvenlikli, 6 Y tipi, 7 S tipi cezaevi var. Bunlar F tipi ve T tipi cezaevlerine göre tecritin, izolasyonun daha yoğun olduğu ve ağırlaştırıldığı yerler.
Neden ‘kuyu tipi?’
DW Türkçe’de yer alan habere göre, “kuyu tipi” cezaevi, mevzuatta yer alan resmi bir tanımlama değil. Bu ifade, tutuklular, avukatlar ve insan hakları örgütleri tarafından 2021’den itibaren hizmete giren bazı yüksek güvenlikli cezaevlerinin mimarisini ve tutulma koşullarını tarif etmek için kullanılıyor.
Bu tanımlamanın neden kullanıldığına ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’dan geldi.
İBB davasındaki savunmasında cezaevinin fiziksel yapısını anlatan Pehlivan, avlunun yaklaşık beş metre genişliğinde, çevresindeki duvarların ise 13 metre yüksekliğinde olduğunu belirterek “Kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz” dedi. Yaz aylarında dahi güneşin zemine değil yalnızca duvarlara vurduğunu söyleyen Pehlivan, bu nedenle söz konusu cezaevlerinin kamuoyunda “kuyu tipi” olarak anıldığını ifade etti.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin 29 Ağustos 2025’te Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne yaptığı ziyaret sonrasında hazırladığı rapor da benzer bir tespitte bulunuyor.
Beş tutukluyla yapılan görüşmelere ve farklı yüksek güvenlikli cezaevlerinden gönderilen başvurulara dayanan raporda, mahpusların cezaevini kendilerinin “kuyu tipi” olarak tanımladığı belirtiliyor.
Raporda ayrıca Adalet Bakanlığının verilerine atıfla Türkiye’de 23 yüksek güvenlikli, 13 Y tipi ve yedi S tipi cezaevi bulunduğu aktarılıyor.
İstanbul Barosu, raporunda bu cezaevlerinin F tipi cezaevlerinin devamı niteliğinde olduğu ve tecrit ile izolasyonun daha ağır biçimde uygulandığı değerlendirmesinde bulunuyor. Rapora göre “kuyu tipi” ifadesi de yalnızca mimari yapıyı değil, mahpusların günün büyük bölümünü tek kişilik hücrelerde geçirdiği infaz rejimini tanımlamak için kullanılıyor.
İstanbul Barosu raporunda öne çıkan ilk tespit, hücrelerin önünde doğrudan havalandırma alanı bulunmaması. Rapora göre mahpuslar günün yaklaşık 22,5 ila 23 saatini hücrelerinde geçiriyor, açık havaya çıkmak için ise cezaevinin başka bir bölümündeki ortak havalandırma alanına götürülüyor.
Mahpusların aktarımlarına göre yazlık ve kışlık olmak üzere iki havalandırma alanı bulunuyor. Özellikle beton duvarlarla çevrili yazlık bölümün yaz aylarında aşırı ısındığı, hücrenin önünde sürekli kullanılabilen bir havalandırma bulunmadığı ve ihtiyaç nedeniyle hücreye dönen mahpusların aynı gün yeniden havalandırmaya çıkarılmadığı belirtiliyor. İstanbul Barosu, bu uygulamanın infaz mevzuatındaki havalandırma hakkıyla bağdaşmadığı ve fiilen sürekli hücre cezasına dönüştüğü değerlendirmesinde bulunuyor. Değerlendirmesini Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un yanı sıra havalandırma ve yaşam alanına ilişkin AİHM kararlarına dayandırıyor.
Pencereler, kameralar ve elektronik kapılar
Raporda, hücre pencerelerinin önündeki küçük delikli metal levhaların hava akışını ve doğal ışığı sınırladığı, mahpusların bu nedenle hücrelerini “fanus” gibi hissettiklerini aktardıkları belirtiliyor. Üç kişilik hücrelerin yaşam alanlarının kameralarla sürekli izlendiği, elektronik kapı sisteminin ise olası elektrik kesintisi veya arızalarda acil müdahaleyi geciktirebileceği yönündeki kaygılar da raporda yer alıyor.
İstanbul Barosu, ortak alanların güvenlik amacıyla izlenmesini doğal karşılarken yaşam alanlarının 24 saat kamerayla izlenmesinin özel hayatın gizliliği hakkı bakımından sorun oluşturduğunu ve bu konuda AİHM içtihadına atıf yapıyor.
