• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Geçici koruma kapsamındaki göçmenlere çalışma izni muafiyeti ne anlama geliyor?
Geçici koruma kapsamındaki göçmenlere çalışma izni muafiyeti ne anlama geliyor?
Konuk Yazar 5 Ağustos 2026

Geçici koruma kapsamındaki göçmenlere çalışma izni muafiyeti ne anlama geliyor?

Geçici koruma kapsamındaki göçmenlere çalışma izni muafiyeti ne anlama geliyor?

 

İçişleri Bakanı, 26 Haziran 2026 tarihinde, İstanbul’da gerçekleştirilen Sivil Toplum Kuruluşları İle İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Ülkemizde tüm yabancılar gibi Suriyelilerin de kayıtlı istihdamını önemsiyoruz. Bu anlamda, Suriyelilerin karşıladığı iş gücü ihtiyacını da dikkate alarak çalışma izni alma zorunluluğunu kaldırdık ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik.”
dedi. (i) Bu ifade çok sayıda medya organında yer aldı ve bunun üzerine birtakım tartışmalar başladı.

Tartışmalar biri siyasi-propagandacı ve diğeri toplumsal-sınıfsal olmak üzere iki farklı bağlamda yapılıyor. İlki daha çok Suriyelilere vatandaşlık verilip seçimlerde oy kullandırılacağı iddiasıyla iktidar aleyhtarı propagandaların ağırlıkta olduğu bir içeriğe sahipken, ikincisi Suriyelilerin ucuz emek gücü olarak sömürüleceğine dair sınıf kardeşliğinden doğan kaygılar ile yerli işçilerin işlerini kaybetmesine yol açacağına dair sınıfiçi rekabetten doğan kaygıların birlikte yer aldığı bir içeriğe sahip. Bu yazı ikincisi hakkında, ancak, önce Bakan’ın ifadesindeki iki muğlaklığa dikkat çekmek gerekiyor: 1) 15.10.2024 tarihinde ilgili mevzuatta değişiklik yapılarak geçici koruma kapsamında olan göçmenlere çalışma izni muafiyeti yolu zaten açılmış ve bu konuda İçişleri Bakanlığı yetkilendirilmişti. (ii)

İçişleri Bakanı’nın bu düzenlemeyi mi kastettiği, yoksa yeni bir yasal düzenlemeye ya da aldıkları idari bir karara mı gönderme yaptığı belli değil! Açık kaynaklarda yeni bir yasal düzenleme yapıldığına ya da idari karar alındığına dair bilgi bulunmuyor. 2) Bakan’ın ifadesi üstünkörü okunduğunda Suriyeliler vurgusu ön plana çıkıyor ve bu da kamuoyundaki tartışmaların Suriyeliler odaklı yürümesine yol açıyor. Ancak, Bakan’ın ifadesi, “geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik” şeklinde sonlanıyor, dolayısıyla kafalar iyice karışıyor. Aslında dikkatimizi kapalı salon toplantılarından, verilen beyanatlardan, yapılan yasalardan, alınan idari kararlardan vb.’lerinden gerçek hayata çevirirsek her şeyin çok net olduğunu görürüz. Her ne kadar İçişleri Bakanı yabancıların kayıtlı istihdamını önemsiyoruz dese de, gerçekte öyle olmadığını herkes gayet iyi biliyor. Gerçekte olan şu ki, Türkiye’deki sermaye sahibi kesimler burada bulunan göçmenlerin emek gücünden azami derecede istifade etmek istiyorlar ve fiili olarak da bunu yapıyorlar aslında. Bununla birlikte bir yandan da fiili durumun yasallaşıp kurumsallaşmasını sağlamaya çalışıyolar. Bir yanlış anlaşılma olmasın, göçmenlerin yasal ve kurumsal düzenlemeler kapsamında sosyal haklarını güvence altına almaya değil, yasadışı çalıştırma durumunu resmileştirmeye çalışıyorlar! Bu arada geçici koruma kapsamındaki göçmenleri çalışma izni almaktan muaf tutma yetkisinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yerine İçişleri Bakanlığı’na verilmiş olması da ziyadesiyle dikkat çekicidir! Türkiye’nin neoliberal düzene geçişi tesadüfi değil, planlı ve programlı bir şekilde olmuştur. Buna göre, Türkiye’nin, küresel kapitalist sisteme, emek-yoğun niteliksiz üretim alanlarına yoğunlaşarak eklemlenmesine karar kılınmıştır. Bu kararı içeriden sermayedarlar, siyasetçiler ve bürokratlar ile dışarıdan, Dünya Bankası’ndan uzmanlar birlikte almıştır. (iii)

