İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, cezaevlerinde en az bin 412 hasta tutuklu bulunuyor. Bu tutukluların 335’i ağır hastayken, 230’u tek başına yaşamını idame ettiremiyor. Tutukluların 105’i ise sürekli tıbbi desteğe ihtiyaç duyuyor.
Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç devam ederken, gözler hasta tutukların da durumunda.
Hak ve hukuk örgütleri, süreç kapsamında tutukluların serbest bırakılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Vedat Çağırtekin, hasta tutukluların durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Cezaevinden başvurular
Derneklerine çok fazla başvuru olduğunu belirten Çağırtekin, başvurularda yer alan ihlalleri şöyle sıraladı:
“Koğuş ve ring araçlarının hijyenik olmadığı, havalandırmaların keyfi olarak sınırlandırıldığı gibi uygulamalar çeşitli sağlık sorunlarına sebebiyet veriyor. Çoğu zaman cezaevlerinde yeteri kadar personel olmaması sebebiyle havalandırma hakkının ya da spor hakkının kullandırılmıyor. Birçok kişi ağız içi aramaya maruz bırakılmamak için hastaneye sevk talebinde bulunmuyor. Tutuklular, talep etmelerine rağmen zamanında revire çıkarılmıyor. Aylarca bekletiliyorlar ve ancak aylar sonra revire çıkabiliyorlar. Yine hastanelerde tutukluların yatağa kelepçelenme durumu da hasta tutuklular açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor. Bu uygulama insan onuruyla bağdaşan bir uygulama olmadığını söyleyebiliriz. Yemekler çok az veriliyor. Koğuş ortamının hem banyo, hem tuvalet hem de sosyal alan olarak kullanılmasından kaynaklı ciddi sağlık sorunlarına sebebiyet verdiğine yönelik başvurular alıyoruz.”

‘Düzenleme yetersiz’
Hasta tutuklular dair İnfaz Kanunu’na 16’ncı maddesine göre hasta kişilerin cezaevinde kalamayacağına belirten Çağırtekin, Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından verilen raporlara rağmen cumhuriyet savcılarına verilen “takdir yetkisi” nedeniyle uygulamada zorluklarla karşılandığını ifade etti.
İnfaz düzenlemelerinin “güvenlik tedbirleri” esas alınarak yapıldığını belirten Çağırtekin, “İnsan haklarını ve insan onurunu esas alan bir infaz hukukundan ziyade daha çok güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına yönelik infaz kanunları çıkarılıyor. Kanunun koruması gereken temel değer insan hakları ve insan onuru olması gerekirken, Türkiye’de çıkarılan infaz yasaları daha çok güvenlik tedbirlerini esas alıyor ve sadece cezanın çektirilmesine, cezanın infaz edilmesine yönelik uygulamalar içeriyor” diye konuştu.
‘Uluslararası yasaya aykırı’
Hasta tutukluların cezaevlerinde yaşamlarını yitirdiklerinin altını çizen Çağırtekin, tutukluların serbest bırakılmasının “acil” ve “elzem” olduğunu dile getirdi. Çağırtekin, “Ağır hasta tutukluların tahliye edilmemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesine aykırılık teşkil etmektedir” dedi.
Raporlama çalışmaları
ÖHD olarak düzenli bir şekilde Türkiye’nin birçok yerindeki cezaevlerine ziyaretler ederek tutuklularla görüştüklerini söyleyen Çağırtekin, yaşanan ihlallerin raporlandığını, hasta tutukluların sağlık hakkına erişimine ilişkin ihlallere yönelik de hukuki başvuru yaptıklarını söyledi.
Çerçeve yasada hasta tutukluların durumu
Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürece de değinen Çağırtekin, çerçeve yasanın ardından hasta tutuklular için belirli infaz düzenlemelerinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. İnfaz yasasının öncelikle insan haklarını ve insan onurunu esas alan bir yasa olması gerektiğini dile getiren Çağırtekin, şöyle devam etti:
“Reform niteliğinde bir infaz düzenlemesinin yapılması gerekmektedir. Yani uygulamanın da değişmesi gerekiyor. Reform kavramını bu sebeple kullanıyorum. Çünkü baktığımızda, yasanın uygulanmadığı bir durumda yürürlükte olmasının tek başına çok fazla bir anlamı olmaz. Dolayısıyla reform niteliğinde bir infaz hukukunun hayata geçirilmesi gerekiyor. Özellikle sağlık hakkına erişim noktasında hasta tutuklulara ilişkin düzenlemeleri içermesi gerekiyor. Yine cumhuriyet savcılarının infaz ertelemesi konusunda takdir yetkisine sahip olmasının önüne geçilmesi ve bu düzenlemenin kaldırılması gerekiyor. Aynı şekilde, infaz ertelemesinin yalnızca ATK raporlarına bağlı olmasının da önüne geçilmesi gerekiyor. Tam teşekküllü bir devlet hastanesinden ya da üniversite hastanesinden alınan sağlık raporlarının da kabul edilmesi ve buna göre hasta tutukluların tahliyelerinin önünün açılması gerekiyor. Türkiye’de hasta tutukların durumu sadece hukuki bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal, insani ve vicdani bir sorundur.” (MA)




