• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Kayıp yakınları bu hafta da meydanlardaydı: Beş kentte adalet talebi yükseldi

Kayıp yakınları bu hafta da meydanlardaydı: Beş kentte adalet talebi yükseldi

1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilen ve faili meçhul cinayetler nedeniyle akıbetleri bilinmeyen yurttaşların hikayelerinin okunduğu eylemlerde, AİHM mahkumiyetlerine rağmen sürdürülen cezasızlık politikalarına tepki gösterildi.

Kayıp yakınları bu hafta da meydanlardaydı: Beş kentte adalet talebi yükseldi
Foto: MA
Kayıp yakınları bu hafta da meydanlardaydı: Beş kentte adalet talebi yükseldi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 1 Ağustos 2026 14:54

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenledikleri haftalık adalet eylemlerini Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Hakkari ve İzmir’de sürdürdü.

Eş zamanlı olarak bir araya gelen insan hakları savunucuları ile aileler; 1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilen, işkenceyle öldürülen ve akıbetleri faili meçhul kalan Mesut Dündar, Resul Saçan, Mehmet Şen, Abdullah Kanci ve Saçaklıdır kardeşler için adalet talebini yineledi. Cezasızlık politikalarına tepki gösterilen açıklamalarda, kaç yıl geçerse geçsin hakikatler ortaya çıkarılana kadar mücadeleden vazgeçilmeyeceği vurgulandı.

Diyarbakır

 

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 912’nci haftasında Bağlar ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Bu hafta Şırnak’ın Cizre ilçesinde Temmuz 1992’de öldürülen Mesut Dündar’ın akıbeti soruldu.

Mesut Dündar’ın hikayesi

İHD Yöneticisi Berfi Elçi tarafından Mesut Dündar’ın hikayesi okundu.

Okunan hikaye şöyle:

“Mesut Dündar, Cizre ilçesinde ikamet ediyordu. Çocukken menenjit hastalığına yakalanmış ve maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olmadığı için zihinsel engelli olarak yaşamanı sürdürmek zorunda kalmıştı. Mesut Dündar, Cizre ilçesinde yapılan gösterilerde sarı, kırmızı, yeşil flamaları taşıdığı için 3 kez gözaltına alınmış ve yoğun işkencelere maruz kalmıştı. 1992 yılının Temmuz ayında Cizre Emniyeti’ne bağlı polisler, ailesi ile birlikte yaşayan Mesut’un evine baskın yapmış ve aileye; ‘Mesut’u Elazığ akıl hastanesine götürmek için geldiklerini’ söyler. Polisler, Mesut ve babasını evden alarak götürür. Daha sonra Mesut’u Cizre Hastanesine yatırırlar. Ancak Mesut, korkup hastane camından atlayarak kaçar.

Polis, 3 gün boyunca Mesut’un babasını da yanlarına alarak civar köylerde Mesut’u arar. Mesut Dündar’ı bulamayan polisler, babasını 3 gün boyunca yoğun işkenceden geçirir. Babasına, oğlunu getirmemesi durumunda ölümle tehdit edilir. Baba, onu getireceğine dair söz verince polislerce serbest bırakılır. Mesut Dündar eve geri dönmez, ancak her gün ailesini telefonla arar. Bu sırada polisler de her gün evlerine baskın yapıyordu. Mesut’un ailesini telefonla aradığı günlerden bir gün, polisin eve baskın yapmaması üzerine aile Mesut’un yakalandığını düşünür.

6 Eylül 1992 tarihinde Mesut Dündar’ın cesedi, İdil ilçesine bağlı Bafê köyü Şeyh Değirmenci Su Değirmeni’nin yanında elleri arkadan bağlı, boğulmuş bir halde bulunur. Bafê köyünde olayı gören çok sayıda görgü tanığının beyanlarına göre; Mesut’u olay yerine getiren biri polis 3 silahlı sivil giyimli kişilermiş. Olay yerine gelen askerler, cesedin altında bir bubin tuzağı olabileceği gerekçesiyle cesedi bir zırhlı personel aracının arkasında sürükler.

