Hayat, bazen en sevdiğimiz şarkının yarım kalması gibi kesiveriyor nefesimizi. Ahmet Telli’nin bu dünyadan sessizce çekilişi gibi.
Bir şairin, bir dostun ardından bir yazı yazmak kelimelerin hükmünü yitirdiği o ıssız sınırda durmak gibi,
Bazı vedalar vardır, sadece bir insanın gidişi değildir; bir sokağın tenhalaşması, bir ülkenin belleğindeki o en dirençli dizenin eksilmesidir.
Bir şair arkadaşı, bir yol ve söz yoldaşını sonsuzluğa uğurlamak, kelimelerin boynunu bükmesi, tuşların duraklaması demektir.
Telli, kelimelerini yalnızca bir estetik kaygıyla değil, insan onuruna, adalete ve bu toprağın kadim hafızasına yaslayarak büyütmüş bir sesti. Sözünü esirgemeyen, sesini rüzgara teslim etmeyen, aksine o rüzgara karşı durarak hakikati fısıldayan bir adanmışlıktı onunkisi.
Bir şairin gidişiyle, onun taşıdığı o toplumsal hafızanın, o direncin yükü şimdi sonraki kuşakların omuzlarında kalıyor. O, kelimeleriyle bu dünyaya bir çentik attı; insana, aşka, barışa ve adalete dair sarsılmaz bir inancın kaydını düştü.
***
Kelimeler çekildikten sonra geriye kalan o büyük sessizlik, aslında en ağır şiirdir. İnsan, ömrünü kelimelerle ören bir şairin ardından ne söylesek eksik, ne yazsak yarım kalıyor.
Ahmet Telli bu coğrafyanın acılarına, çığlığına ve bu halkın dinmeyen umuduna kelimeleriyle dokundu. Kalemini hiçbir gücün önünde eğmedi;
Ölüm, toplumsal hafızayı yok etmeye muktedir değildir. Aksine, bir şairin gidişi, onun hayat boyu savunduğu değerlerin altını daha kalın çizgilerle çizer. Ardından ağıt yakmak yerine, onun mısralarındaki o mağrur duruşu, o teslim olmayan bilinci selamlamak gerekir.
Gözlerini bu dünyaya yuman bir has şairin ardından emanet ettiği o soylu kavgaya, o saf şiire selam durulur.
Çünkü şairin ölümü, alelade bir sessizlik değildir. Her dizesinde hayatın o sert, gerçeklerine çarparak bilenmiş bir kalemin susması, coğrafyanın göğsünde yeni bir yaranın açılması demektir.
Okurları onunla sadece kafiyeleri, imgeleri paylaşmadı; bu öfkeli çağın ortasında insan kalabilmenin acısını paylaştı. Sokağın sesini, meydanların uğultusunu ve o hiç bitmeyen umudu taşıdı şiirin omuzlarında.
Şimdi masada yarım kalmış bir çay, defterin kenarına iliştirilmiş bir mısra ve onun o vakur, o eğilmeyen gölgesi var. Hicranı bir dert gibi değil, bir direnç gibi kuşanmayı ondan öğrendi okurları. O, kelimeleri birer süs gibi yakasına takanlardan olmadı; her sözcüğü bir karanfil gibi, bazen de bir barikat gibi yerleştirdi hayatın tam ortasına.
Ardılları bıkmadan ve usanmadan onun bıraktığı yerden kuracak cümleleri. Eksilen bir sesin yerini, binlerin feryadı ve şiirin o yenilmez gücü alacak.
***
Ahmet Telli, şiiri fildişi kulelerde değil, hayatın tam ortasında, kavganın, aşkın ve hüznün sıcaklığında var eden bir şairdi.
Şimdi ardından bakarken, sadece bir dostu kaybetmenin kişisel kederini değil; bir devrin, bir sesin ve bir vicdanın eksikliğini hissediyoruz. Fakat biliyoruz ki, asıl ölüm unutulmaktır. Onun bıraktığı miras, kağıda dökülmüş o mağrur ve gerçekçi çizgide, haksızlığa karşı eğilmeyen o dik duruşta yaşamaya devam edecek.
Yolun açık olsun dostum, kelimelerin yoldaşı. Bize bıraktığın o onurlu ses, bu çorak zamanlarda içimizi ısıtmaya ve karanlığa karşı bir kandil gibi yanmaya devam edecek. Şiirin, toprağın ve hafızanın koynunda uyuyuver şimdi…
Sen kelimelerini bize, sesini bu toprağın bağrına bıraktın. Şimdi her mısrada, her adalet arayışında, her barış çığlığında yeniden buluşacağız. Şiirin o eskimeyen, o eksilmeyen ışığı yoldaşın olsun.
Güle güle kederli ve mağrur imgelerin şairi… Sen şiirlerinle, ödün vermediğin o güzel duruşunla hep yaşayacaksın.