İktisat yazınındaki meşhur “Ricardocu karşılaştırmalı üstünlükler” yaklaşımı da bu mutabakatın bilimsel temeli ya da meşruiyet kaynağıdır. Teknik olarak “ihracata yönelik sanayileşme modeli” diye adlandırılan bu yeni kapitalist kalkınma politikası her şeyden önce güvencesiz bir emek rejimine dayandırılmış, hatta yeni modelin akıbeti buna bağlı olmuştur. Güvencesiz emek rejiminin iki temel işlev görmesi umulmuştur:

1) İçeride emekçilerin haklarının gasbedilmesi yoluyla ucuza mal üretilip rekabet avantajı sağlanarak bu mallar dışarıya satılabilecektir.

2) Güvencesiz emek havuzları yabancı sermayenin ülkeye gelişini teşvik etmek için bir cazibe unsuru olarak kullanılacaktır.

1980’ler boyunca, militarist despotizm marifetiyle, işçi sınıfının sosyal hakları berhava edildikten sonra, 1990’ların başlarından itibaren göçmen işçilerin yasadışı bir şekilde çalıştırılması da yeni bir emek kullanım biçimi olarak başvurulan yol olmuştur. (iv)

Bugünkü durumda Türkiye ekonomisinin küresel kapitalist sistemdeki rolünde kayda değer bir değişim/dönüşüm gerçekleşmemiştir. Resmi verilere göre, ihracatı yapılan ürünler içerisinde yüksek teknoloji ile üretilenlerin oranı yalnızca yüzde 3,7’dir. (v) 2025 yılında açık işlerin toplam sayısı 2 milyon 435 bin 200’dür ve bu işlerin yüzde 38,71’i için işe alınacak işçilerin herhangi bir niteliğe sahip olması beklenmemektedir. (vi)

Veriler Türkiye ekonomisinin yapısal gerçekliğini ortaya koymaktadır ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi de başlıca kalkınma araçlarından biri olarak görülmeye devam etmektedir. Bu yapısal gerçeklik temelinde yerli ve milli sermayedar kesimlerin öncelikli taleplerinden biri güvencesiz işçi havuzlarını olabildiğince bollaştırmaktır. Bu bağlamda, göçmen işçiler, popüler ifade ile, başlıca hedef kitledir. Çünkü göçmen işgücü sermayedarlar açısından artı-değer oranını arttırmak için muadili olmayan bir emek gücüdür. (vii)

Salon toplantıları, beyanatlar, yasal düzenlemeler, idari kararlar bu işçi havuzunu olabildiğince bollaştırıp sürekli kılmaya ve bundan bütünüyle keyfi olarak istifade etmeyi sağlamaya yöneliktir. Niyetin bu olduğu hiçbir beis görülmeksizin belli edilmektedir. Mevcut İçişleri Bakanı’nın, 26 Haziran 2026’da, Sivil Toplum Kuruluşları ile yaptığı istişare toplantısının bir benzeri, 22 Temmuz 2024’de, bir önceki İçişleri Bakanı’nın katılımı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından yapılmıştı. Bu toplantıda, patronlar, İçişleri Bakanı’ndan, göçmen işçi sorununu çözmesini talep etmiş ve gerekirse göçmen işçileri zimmetlerine alacaklarını taahhüt etmişlerdi. (viii)

