60 günlük ateşkes süresi doluyor: İran ve ABD için üç kritik senaryo

18 Haziran’da imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakat Zaptı, tarafların 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmasını öngörüyordu. Mutabakatın karşılıklı uzlaşmayla uzatılabilmesi de planlanmıştı. Ancak mutabakatın imzalanmasının ardından çatışmalar yeniden başladı. Daha sonra gerilimin seviyesi düşse de taraflar, anlaşmanın uygulanması konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunmayı sürdürdü. Washington, mutabakat kapsamında öngörülen takvime göre deniz ablukasını kaldırmadı. İran ise Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolünü korumakta ısrar etti ve boğazın yeniden açılmasını ABD’nin ablukayı kaldırmasına ve dondurulmuş fonların serbest bırakılmasına bağladı.

60 günlük ateşkes süresi doluyor: İran ve ABD için üç kritik senaryo
60 günlük ateşkes süresi doluyor: İran ve ABD için üç kritik senaryo
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 17 Ağustos 2026 18:12
  • Güncellenme: 17 Ağustos 2026 18:21

İran ile ABD arasında nihai anlaşmaya varılması için İslamabad Mutabakat Zaptı kapsamında belirlenen 60 günlük süre bugün sona erdi. El Cezire’nin analizine göre Tahran ile Washington arasında doğrudan müzakereler yeniden başlamazken, Hürmüz Boğazı’nın geleceği, ekonomik baskılar ve yeni bir çatışma ihtimali İran’ın önündeki üç temel senaryoyu şekillendiriyor.

18 Haziran’da imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakat Zaptı, tarafların 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmasını öngörüyordu. Mutabakatın karşılıklı uzlaşmayla uzatılabilmesi de planlanmıştı. Anlaşma kapsamında tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesi, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını kademeli olarak kaldırması, İran ticaret gemilerine Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanması, petrol ihracatına yönelik muafiyet tanınması ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması öngörülüyordu.

Ancak mutabakatın imzalanmasının ardından çatışmalar yeniden başladı. Daha sonra gerilimin seviyesi düşse de taraflar, anlaşmanın uygulanması konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunmayı sürdürdü. Washington, mutabakat kapsamında öngörülen takvime göre deniz ablukasını kaldırmadı. İran ise Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolünü korumakta ısrar etti ve boğazın yeniden açılmasını ABD’nin ablukayı kaldırmasına ve dondurulmuş fonların serbest bırakılmasına bağladı. ABD ise Tahran’ı Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma taahhüdünü yerine getirmemekle suçladı.

Aracılar üzerinden dolaylı temaslar devam etse de İran ile ABD arasındaki müzakereler yeniden başlamadı. Taraflar ayrıca 60 günlük sürenin uzatılması konusunda da anlaşmaya varamadı.

Arakçi: “Tahran henüz müzakereler için karar vermedi”

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, sürenin dolmasından saatler önce yaptığı açıklamada, İslamabad Mutabakatı’nın yalnızca 60 günlük geçici bir ateşkesi öngörmediğini, “savaşın sona ermesini” amaçladığını söyledi. ABD’nin mutabakatı ihlal ettiğini ve bunun çatışmaların yeniden başlamasına yol açtığını savunan Arakçi, bu nedenle “uzatılması gereken 60 günlük bir ateşkesin olmadığını” belirtti.

Arakçi ayrıca Tahran’ın Washington ile müzakerelere yeniden başlama konusunda henüz karar vermediğini açıkladı.

El Cezire’nin analizine göre bu açıklamalar, Tahran’ın 17 Ağustos’u otomatik olarak savaşın yeniden başlayacağı bir tarih olarak görmediğine işaret ediyor. İran yönetimi, daha çok nihai anlaşmaya ulaşılması için belirlenen sürenin sona erdiği görüşünde. Tahran, diplomasi seçeneğini tamamen kapatmıyor ancak önümüzdeki dönemde Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini korumaya, askeri hazırlığını artırmaya ve uzun süreli bir çatışma ihtimaline hazırlanmaya odaklanıyor.

