Şırnak’ta İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından başlatılan Toplumsal Barış ve Kardeşlik Nöbeti iki ayı geride bıraktı. Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair peş peşe açıklamalar sürerken iktidar tarafından atılacağı belirtilen adımlar da yakından takip ediliyor. Meclis’in tatile girmesine sayılı günler kala konuşulan “çerçeve yasa” beklentisi sürecin somut adımlar olmaksızın uzamasıyla belirsizliği de beraberinde getiriyor.
Çatışmalı sürecin ağır sonuçlarını yaşayan kentlerden Şırnak’ta ise barış tartışmaları gündelik yaşamın kendisi.
Ayrıca bunu yalnızca Şırnak’ta değil, bölgenin farklı kentlerinde de görmek mümkün. Kısa süre önce Hakkari’de Mezopotamya Ajansı’na konuşan berîvanlar (süt sağan kadınlar), ekonomik krizden üretim koşullarına kadar yaşadıkları sorunları anlatırken sözü dönüp dolaşıp barışa getirmişlerdi.
“En derin sorunumuz Kürt sorunudur. Barış olsa berîvanlığımızı da daha iyi şartlar altında yapacağız” diyen berîvanlar, yaylalarda özgürce çalışabilmekten söz ediyor, barışın gündelik yaşamları için ihtiyaç olduğunu anlatıyordu.
Bölgedeki bu gerçeklikten yola çıkarak İHD Şırnak Şube Eşbaşkanı Av. Şıvan Sakman ile hem iki aydır süren nöbeti hem de Ankara’daki sürecin Şırnak’taki karşılığını konuştuk.

(Şıvan Sakman)
Sakman, sürecin başlangıcında oluşan umut ve heyecan ortamının belirsizliklerin uzamasıyla yerini yavaş yavaş kaygıya bıraktığını belirterek, “Bir hukukçu, bir insan hakları savunucusu ve Şırnak’ta yaşayan bir yurttaş olarak bunu açıkça söyleyebilirim. İnsanlar artık yalnızca iyi niyet açıklamaları duymak istemiyor. Somut ve hukuki adımlar görmek istiyor. Toplumun yeni bir hayal kırıklığını taşıyacak gücü kalmadı” diyor.
Kürtler tarafından yapılan birçok açıklamada olduğu gibi Sakman’a göre de PKK’nin fesih ve silah bırakma kararı önemli bir eşik oluşturdu. Ancak bunun kalıcı barışa dönüşebilmesi için hukuki düzenlemelerden demokratikleşmeye kadar birçok başlıkta somut adımlar atılması gerekiyor. “Silahların sustuğu bir dönemdeyiz. Bu önemli ama yeterli değil” diyen Sakman, asıl meselenin demokratik ve hukuki zeminin inşa edilmesi olduğunu vurguluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’ın dahil olduğu aktörlerin ortaya koyduğu irade sahada kıymetli bulunuyor. Zira örgütün kendini feshetme ve silah bırakma kararlılığı yeni bir dönemin kapısını araladı. Ancak Sakman’ın da ifadeleriyle, şu an yaşanan durum silahların sustuğu bir ‘negatif barış’ evresi. Esas hedef ise adaletin, hukukun ve eşit yurttaşlığın var olduğu ‘pozitif barış’ı kurabilmek.
Şırnak’ta iki nöbet bir meydanda
Şırnak Cumhuriyet Meydanı’nda eş zamanlı olarak iki eylem yapılıyor: İHD’nin 9 Mayıs’ta başlayan Toplumsal Barış ve Kardeşlik Nöbeti ile KESK Şubeler Platformu’nun 5 Haziran’da başlayan Adalet Nöbeti yan yana yürütülüyor.

Yani aynı meydanda adalet ve barış nöbeti…
Sakman, iki nöbetin yan yana gelişlerinin tesadüf olmadığını söylüyor. Çünkü “barış ile adalet birbirinden ayrı düşünülemez.”