Yukarıda sözü edilen 15.10.2024’deki düzenlemenin, kısmen de olsa, bu toplantıdaki talepleri karşılamak için yapıldığı anlaşılıyor. Sermayedarlar keyiflerince göçmen işçi çalıştırabilmek için bir yandan içerideki ortamı istedikleri gibi oluşturuyorken, bir yandan da dışarıdan daha çok göçmenin ülkeye gelmesini sağlamaya çalışıyorlar. İstanbul Ticaret Odası Başkanı, yabancı işçi sorununun çözümünün şart olduğunu söylemiş ve Pakistan, Bangladeş ve Afrika ülkelerinden göçmenlerin getirilerek içerideki göçmen işçi havuzunun daha da şişirilmesini önermişti. (ix)

Osmanlı döneminde kapitalistleşmenin ilk evrelerinden beri zorla ve keyfi bir biçimde işçi çalıştırma uygulamaları birçok kez başvurulan bir yol olmuştur. Cumhuriyet döneminde de bu yola başvurulan zamanların olduğu herkesin malumudur. Zamane kapitalistleri bu bakımdan aslına rücu etmenin, dahası bu durumu dönemsel olmaktan çıkartıp kalıcılaştırmanın hayalini kuruyorlar. Bu hayallerini gerçekleştirmek için de siyasal iktidarla olan organik bağlarını sonuna kadar kullanıyorlar. Ne bu tür hayallerin kurulması karşıt bir sınıfsal hareket olmadan engellenebilir ne de göçmen işçileri dışlayan bir karşıt hareket menzile varabilir gözüküyor. Göçmen işçilerin varlığının işçi sınıfı üzerinde biri çalışma koşullarının kötüleşmesi ve diğeri de sınıfın kendi içinde kimlik (ırk, etnik köken, milliyet vb.) temelinde bölünmesi gibi iki yıkıcı etkiye sahip olduğu inkâr edilemez. Ancak bu etki egemen sınıfların bilinçli ve sistematik çabalarının bir sonucudur. (x) 

Dolayısıyla göçmen işçilerin hedefe konulması sonuçların neden olarak görülmesi gibi bir hataya düşülmesine yol açmaktadır.

i https://www.goc.gov.tr/icisleri-bakani-mustafa-ciftci-sivil-toplum-kuruluslari-ile-istisare-ve-degerlendirme-toplantisinda-bir-araya-geldi

iihttps://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241015-1.htm

iii Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği, Konuşmalar: Türkiye Ekonomisi Üzerine Toplantı, 26 Ocak 1980, İstanbul: TÜSİAD, 1980. Devlet Planlama Teşkilatı, 2. Türkiye İktisat Kongresi, Ankara: DPT, 1981.

iv Taner Akpınar, Sermayenin Yeni Hafif Piyadeleri: ‘Kaçak’ Göçmen İşçiler, İstanbul: Kor Kitap, 2020.

v Türkiye İstatistik Kurumu. Dış Ticaret İstatistikleri, Temmuz 2025, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53905

vi Türkiye İş Kurumu, İstatistik Yıllığı 2025. https://www.iskur.gov.tr/kurumsal/istatistikler/istatistik-yilliklari/

vii Taner Akpınar, Sermayenin Yeni Hafif Piyadeleri: ‘Kaçak’ Göçmen İşçiler, İstanbul: Kor Kitap, 2020, sayfa 39-40.

viii https://sendika.org/2024/07/patronlar-yerlikayadan-kole-ister-gibi-gocmen-isci-istiyor-gerekirse-zimmetimize-aliriz-708726

ix https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/ito-baskani-avdagicten-ucuz-isgucu-onerisi-pakistan-ve-bangladese-2310527

x Taner Akpınar, Göçmen İşçiler: Sınıf Kardeşlerimiz mi, işimize-aşımıza göz dikmiş düşmalar mı?, Genç Emek, Sayı 9, 2021, sayfa 80-83.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.