Özgür Gündem Gazetesi’nin 19 Kasım 1992 tarihli manşet haberinde ‘İnsanlık sürükleniyor’ fotoğrafı uzun yıllar hafızlarda unutulmaz. Mesut Dündar’ın cesedinde yoğun işkencelerden kaynaklı, kesiğe bağlı çok sayıda yara izine rastlanır. Daha sonra ceset ailesine teslim edilir.

Mesut’un infazıyla ilgili Savcılık, ailenin ifadesine başvurmaz. Sadece baba ve oğlunu gözaltına alan polis, babaya ‘Düşmanınız var mıydı? Kimden şüpheleniyorsunuz?’ şeklinde sorular sorarak ifadeleri alınmış gibi yapılır.

Aile, 13 Eylül 1994 tarihinde Cizre Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı başvuruda bulunur. Cizre Cumhuriyet Savcılığı, 12 Nisan 1996 tarihinde ailenin ifadesine başvurur. İfade başvurusunun nedeni, davanın 3 Mart 1995 tarihinde AİHM Komisyonuna başvurulmuş olmasıydı. Göstermelik bir soruşturma yapıldığı anlaşılır. AİHM, 2005 Yılında Mesut Dündar davasında ‘yaşam hakkı ihlalinden’ Türkiye’yi mahkûm eder. Kaç yıl geçerse geçsin Mesut Dündar için ve diğer tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

Açıklama oturma eyleminin ardından son buldu.

Batman

İHD Batman Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 748’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı.

Bu haftaki eylemde, 9 Ağustos 1994’te Batman merkez Aydınlık Mahallesi’nde kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Resul Saçan’ın akıbeti soruldu.

Resul Saçan’ın hikayesi

İHD Batman Şube Yöneticisi Ali Karadoğan, Saçan’ın öyküsünü okudu:

“Resul Saçan dükkanını kapatıp eve gitmek için bisikletine bindikten sonra birkaç kişi tarafından kaçırılır. Kaçırılmasından bir hafta önce iki sivil polis evine gelmiş, ‘Ne iş yaptığını, neyle meşgul olduğunu’ sormuşlar. Kasap olduğunu söylemiş. Polislerden biri kendisine ‘İnsan kasabı mısın yoksa hayvan kasabı mısın?’ diye sormuş. O da hayvan kasabı olduğunu söylemiş. Yaklaşık bir hafta sonra da kaçırılır. Êlih’e bağlı Zorava köyünde, Aziz Önlük’e ait evin altındaki sığınakta Resul Saçan, Zeynel Kürsep, Mahmut Demirer, İsmail Ağaya, Hacı Selim’in oğlu ile kalmışlar. Bu sığınak devlet güçlerince 1998 yazında ortaya çıkarıldı ancak Resul Saçan’dan bir daha haber alınamadı.”

Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

Şanlıurfa

İHD Şanlurfa Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganıyla basın açıklaması yaptı. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamada Mehmet Şen için adalet talep edildi. .

Gözaltında zorla kaybettirilenlerin fotoğraflarının taşındığı açıklamada basın metnini okuyan , İHD Şanlıurfa Şubesi Eşbaşkanı Songül Arpa, Mehmet Şen’in, 1945 yılında Şanlurfa’nın Birecik ilçesine bağlı kırsal Aryan Mahallesi’nde doğduğunu yaşamı boyunca halkının hakları için mücadele ettiğini ifade etti.

Songül Arpa şöyle devam etti:

“26 Mart 1994 tarihinde Mehmet Şen’in Şanlıurfa Birecik’teki işyerine kendilerini polis olarak tanıtan sivil giyimli, silahlı, telsizli dört kişi geldi. Mehmet Şen’i n kimliğine bakan bu kişiler telsizle ‘Tamam amirim, şahsı aldık’ bilgisini verdiler. Mehmet Şen üzerine silah doğrultan bu kişilerle gitmek istemeyip direnince onu zorla 34 PLT 30 plakalı Doğan SLX marka arabaya bindirerek götürdüler. Bunlar çok sayıda tanığın önünde gerçekleşti.Ailesinin, DEP’in ve İHD’nin tüm resmi mercilere yaptıkları başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Şen’in gözaltına alındığı inkar edildi. 30 Mart 1994 tarihinde kimliğini gizleyen bir kişi Özgür Gündem gazetesi ve DEP Antep il teşkilatını arayarak, Şen’in cenazesinin Antep Devlet Hastanesi morgunda olduğu bilgisini verdi.

