İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı ve insan hakları savunucusu Akın Birdal’ın yeni kitabı “Unutmabeni Çiçekleri”, İHD’nin 40’ıncı kuruluş yıl dönümü olan 17 Temmuz’da yayımlandı.
Yakın Kitabevi’nden çıkan kitapta Birdal, insan hakları, barış ve demokrasi mücadelesinde beraber yol yürüdüğü yoldaşlarıyla olan anılarını kaleme aldı.
İHD’nin 40’ıncı yılına ithaf edilen kitapta Birdal, 23 kişiyle yaşadığı anılarını yazdı.
Bu isimler arasında Ahmet Kaya, Aziz Nesin, Ayşenur Zarakolu, Leman Fırtına, Hüseyin Aykol, Tahir Elçi, Akın Özdemir, Yaşar Kemal ve Vedat Türkali gibi önemli isimler yer aldı.
Akın Birdal ile yeni kitabını ve Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürece dair MA’ya değerlendirmede bulundu.
‘Baş eğmeyenlerin hikâyesi’
İnsan hakları mücadelesinin en önemli amaçlarından birisinin vefa, unutmamak ve unutturmamak olduğuna dikkat çeken Birdal, kitapta adı geçenlerin birçoğunun ya bu mücadelede katledildiğini ya da sürgünde yaşamını yitirdiğini aktardı. Ortak yanlarının toplumcu, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hayali kurmak olduğunu vurgulayan Birdal, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kitap baş eğmeyenlerin hikâyesi. Hiçbirisi baş eğmemiş ve kendi hikâyesini yazmış. Bu 23 kişi, yaşamımda beraber mücadele ettiğim insanlar; ortak anılarımızı buraya taşıdım. Hepsi zindanlarda, sürgünlerde yaşamış; işinden, ekmeğinden olmuş insanlar. Sosyalist bir kişiliklerinin olmasının yanı sıra bu coğrafyada Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü gündemine almış, bunun için söylemiş, yazmış ve konuşmuş insanlar. Bu insanlar zaten unutulacak insanlar değil; ancak hem vefa göstermek hem de genç kuşaklarla buluşturarak geçmişle bugün arasında bir bağ kurmak amacıyla bu kitabı hazırladım. Adının ‘Unutmabeni Çiçekleri’ olması da anlamlı oldu. 1915 Ermeni soykırımının sembolü olarak bu çiçek kabul edildi. Bu coğrafyada yaşamış olan farklı kimlik, kültür ve renklerin ölümsüzlüğünü anımsatsın istedik. Buradaki 23 kişiyle kalmayacak; ikinci kitapta Vedat Aydın, Hrant Dink, Ahmet Telli, Sırrı Süreyya Önder, Halit Çelenk gibi yine toplumun vicdanı olan insanları yazacağım.”
‘Bugünleri hayal ettiler’
“Onların inşa etmek istediği Türkiye ve dünyayı bize bırakılmış bir sorumluluk olarak görüyoruz” diyen Birdal, mücadeleyi kesintiye uğratmamak gerektiğini vurguladı. Yaşanılan dostluk ve kardeşliğin insanlığın bütün kazanımlarını hissettirdiğini söyleyen Birdal, şunları kaydetti:
“Aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi onların hayalinin önceliğini oluşturmuştur. Coğrafyadaki kimlik ve kültürlerin eşit ve özgür yaşamasını da dile getirmişlerdir. Onlarla aynı çağda yaşamanın onurunu duyarken, onların eksikliğini de hissediyorum. Onların hayal edip de görmek istediği günlerde yaşıyoruz ve bunu kesintiye uğratmadan ileriye taşımak bizim sorumluluğumuzdur. Eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik bir cumhuriyetin inşasının yolu açıldı. Bu hafta çerçeve yasanın Meclise getirilmesi bekleniyor. İlk evrede bütün beklentilere karşılık veremeyecek ama bu kapının aralanmış olması ve Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mektupta da belirttiği gibi Kürt ve Türk kardeşliğinin hukukunu oluşturmak ve süreci yasal güvencelere bağlamak, demokratik siyasetin alanını genişletmek açısından bu adımlar önemlidir. Silahların bırakılmış ve örgütün feshedilmiş olması ile 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu herkes için yol göstericidir ve göreve davettir. Ahmet Kaya’dan Celal Başlangıç’a, Aziz Nesin’e, Vedat Türkali’ye kadar bütün adı geçen arkadaşlarımız bugünleri hayal ediyorlardı. Onların hayallerini yarım bırakmamak için süreci sonuna kadar götürmeli ve toplumsallaştırmalıyız.”
‘Barış için çok fırsat oldu’
Sürecin nihayete varmasının insanların insanca yaşaması, üretenlerin ürettikleri üzerinde söz ve karar sahibi olması bakımından önemli olduğuna işaret eden Birdal, ayrımcı ve kutuplaştırıcı politikaların bu özlemi daha da büyüttüğünü dile getirdi. Barışın herkes için temel bir hak olduğunun altını çizen Birdal, şöyle devam etti:
“Barış gelebilmiş olsaydı bu insanlar sürgünlerde, yakınlarının özlemiyle yaşamlarını yitirmiş olmayacaktı. Kuşkusuz, yaklaşık 2 yıldır cenaze gelmemiş olması sürecin önemini anlamak bakımından çok değerli. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için yaratılan ilk fırsat değil bu. Kaç kez ateşkes kararı verildi, Avrupa ve Kandil’den Türkiye’ye geldiler, Meclise gelip muhatap yarattılar. 1996’da PKK’nin elindeki 8 askerin getirilmesi için biz gitmiştik; bu, PKK’nin muhatap kabul edilmesi yolunda önemli bir adımdı. Keşke bunu devlet yapsaydı; 1996’dan günümüze binlerce insan yaşamını yitirmemiş, yas tutulmamış, göç yaşanmamış, yoksulluk ve açlık çekilmemiş olurdu. Bugüne kadar ne yazık ki olmadı, bari şimdi heba edilmesin.”
‘Umut birliği kurulmalı’
Sürecin toplumsallaşması ve kimsenin geride bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Birdal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Barışın bir onuru olacak ve silahların susması kalıcılaşacak ise toplumu ayrıştırıcı, CHP’yi yalnızlaştırıcı politikadan da vazgeçmek gerekir. Çünkü bu, demokrasiye giden yoldur. Barış ve demokrasiyi birbirinden ayıramayız. O nedenle operasyonların durması, siyasi mahpusların serbest bırakılması, kayyım uygulamalarına son verilmesi gerekiyor. Hep şafak operasyonlarıyla uyanıyoruz; bir sabah kalktığımızda da siyasi mahpusların serbest bırakılmasıyla güne başlayalım. Gerçekten o zaman bir güven yaratılır ve sürecin herkesçe içselleşmesi sağlanmış olur. Bu süreçte herkese bir rol düşüyor. Ses, yazı, söz; ne yapılacaksa barış için yapılmalı ve herkes birer barış savunucusu olmalı. Sürecin kesintiye uğramaması için tarihsel sorumluluk duymalıyız. Türkiye işçi sınıfına bir çağrı yapıyorum: İşçilerin işi, ekmeği ve özgürlüğü barıştadır. Bu kitapta adı geçenlerin hepsi emekçi insanlardı ve dünyaya sınıf penceresinden bakmışlardı. Bugünkü anlayış sürdükçe, var olan işlerini de küçülen ekmeklerini de kaybedecekler. O nedenle bütün demokrasi güçleri elbirliği, umut birliği ve söz birliği yapmalıdır.”
(MA)