Mutabakat hükümlerinin uygulanmaması krizi derinleştirdi

İran tarafına göre deniz ablukasının kaldırılmaması, dondurulmuş fonların serbest bırakılmaması, askeri operasyonların yeniden başlaması ve İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının devam etmesi mutabakatın içeriğini etkisiz hale getirdi. İslamabad Mutabakatı’na göre ABD’nin deniz ablukasını anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından kaldırması ve 30 gün içinde tamamen sona erdirmesi gerekiyordu. Buna karşılık İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin güvenli geçişi için gerekli düzenlemeleri yapması bekleniyordu. Mutabakatın 13. maddesi ise nihai anlaşmaya ilişkin müzakerelerin başlatılmasını; savaşın sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması, seyrüsefer özgürlüğü, petrol ihracatına yönelik muafiyetler ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi hükümlerin uygulanmasına bağlıyordu.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Ali Ekber Darini, Washington’ın mutabakatın imzalanmasından bu yana taahhütlerini yerine getirme konusunda olumlu bir tutum sergilemediğini savunuyor. Darini, El Cezire’ye yaptığı açıklamada, Tahran’da hakim görüşün “şu anda bir ateşkes olmadığı, savaşın yoğunluğu ve araçları değişmiş olsa bile devam ettiği” yönünde olduğunu söyledi. Darini’ye göre bu nedenle 60 günlük sürenin sona ermesi, doğrudan barıştan savaşa geçiş anlamına gelmiyor. İran’ın yaklaşımına göre mesele mevcut bir ateşkesin uzatılması değil, ABD’nin uygulamadığını düşündüğü mutabakat hükümlerinin yeniden hayata geçirilmesi. Tahran, Washington’ın daha önce verdiği taahhütlere dönmesini yeni bir müzakere turunun ön koşulu olarak görüyor.

Umman ile teknik görüşmeler devam ediyor

İslamabad Mutabakatı’nın uygulanmasında yaşanan sorunların ardından diplomatik temasların odağı İran ile Umman arasındaki görüşmelere kaydı. Taraflar, Hürmüz Boğazı’nda geçici seyrüsefer düzenlemeleri, gemilerin giriş ve çıkışlarında kullanılabilecek güvenli rotalar, gelecekteki yönetim yapısı ve denizcilik hizmetleri gibi başlıkları görüşüyor. İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerin İran ve Umman’ın egemenlik hakları ile güvenlik hassasiyetlerine saygı gösteren güvenli denizcilik güzergahları oluşturulmasını amaçladığını belirtiyor. İki ülkenin ortak açıklamasında da Hürmüz Boğazı’nın iki kıyı devleti olarak İran ve Umman’ın egemenlik haklarına ve çıkarlarına saygı gösterilmesi gerektiği vurgulandı.

İran, Umman ile teknik ve hukuki bir düzenlemeye varılmasını Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasıyla aynı çerçevede değerlendirmiyor. Tahran, boğazın yeniden açılmasını İran limanlarına uygulanan ABD ablukasının kaldırılmasına, dondurulmuş fonların serbest bırakılmasına ve askeri saldırı ile tehdit olarak nitelendirdiği eylemlerin sona ermesine bağlıyor. El Cezire’nin görüşlerine yer verdiği Eski İranlı diplomat Hadi Afkhami’ye göre İran, Umman ile transit güzergahlar, ücretler ve denizcilik hizmetleri konusunda anlaşmaya varsa bile Hürmüz Boğazı üzerindeki kozunu elinde tutmaya devam edecek. Afkhami, El Cezire’ye yaptığı değerlendirmede, seyrüsefer yönetimine ilişkin bir anlaşmanın ABD ablukası ve dondurulmuş fonlar konusunda ilerleme sağlanmadan boğazın tamamen açılması anlamına gelmediğini belirtti.

Afkhami, İran ile ABD arasındaki süreci iki tarafın da baskıya dayanma kapasitesinin sınandığı bir dönem olarak değerlendiriyor. ABD ekonomik baskı ve abluka mekanizmasını kullanırken İran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü ve bunun enerji fiyatları üzerindeki etkisini bir koz olarak değerlendiriyor. İran açısından boğazın kapalı kalması, küresel enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD yönetimi üzerindeki ekonomik baskının artmasına neden olabilir. ABD’de enerji fiyatları ve enflasyonun gündemde olduğu bir dönemde yaklaşan Kongre seçimleri de İran dosyasının Washington açısından önemini artırıyor. Bu tablonun ABD’yi yaptırımların hafifletilmesi ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir bölümünün serbest bırakılması karşılığında kademeli denizcilik düzenlemelerini içeren bir uzlaşmaya yöneltebileceği değerlendiriliyor.