Mehmet Şen’in ağır işkence izleri taşıyan bedeni bir çoban tarafından Antep/Karpuzkaya mevkiindeki arazide çukura atılmış bir halde tesadüfen bulunmuş ama yetkililer aileyi bilgilendirmemişti.”

Mehmet Şen’in öldürülmesinin Abdulkadir Aygan’ın itiraflarında da yer aldığı belirtildi.

Songül Arpa, “Mehmet Şen’in öldürülmesine ilişkin dosyada iç hukukta etkili bir yargılama yürütülemedi ve failler cezalandırılmadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, soruşturmanın etkisizliği nedeniyle Türkiye’yi mahkûm etti. Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve insan hakları savunucuları yıllar boyunca hakikatin ortaya çıkarılması, faillerin yargılanması ve adaletin sağlanması talebini sürdürdü. Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.

Hakkari

İHD Hakkari Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, eylemlerinin 238’inci haftasında Gever Sanat Sokağı’nda açıklama yaptı. Eylemde, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartı açılırken, açıklama İHD Hakkari Şubesi Eşbaşkanı Ozan Akbaş tarafından okundu.

Eylemin bu haftasında 3 Ağustos 1994’te Yüksekova’da öldürülen ve failleri yargılanmayan Abdullah Kanci için adalet talep edildi.

Akbaş, “1994 yılında hayvanlarını otlatmak için köyünden çıkan Abdullah Kanci, bölgede operasyon yürüten Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerler tarafından gözaltına alındı. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi ve köylüler, günlerce, haftalarca, aylarca onun akıbetini sordu, resmi makamlara başvurdu. Ancak tüm başvurular ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ gerekçesiyle sonuçsuz bırakıldı. Abdullah Kançi’nin cansız bedeni, ağır işkence izleri, kesilmiş ayaklar ve yanıklarla bulundu. Bu vahşet, yalnızca bir insanın yaşam hakkının elinden alınması değil, aynı zamanda işkence ve kötü muamele yasağının en ağır ihlalidir. Aradan geçen 32 yıla rağmen, olayın sorumluları yargı önüne çıkarılmamış, dosya cezasızlık duvarına çarpıp durmuştur” ifadelerini kullandı.

Açıklama bir dakikalık oturma eylemi ardından son buldu.

İzmir

İHD İzmir Şubesi Kayıp Komisyonu’nun, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle iki haftada bir gerçekleştirdiği eylem, Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. Eylemde “Kayıplar belli, failler nerede”, “Kayıplar vicdanındır, sahip çık” yazılı pankart taşınırken basın metnini dernek adına Şube Yöneticisi Vetha Aydın okudu. Açıklamada, 1993’te gözaltında kaybettirilen Abdulvahap Timurtaş ve 1996’da gözaltında kaybettirilen Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ın akıbeti soruldu.

Silvan’da yaşayan Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ın 11 Ağustos 1996’da Diyarbakır’a gitmek için yola çıktığını ifade eden Vetha Aydın, “Akşam Hasan ve Hüseyin Saçaklıdır eve dönmedi. Aradan beş gün geçtikten sonra, başlarına bir olay geldiğini düşünen Saçaklıdır ailesi, Silvan Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle başvurup yakınlarının akıbetiyle ilgili bilgi almaya çalıştı. Silvan Savcılığı, Saçaklıdır ailesinin verdiği dilekçeyi dört yıl boyunca işleme koymadı. Araçtan parmak izi ve polis noktasından kamera görüntüleri alınmış; ancak etkin bir soruşturma yapılmamıştı. Tüm yasal yolları zorlayan aile son çare olarak Başbakanlığa başvurdu. ‘Olayın araştırılması için yeterli bilgi yoktur’ denilerek başvuruları yanıtsız bırakıldı. Ailelerinin devlet yetkilileri nezdinde yaptığı tüm müracaatlar sonuçsuz kaldı ve Saçaklıdır kardeşlerden bir daha haber alınamadı” ifadelerini kullandı.

Devletin gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşmek, kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlü olduğunu vurgulayan Vetha Aydın, şu ifadelere yer verdi:

“Bu yükümlülük bir an önce yerine getirmeli tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdulvahap Timurtaş, Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.” (MA)