Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin tartışmalar sürerken, Meclis’te hazırlanması planlanan “çerçeve yasa”nın kapsamı da gündemdeki yerini koruyor.
57 gün aradan sonra 20 Temmuz’da İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, yaklaşık 5 saat süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Öcalan’ın, “Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” mesajını paylaştı.
Bu açıklamanın ardından çerçeve yasanın içeriğine ilişkin tartışmalar yeniden yoğunlaşırken, ceza hukukçusu Ercan Kanar, Mezopotamya Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Güvenlik değil özgürlük vurgusu
Çerçeve yasa tartışmalarının önceki çözüm sürecinde de gündeme geldiğini hatırlatan Kanar, bugünkü yaklaşımın da benzer olduğunu söyledi.
Kanar, “O zamanki mantık şu anda da devam ettiriliyor. Esas olarak özgürlüklerin geliştirilmesi değil, daha çok güvenlik meselesi öne çıkarılıyor. Şimdi ‘Terörsüz Türkiye’ deniliyor. Halbuki sorun bu değildir. Sorun özgürlüklerin ilerlemesi ve geliştirilmesidir” dedi.
2014 yılında çıkarılan düzenlemenin adının “Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi”olduğunu anımsatan Kanar, bugün kullanılan söylemin de benzer olduğunu belirtti.
Kanar, “Şimdi de ‘terörsüz Türkiye’ denilirken 2014 yılındaki söylem tekrarlanıyor. O dönemde çalışmaların koordinasyonu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na bırakılmıştı. Halbuki konunun bu müsteşarlıkla bir ilgisi yoktu. Ancak konu güvenlik meselesi olarak ele alındığı için böyle bir düzenleme yapıldı” diye konuştu.
Devletin güvenlik kavramını yanlış yorumladığını savunan Kanar, “Güvenliğin, herkesin eşit ve kalıcı özgürlüklere kavuşması olarak anlaşılması gerekir. Ancak iktidar güvenlik meselesine böyle bakmıyor. Güvenliği, ‘terörün sona ermesi’ olarak değerlendiriyor ve özgürlükçü bir yapı gündeme getirmiyor. 2014 yılında çerçeve yasaya yönelttiğimiz eleştiriler bugün de geçerliliğini koruyor” ifadelerini kullandı.
Yasada hangi düzenlemeler olmalı?
Geçmiş çözüm sürecinde dile getirdikleri taleplerin bugün de geçerli olduğunu belirten Kanar, çerçeve yasanın koruculuk sisteminin kaldırılması, kalekol ve karakol yapımlarının durdurulması, ana dilinde eğitim hakkının tanınması, zorunlu göç mağdurlarının geri dönüşünün sağlanması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ilişkin çekincelerin kaldırılması, seçim barajının kaldırılması ve bağımsız bir gözlemci heyetinin oluşturulması gibi düzenlemeleri içermesi gerektiğini söyledi.
Kanar ayrıca, “Bugün de aynı talepleri yapıyoruz…” diyerek bu başlıklara ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu ve “Bütün bu düzenlemeler yapılmazsa oluşturulacak ‘çerçeve yasa’nın özgürlükler açısından hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu sadece kandırmacadan ibaret bir yasa düzenlemesi olur.” ifadelerini kullandı.
Sürecin en önemli başlıklarından birinin Abdullah Öcalan’ın statüsü olduğunu söyleyen Kanar, “Bakın değişen hiçbir şey yok. Biz Abdullah Öcalan’ın statüsünün olması gerektiğini 2014 yılında da dile getirdik. Şimdi barış görüşmesinin en baş temsilcisi doğal olarak Abdullah Öcalan’dır. O zaman Abdullah Öcalan üzerindeki tüm fiziki sınırlamaların ortadan kaldırılması gerekir. Abdullah Öcalan’ın tüm basın mensuplarıyla, tüm toplumsal kurumlarla, tüm uluslararası kuruluşlarla özgürce ve serbestçe görüşmesini sağlayacak bir ortamın yaratılması gerekir” dedi.
‘Toplumsal ihtiyacımız en geniş özgürlüklerdir’
Çerçeve yasanın uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku temelinde hazırlanması gerektiğini belirten Kanar, “Hiçbir politik kaygı duyulmadan, uluslararası hukuka ve insan hakları hukukuna uygun, özgürlükçü bir çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Bu konuda nelerin olması gerektiğini taleplerimizde belirttik. Bu taleplerin yasada yer alması gerekir. Toplumsal ihtiyacımız, baskılar ve kısıtlamalar değildir…” değerlendirmesinde bulundu.