Askeri hazırlıklar ve üç senaryo

İran yalnızca siyasi ve ekonomik baskılara karşı hazırlık yapmıyor. Tahran’ın yeni bir askeri çatışma ihtimalini de değerlendirdiği belirtiliyor. İranlı uzmanlar, bunun göstergesi olarak askeri ve güvenlik yönetimindeki son değişiklikleri ve yalnızca savunma ile karşılık verme anlayışının ötesine geçen yeni hazırlıkları gösteriyor. Uluslararası ilişkiler uzmanı Mustafa Khoshcheshm, Tahran’ın ABD’nin adımlarını zaman kazanma ve yeni bir savaş turuna hazırlanma girişimi olarak gördüğünü ifade ediyor. Khoshcheshm, El Cezire’ye yaptığı açıklamada İran’ın askeri yapısını, yeni aşamanın ekonomik baskı ve askeri manevralarla sınırlı kalmayabileceği varsayımıyla yeniden düzenlediğini söyledi. Uzman, Tahran’ın yeni bir saldırıya vereceği karşılığın önceki saldırılardan daha sert olacağını açıkladığını belirtti. Khoshcheshm ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı kapalı kaldığı sürece zamanın kendi lehine ilerlediğine inandığını söyledi. Buna göre enerji fiyatlarındaki artış ve yaklaşan ABD Kongre seçimleri, Washington üzerindeki baskıyı artırıyor.

Khoshcheshm’e göre İran’ın Gazze’deki savaşın sona ermesini de talepler arasına eklemesi, Tahran’ın müzakerelere güçlü bir konumdan baktığını gösteriyor. Uzman, mutabakatın uygulanmasındaki sorunların devam etmesi halinde İran’ın taleplerini İsrail’in nükleer silahsızlanması veya Yemen’e yönelik abluka ve yaptırımların kaldırılması gibi başlıkları da içerecek şekilde genişletebileceği görüşünde. Buna karşın yükselen söylemlerin önümüzdeki haftalar veya aylarda kapsamlı bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısı yapılıyor.

Ali Akbar Darini ise ABD’nin yakın vadede büyük ölçekli bir saldırıdan kaçınabileceğini düşünüyor. Darini’ye göre Washington bunun yerine yaptırımları sıkılaştırabilir, deniz ablukasını sürdürebilir, İran içindeki siyasi anlaşmazlıkları derinleştirebilir ve ekonomik baskının sonuç vermesi halinde daha büyük bir çatışmaya hazırlanabilir. Darini, İran’ın önceki iki savaş sürecinden ders çıkardığını ve bu nedenle yalnızca askeri çatışmaya değil, ekonomi, denizcilik, iç politika ve psikolojik mücadeleyi kapsayan daha uzun süreli bir senaryoya hazırlandığını ifade ediyor.

Öne çıkan üç senaryo

El Cezire’nin analizinde, 17 Ağustos sonrasındaki dönem için üç temel senaryo öne çıktı.

İlk senaryoda, ABD ve İsrail’in sürpriz bir saldırı düzenlemesi. Bu değerlendirme, önceki son tarihler sonrasında yaşanan çatışmalar ve Tahran’ın yeni saldırılara hazırlığı dikkate alınarak öne çıkarılıyor. Ancak Hadi Afkhami, önceki savaşın maliyeti ve Washington’ın hedeflerine tam olarak ulaşamaması nedeniyle bu seçeneğin daha düşük ihtimalli olduğunu düşünüyor.

İkinci senaryoda, kısa vadede en olası seçenek olarak değerlendiriliyor. Buna göre taraflar resmi olarak yeni bir savaşa geçmeden kuşatmayı sıkılaştıracak, yaptırımları sürdürecek, askeri tehdit ve manevraları artıracak. İran’ın bu süreçte Hürmüz Boğazı’nı temel baskı unsurlarından biri olarak elinde tutması ve askeri hazırlığını artırması bekleniyor.

Üçüncü senaryoda ise resmi bir süre uzatımı olmadan Pakistan veya Umman’ın arabuluculuğuyla dolaylı görüşmelerin yeniden başlaması. Bu seçeneğin hayata geçmesi halinde taraflar daha geniş başlıklara geçmeden önce deniz ablukası, seyrüsefer ve dondurulmuş bazı İran fonlarının serbest bırakılması gibi konularda geçici bir düzenleme üzerinde çalışabilir.