• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Cueta’da ne oldu: ‘Göç krizi’ ve sınıfsal arka plan
Cueta’da ne oldu: ‘Göç krizi’ ve sınıfsal arka plan
Ercüment Akdeniz 4 Ağustos 2026

Cueta’da ne oldu: ‘Göç krizi’ ve sınıfsal arka plan

Cueta’da ne oldu: ‘Göç krizi’ ve sınıfsal arka plan

 

Ceuta’da sınırı geçmeye çalışırken ölen göçmenlerin sayısı 99’a ulaştı. Ölümlerin artmasından endişe ediliyor. Olay, insani boyutu kadar siyasi yönüyle de tartışılıyor. İspanya ve AB’nin aşırı sağ partileri Pedro Shancez’e hücum etti. Onu mültecilere/göçmenlere kucak açmakla suçladılar ve şiddetle eleştiriyorlar. Bir başka tartışma konusu da Fas devletinin tutumu oldu. Fas yönetimi ile göçmen kaçakçısı yapıların, eş güdüm halinde insanları sınırı geçmeye teşvik ettikleri yazılıp çizildi. Sanchez yönetimi Filistin’e destek tutumundan dolayı cezalandırılıyor mu? İsrail yönetiminin Fas devletine arka çıkması bu kanıyı güçlendiriyor. Fakat bütün bu tartışmalar içinde gözden kaçan bir başka gerçeklik var: göçün sınıfsal arka planı. İşin bu yüzüne bakmadan fotoğrafın bütününü görmek mümkün değil.

İspanya’da göçmen işçilerin sadece yüzde 3’lü Afrikalı

İspanya’da en büyük göç nüfusunun Afrika’dan gelenler olduğu düşünülür. Oysa demografik tablo hiç de böyle değil. İspanya’ya Latin Amerika’dan gelen göçmenlerin ve göçmen kökenlilerin oranı yüzde 48’ler civarında. Dil faktörü belirleyici unsurlardan biri. Afrika’dan gelen göç oranı ise yüzde 17’ler civarında. Afrika’dan gelenlerin içinde en yüksek nüfusuFaslılar oluşturuyor. İspanya’da Fas doğumlu 1 milyon kadar kişi yaşıyor. Bu da Afrika’da doğup İspanya’da yaşayanların yüzde 72’sine tekabül ediyor.

Afrika kökenli göçmenler, İspanya’da çalışan tüm işçilerin toplamda yalnızca yüzde 3’ünü oluşturuyor. Bunlar daha çok tarım sektöründeler ve işgücü nüfusunun yüzde 15’ini oluşturuyorlar. Afrikalı göçmenler, kentsel alanlarda veya takımadalarda daha az yaşamakta. Ölüm olaylarının yaşandığı Ceuta’da ve yanı sıra Melilla’da durum biraz daha farklı: Melillasakinlerinin yüzde 21’i, Ceuta sakinlerinin yüzde 11’i Fas’ta doğmuş görünüyor.

Peki, bu veriler bize ne söylüyor? İspanya burjuvazisi ucuz işgücü açığını göçmen transferiyle sağlamak için gaza basıyor ama Afrika göçüne bariyer örüyor. Nitelikli iş gücü başta olmak üzere işgücü açığını daha çok Latin Amerika ve alt Avrupa ülkelerinden sağlıyor. Ücretlerde ise durum şöyle: Latin göçmenler İspanyol emekçilere göre yüzde 37 daha az ücret alıyor. Afrikalı göçmenler ise yüzde 34 daha az ücret alıyor. Pedro Sanchez’in 500 bin göçmene oturum ve çalışma izni tanıması ise daha çok Afrika dışından gelenleri kapsıyor.

Göç transferi Pedro Sanchez’le başlamadı

İspanya’da yaşayan göçmen/mülteci nüfus 9 milyonu aşmış durumda. Pandemi döneminde kesinti olsa da göç yıllar boyu devam etti. Pandemi sonrası yıllık ortalama ise 600 bin göçmene ulaştı. Göç transferi Pedro Sanchez’le başlamadı ve önceki hükümetler dönemindevardı. Burjuvazinin bir talebi olarak göç (emek) transferi “partiler üstü” bir strateji sanki. İster sağ ister sol gelsin hükümetler aynı rotada ilerliyor. Avrupa sağının aksine İspanya’da burjuva siyasetin ihtiyaç ve eğilimi “göçün örtük liberalleşmesi” yönünde. “Göçmen dostluğu” seromonileri bu ihtiyaçtan doğuyor.