Adalet Nöbeti’nin çıkış noktası ise kamu emekçilerine yönelik soruşturma ve ihraçlar oldu. Eğitim Sen Şırnak Şube Başkanı Adnan Şenbayram, öğretmenler Nizam Kaplan ile Mesut Aslan ve sağlık emekçisi Kadir Ötüker hakkında idari soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın gerekçesi, katıldıkları taziye ziyaretleri ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırılara karşı yapılan basın açıklamaları oldu. Soruşturma sonucunda dört kamu emekçisi memuriyetten çıkarılmaları talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilirken, aynı zamanda Hatay, Gaziantep ve Yozgat gibi illere resen atandı. Ardından KESK Şubeler Platformu Adalet Nöbeti başlattı.
Yas tutmanın ve acıyı paylaşmanın insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Sakman, taziye ziyaretlerine katılmanın ihraç sebebi olmasında dair şunları kaydediyor:
“Bazen insan haklarının yalnızca modern çağın ürettiği kavramlar olduğu düşünülüyor. Oysa insanlık tarihi bize başka bir şey söylüyor. Şanidar Mağarası’nda bulunan Neandertal mezarları ve mezarlardaki çiçek polenleri, insanın on binlerce yıl önce bile ölüsünü gömdüğünü, ona değer verdiğini ve yas kültürünün insanlık tarihi kadar eski olduğunu düşündürüyor. Değişmeyen gerçek şu: İnsan, çok eski çağlardan beri acısını paylaşmış, ölüsünü uğurlamış ve yasını tutmuştur. Demek ki yas tutmak, inanç, vicdan ve insan onuru; medeniyetlerden de eski ortak değerlerdir. Yirmi birinci yüzyılda insanların bir taziyeye katılması, acıyı paylaşması veya demokratik yöntemlerle düşüncesini açıklaması nedeniyle idari ve disiplin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalması, barışın ruhuyla ve demokratik toplum anlayışıyla bağdaşmıyor. İşte tam da bu nedenle biz Toplumsal Barış ve Kardeşlik Nöbeti’ni Adalet Nöbeti ile aynı meydanda tutuyoruz.”
Sakman, barışın bu coğrafya için yeni bir arayış olmadığını, yüzyıllardır süren birlikte yaşama kültürünün yeniden hatırlanması gerektiğini söylüyor:
“Aslında biz barışı yeniden keşfetmiyoruz; bu coğrafyanın barışa dair hafızasını yeniden hatırlıyoruz. Şanidar Mağarası’ndan Göbeklitepe’ye, Gılgamış Destanı’ndan Feqiyê Teyran’a, Ehmedê Xanî’den Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye kadar uzanan çok güçlü birlikte yaşama mirasına sahip bu topraklar. Bize düşen bu mirası yeniden üretip gelecek kuşaklara taşımak.”
‘Sınırda olmanın yükü ağır’
Endîver’den Cizre’ye selam
Şırnak’ta sınır denilen şey haritadaki bir çizgi değil. Cizre’de Dicle kıyısına indiğinizde bunu görmek mümkün. Nehrin karşı kıyısında Endîver var. Arada birkaç yüz metre… Ama o mesafenin iki tarafında aynı aileler yaşıyor. Bir tarafta halası, diğer tarafta yeğeni, burada kuzeni, karşıda çocukluk arkadaşı…
Şıvan Sakman da bunu anlatırken sınırların devletleri ayırmış olabileceğini ama akrabalığı, gönül bağlarını ayıramayacağından; sınırların ortak yaşamı ortadan kaldıramadığından bahsediyor:
“Şırnak gibi bir sınır kentinden baktığınızda, Kürt meselesini yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değerlendirmeniz mümkün değildir. Çünkü bu coğrafyanın sosyolojisi, çizilen siyasi sınırlardan çok daha eskidir. Aynı ailelerin fertleri bugün Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta ve İran’da yaşıyor. Aynı dili konuşuyor, aynı kültürü paylaşıyor, aynı düğünde halay çekiyor, aynı cenazede gözyaşı döküyorlar. Sınırlar devletleri ayırmış olabilir; fakat insanların hafızasını, akrabalığını ve gönül bağlarını ayıramadı.