Sosyal faaliyetler ve sağlık hizmetlerine erişim
Rapora göre mahpuslar haftalık sohbet hakkının uygulanmadığını, spor hakkından ise ayda yalnızca bir kez yararlanabildiklerini ifade ediyor. Baro, bunun sosyal ilişki kurma imkânını önemli ölçüde sınırlandırdığı değerlendirmesinde bulunuyor. Raporda ayrıca hastaneye sevklerde ikinci kez arama yapılması, kelepçeli muayene uygulaması, Çorlu Devlet Hastanesi’nde ring araçlarında uzun süre bekletilme, kitap ve mektuplara getirilen sınırlamalar ile kantindeki ürün çeşitliliğine ilişkin şikâyetlere de yer veriliyor.
İstanbul Barosu, Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki koşulların ulusal ve uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, “kuyu tipi” cezaevlerine yönelik eleştiriler açlık grevleriyle daha görünür hale geldi.
“Kuyu tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli cezaevlerine yönelik eleştiriler, son iki yılda hazırlanan raporların yanı sıra bu cezaevlerinde tutulan mahpusların başlattığı uzun süreli açlık grevleriyle de gündeme geldi.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin Ağustos 2025 tarihli raporunda, Çorlu Karatepe Cezaevi’nde görüştüğü mahpuslardan Fikret Akar’ın 153, Serkan Onur Yılmaz’ın ise 293 gündür açlık grevinde olduğu belirtiliyor. Rapora göre Akar ve Yılmaz, farklı “kuyu tipi” cezaevlerinde bulunan sekiz tutuklunun daha bu cezaevlerinin kapatılması ve başka cezaevlerine sevk edilme talebiyle açlık grevinde olduğu bilgisini paylaştı.
Bu eylemler sonraki aylarda da sürdü. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Nisan 2026’da yaptığı açıklamada Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen’in başka bir cezaevine sevk talebiyle uzun süredir açlık grevinde olduğunu duyurdu. Dernek, ailelerin sağlık durumuna ilişkin yeterli bilgi alamadığını belirtirken, açıklamasında kamuoyunda “kuyu tipi” olarak anılan yüksek güvenlikli cezaevlerine ilişkin hak ihlali iddialarını da yineledi. CİSST, mahpusların tek kişilik hücrelerde tutulduğu, açık havaya erişimin günde bir ila iki saatle sınırlandığı ve teknolojik altyapının izolasyonu derinleştirdiği yönündeki iddiaları hatırlatarak, bağımsız hekimlerin süreci izlemesi ve sevk taleplerinin insan hakları temelinde değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) da “kuyu tipi” olarak adlandırılan S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli cezaevlerinde uygulanan tecridin sonlandırılmasını, mahpusların sevk taleplerinin değerlendirilmesini ve açlık grevindeki mahpuslara ilişkin acil adım atılmasını istedi.
Açlık grevindeki Türkoğlu’nun ölümü
“Kuyu tipi” cezaevlerine ilişkin tartışmalar sürerken Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde açlık grevi yapan mahpuslardan Gürkan Türkoğlu yaşamını yitirdi.
266 gün boyunca açlık grevi yapan ve sağlık durumunun ağırlaşmasının ardından hastaneye kaldırılan Türkoğlu, yaklaşık üç aydır yoğun bakımda tedavi görüyordu.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Türkoğlu’nun yaklaşık bir yıl boyunca “kuyu tipi” olmayan bir ceza infaz kurumuna sevk edilme talebiyle açlık grevi yaptığını belirterek ölümünden cezaevi koşullarını ve taleplerinin karşılanmamasını sorumlu tuttu. Halkın Hukuk Bürosu da benzer yönde açıklama yaparak “kuyu tipi” cezaevlerinin kapatılması çağrısını yineledi.
İstanbul Barosu da raporunun sonuç bölümünde “kuyu tipi” olarak adlandırılan cezaevlerindeki tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığı değerlendirmesinde bulunuyor. Raporda, bu cezaevlerinde tutulan mahpusların sevk taleplerinin karşılanması, havalandırma alanı bulunmayan hücrelerden oluşan bu yapıların kapatılması ve benzer cezaevlerinin yapımına son verilmesi çağrısı yapılıyor.