İspanya’da çalışan nüfusunun yüzde 23’ünü göçmenler oluşturuyor. Ocak 2024 ile Mart 2025 arasında yaratılan yeni işlerin yüzde 90 kadarı göçmenler tarafından dolduruldu. Gelinen yerde, sektörler büyük ölçüde göçmen işgücüne bağımlı durumda. Ev hizmetlerinde çalışanların yüzde 72’si, otelcilik sektöründe çalışanların ise yüzde 45’i göçmen emekçi.

Göçün örtük liberalleşmesine neden geçildi?

İspanya, birkaç yıldır dünyanın en düşük doğurganlık oranına sahip ülkeleri arasında. Verilerde doğurganlık oranı 1,12’ye düşmüş durumda. Eğer göç olmasaydı nüfus 40 milyonun altında kalacaktı. Yani İspanya sermayesi ve egemen siyaset bu açığı göçmenlerle dolduruldu. Nihayetinde yabancı doğumlu nüfus oranı yüzde 18’e ulaştı. Örneğin 25-49 yaş aralığında çalışan her 100 emekçinin 38’i artık göçmen işçi. Bu süreçte mümkün olduğunca nitelikli işgücü transferine ağırlık verildi. Bu göç transferiyle sendikalar ve işçi sınıfı düşük ücretlere zorlanıyor. Fakat beklenen eğitimli göçmen işgücü oranı tam olarak sağlanabilmiş değil.

Biraz detaya bakıldığında ilginç bir profil daha ortaya çıkıyor: Ev hizmetleri sektöründe çalışanların yüzde 71’i kadın ve düşük gelirli ülkelerden geliyorlar. Bunların yüzde 53’si Latin Amerikalı kadınlar. Göçmen işgücüne bağımlı sektörler sıralamasında ikincilik yüzde 45’le otelcilik sektöründe. Devamında sırasıyla inşaat (yüzde 32), tarım (yüzde 31), idari ve yardımcı hizmetler (yüzde 28) geliyor. Ulaşım, ‘diğer hizmetler’, perakende ve gayrimenkul faaliyetlerinde de düşük gelirli ülkelerden gelen çalışan nüfus göze çarpıyor. Bunların oranı da yüzde 20’ler civarında. Göçmenlerin en az temsil edildiği yerler eğitim ve kamu yönetimi, savunma ve sosyal güvenlik sektörleri. Buralarda muazzam bir ayrımcılık ve filtreleme söz konusu. Dolayısıyla nitelikli işgücü transferine de ince bir filtreleme yapılıyor.

Demografik stratejide Faslılar neden istenmiyor?

Gerek nitelikli işgücü ihtiyacı gerekse kültürel uyum sorunları nedeniyle Faslıların dışlandığı çok açık. Öyle ki, Kraliyet Enstitüsü raporlarında şu tür notlar görmek mümkün: “Göçmen kökenli gençler ve ergenler arasında eğitimden ayrılma oranları çok yüksek olup, yerli İspanyollara göre üç kat daha fazladır; bu durum onların mesleki ve sosyal entegrasyonlarıiçin zorlukların habercisidir”. Faslılarda bu durumun daha yoğun olduğuna dikkat çekiliyor. Kadınların işgücüne katılımında en düşük kesim Faslılar olduğu için buradan gelen göç kollarına her zaman soğuk bakılıyor.

Sosyalist mi liberal mi?

Bir kıtanın (Afrika) veya bir ülke halkının (Faslılar) dışlandığı bu ayrımcı göç politikası ne kadar sol ne kadar sosyalist olabilir? Buna mukabil yerli/göçmen demeden tüm emekçilerin sendikalı/örgütlü haklarını savunmayan bir hükümet partisi ne kadar sosyalist olabilir? Doğrusu, Pedro Sanchez ve onun partisi, liberal burjuva göç politikasından öte bir yol izlemiyor. Bu yüzden liberal sol, aşırı sağın karşısında panzehir olamıyor. Sınıf mücadelesinin önemli sahalarından biri olan göç politikaları siyasetin turnusol kâğıdı olmaya devam ediyor. Cueta ve İspanya’daki göç tartışmasının sınıfsal arka planına bakmak, Türkiye solu açısından da önemli olsa gerek.

https://www.realinstitutoelcano.org/en/analyses/immigration-and-the-labour-market-in-spain/

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.