Cizre’de oluşan bir barış iklimi Rojava bölgesinde yer alan, Cizre ilçesinin hemen karşısındaki Endîver’i de etkiler. Silopi’de hissedilen huzur Zaxo’ya da yansır. Aynı şekilde sınırın öte tarafında yaşanan bir çatışma ya da hak ihlali de burada yaşayan insanların yüreğinde karşılık bulur. Çünkü sınırın öbür tarafındaki insanlar, bizim hala, teyze, kuzen, amca, çocukluk arkadaşımızdır.
Bunu Cizre’de çok somut biçimde görürsünüz. Endîver köyünden insanlar, Dicle Nehri’ne ve tarihi Cizre Köprüsü’ne yakın bölgeye pikniğe, geziye gelirler. Bu tarafta Cizre’deki akrabaları bazen onları uzaktan görür, bazen onlar bu tarafa el sallar. Arada birkaç yüz metre vardır; ama o mesafenin içinde yüz yıllık ayrılıklar, sınırlar, hasretler ve yarım kalmış akrabalıklar vardır.”
İHD raporu: Sınırdaki hak ihlalleri
Sakman bu nedenle Rojava’da yaşanan bir saldırının Şırnak’ta da güçlü bir karşılık bulduğunu ifade ediyor.
Ancak tam da burada hatırlamak gerekir ki, Rojava’ya saldırılara karşı Şırnak’ta yapılan protestoların ardından yaşanan gözaltı ve tutuklamalarda ağır insan hakları ihlalleri gündeme gelmişti.
Sakman’a göre sınır kentlerinde yaşayanlar hem sınırın ötesindeki çatışmaların hem de bu çatışmalara karşı içeride verilen demokratik tepkilerin sonuçlarını aynı anda yaşıyor.
İHD’nin tuttuğu raporlarla yaşanan ihlalleri hatırlatan Sakman, şunları paylaşıyor:
“Rapora göre, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılara ilişkin protestolar nedeniyle en az 22 ilde 70’ten fazla barışçıl gösteriye kolluk tarafından müdahale edildi. En az 930 kişi gözaltına alındı, biri gazeteci ve 32’si çocuk olmak üzere en az 123 kişi tutuklandı. Çok sayıda kişi gözaltı ve cezaevi süreçlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Rapora göre Şırnak’ta gözaltına alınan 37 çocuktan 19’u tutuklandı, 17’si adli kontrolle serbest bırakıldı.
Çocukların sabah erken saatlerde yapılan operasyonlarla gözaltına alınması, kelepçeli bekletilmeleri, avukata erişimlerinin engellenmesi veya geciktirilmesi ve bazı çocuklara kolluk personelinin kendisini avukat gibi tanıtarak hazır beyan imzalatmaya çalıştığı yönündeki tespitler, çocuğun üstün yararı ilkesi ve savunma hakkı açısından son derece ciddi iddialar.
Ayrıca basın özgürlüğü bakımından da önemli ihlaller yaşandı. Raporda en az 8 gazetecinin haber takibi sırasında gözaltına alındığı, Cizre’deki gösterileri izlerken gözaltına alınan gazeteci Nedim Oruç’un tutuklandığı, çeşitli haber kuruluşlarına ait 40’tan fazla sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişim engeli getirildiği belirtiliyor.”
‘Barış çoğalırsa sınırın iki tarafı da yaşanabilir hale gelir’
“Cizre’de kurulan barış Endîver’e, Silopi’de kurulan huzur Zaxo’ya değebilir. Bu coğrafyada barış ne kadar çoğalırsa, sınırın iki tarafında da insanların hayatı o kadar güvenli, onurlu ve yaşanabilir hale gelir. Tam da bu nedenle, hepimizin birbirini incitecek, ötekileştirecek ve barış iklimini zedeleyecek söylem ve politikalardan uzak durması gerekiyor. Bugün en fazla ihtiyacımız olan şey; birbirimizi anlamaya çalışmak, ortak acılarımızı paylaşmak ve ortak geleceğimizi birlikte kurabilmektir.”
‘Biz Şırnak’tan kimseye öfke göndermiyoruz’
Peki, Şırnak Cumhuriyet Meydanı’nda tutulan nöbetler Türkiye’nin batısına, İstanbul’a, İzmir’e ya da Trabzon’a ulaşıyor mu? Şıvan Sakman, sesin batıya ulaştığını ama henüz yeterince güçlü bir karşılık bulmadığını söylüyor. Ama ona göre barışın en güzel özelliği bulaşıcı olması:
“Açık konuşmak gerekirse, bu ses batıya ulaşıyor ama henüz yeterince güçlü ulaştığını düşünmüyorum. Buna rağmen umut verici gelişmeler de var. Yaklaşık iki aydır sürdürdüğümüz nöbetlere birçok dayanışma ziyaretlerinde bulunuldu. Bu ziyaretler bizim için son derece kıymetliydi. Çünkü barışın en önemli özelliği bulaşıcı olmasıdır. Ancak bu ortak sesin çok daha büyümesine ihtiyaç var. Karadeniz’den Marmara’ya, Ege’den Akdeniz’e, İç Anadolu’dan Trakya’ya kadar bu ülkenin bütün renklerinin, bütün halklarının ve bütün vicdanlarının barış talebinde buluşmasını çok isterim.
Biz Şırnak’tan kimseye öfke göndermiyoruz. Kimseyi suçlamak için de konuşmuyoruz. Biz yalnızca sesimizin duyulmasını istiyoruz. Çünkü burada tuttuğumuz nöbet yalnızca Şırnak’ın nöbeti değildir; Türkiye’nin demokrasisine, hukukuna ve ortak geleceğine tutulmuş bir nöbettir.”
‘Acıları yarıştırmadan yaşamı savunmak’
Barışın neye benzediği sorulduğunda ise aklına geçen yıl İHD’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Barışa Giden Yol: Hafıza ve Adalet” konferansı geliyor.
O konferansta iki annenin mesajı okunuyor.
Biri, Kızıltepe’de 12 yaşındaki oğlu Uğur Kaymaz’ı ve eşini kaybeden Makbule Kaymaz.
Diğeri ise Trabzon Maçka’da oğlu Eren Bülbül’ü kaybeden Ayşe Bülbül.
Farklı hikayeler… Ama Sakman’a göre anneler aynı talepte buluşuyor:
Makbule Kaymaz, “Ne bir annenin daha yüreği yansın, ne bir çocuk daha mezarda büyüsün. Evlatlarımızı kaybettik ama umutlarımızı kaybetmek istemiyoruz. Artık gözyaşı değil, barış istiyoruz. Çünkü barış hepimize iyi gelecek” derken; Ayşe Bülbül ise “Başka annelerin evlatlarını kaybetmesine rıza gösteremem. Barışı savunmayayım da ne yapayım?” diye sesleniyor.
Sakman, iki annenin sözlerinin yıllardır barış üzerine söylenmiş en güçlü cümlelerden olduğunu söylüyor:
“İkisi de yaşadıkları tarifsiz acıya rağmen bu ülkenin bütün çocuklarından söz ediyordu. İkisi de başka annelerin aynı acıyı yaşamamasını istiyordu. Sanırım barışın en sahici tarifi de budur: Acıları yarıştırmadan, kimlikleri yarıştırmadan, ölümleri yarıştırmadan; herkes için yaşamı savunabilmek…”
Nöbetlerden fotoğraflar:







