Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç kapsamında Meclis’te oy çokluğuyla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifine ilişkin birçok kesim eleştiri ve beklentilerini dile getirmeye devam ediyor.
27 Şubat çağrısından önce Abdullah Öcalan ile görüşmek için birçok gazeteci, akademisyen, yazar ve siyasetçi Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuştu.
Başvuruda bulunan gazeteciler Nezahat Doğan ve İrfan Aktan, sürece dair MA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Yaşanan sürece ilişkin bilgi veren Nezahat Doğan, bir çok gazetecinin başvurusunun olduğunu hatırlattı.
“Ama maalesef başvurunun sonucunda herhangi bir geri dönüş almadık” diyen Nezahat Doğan, Abdullah Öcalan ile yapılacak görüşmenin yalnızca bir röportaj olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Nezahat Doğan, “Bu durum her gazetecinin, ‘Ben de gideyim röportaj yapayım’ diyebileceği bir şeyin ötesinde. Bugün Abdullah Öcalan ile ilgili bilgileri sadece yapılan devlet görüşmeleri ve İmralı Heyeti’inden alabiliyoruz. Bu da iletişim kanallarının henüz açılmadığını ve hukukun da tam olarak işletilmediğini gösteriyor. Kürt meselesinin çözümünün ayakları hukuka dayanmadığı ve hukuki süreç işletilmediği sürece çerçeve yasanın, çerçevesinin sadece bir çizgiyle çizilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü mesele sadece silahsızlanma, teyit ve tespit meselesinin ötesinde” ifadelerini kullandı.
‘Öcalan fikirlerini kendi sözüyle aktarmalı’
Çerçeve Yasa’ya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Nezahat Doğan, Abdullah Öcalan’ın sözünün, fikriyatının, paradigmasının, ideolojisinin ve aslında bugün gelinen iki senelik süreçte ne yapmak istediğinin topluma kendi sözüyle aktarılması gerektiğini kaydetti:
“Abdullah Öcalan’ın sözlerinin, kavramlarının birçok kesim tarafından manipüle edilmeye, dezenformasyonlara neden olduğu yerden daha doğru direkt temasla bu soruları sorabilmek gerekli. Başmüzakereci olmadan ne örgüt silahlarını bırakabilir, ne dağdan gerilla inebilir. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın statüsünün tanınması lazım. Statüsünün, devletin masada bir taraf olarak oturduğu yerde bugün çok net bir şekilde ifade ediliyor olması lazım. Çünkü Abdullah Öcalan bir lider. Dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın artık pozitif barış evresinde gerçek barışı sağlayacak koşullarının işletilmesi lazım.”
Gazetecilere çağrı
“İki senelik süreçte silahlar sustu, bir barış masası var ama bunun gerçek barışa dönüştürülmesi için demokratikleşme süreçlerinin olması, hukukun işletilmesi gerekir. Bunun için de hepimize büyük sorumluluk düşüyor. O yüzden bütün gazetecilerin, İmralı kapılarının açılıp bu iletişim kanallarının sağlanabilmesi ve röportaj yapma taleplerini iletmeleri için daha güçlü ses çıkarmaları elzem. Biz ancak bu şekilde sınırları, yasakları kaldırabiliriz.”
‘Öcalan ile görüşmek mesleki bir başarıdır’
27 Şubat çağrısından önce, gazeteci arkadaşlarıyla birlikte Adalet Bakanlığına ayrı ayrı dilekçeler vererek Abdullah Öcalan ile röportaj yapmak istediklerini belirten gazeteci İrfan Aktan, şunları belirtti:
“Adalet Bakanlığı’ndan bize herhangi bir yanıt gelmedi. Hatta daha sonra mükerrer başvuru da yaptım. 6-7 ay sonra tekrar Adalet Bakanlığı’na bir dilekçe daha verdim. Bunun da cevabı gelmedi. Gazetecilik açısından Öcalan ile röportaj yapmak tarihi bir mesleki başarıdır. Bizim bir motivasyonumuz budur. Bir diğeri ise Öcalan’ın yıllardır tecrit altında olması. 26-27 yıl boyunca hiçbir gazeteciye mülakat vermemiş ve görüşlerini hep tek taraflı beyan etmiş. Yani tartışılarak, mülakat yaparak onun fikirlerini almak hiçbir gazeteciye nasip olmadı. Öcalan ile oturup çeşitli konularda hem ideolojik ve siyasi konularda uzun mülakat yapmak hem onun ne yapmak istediğini kamuoyuna aktarmak açısından çok önemli olacak.”
‘Süreci toplumsallaştırır’
Abdullah Öcalan ile kimin görüşeceğini devletin değil bizzat Abdullah Öcalan’ın karar vermesi gerektiğini söyleyen Aktan, “İktidarın, sadece kendi kontrolü altında olduğunu düşündüğü isimlere kapıyı açmaması gerekiyor. Abdullah Öcalan, yalnızca kontrollü soruların sorulacağı bir isim değil. Pek çok konunun derinlikli biçimde tartışılabileceği bir siyasi lider. Öcalan, yıllardır devlet ve iktidar kontrolündeki medya tarafından hedef alınarak kamuoyuna tek taraflı bir imajla sunuldu. Kendi sözlerinin aktarılması dahi engellendi. Hatta O’ndan alıntı yapmak bile yasaklandı. Bu nedenle Öcalan, Türkiye kamuoyunun karşısına çoğunlukla devletin ve iktidarların sunduğu biçimde çıktı. Kendi sözlerinin önündeki bu engeller aşıldığında, yürüttüğü siyasi faaliyetin herkesin lehine sonuçlar yaratabileceği daha iyi anlaşılacaktır. Sürecin toplumsallaşması için kamuoyuna yanıltıcı anlatılar sunmaya gerek yok. Muhatapların gerçek fikir ve duygularını özgürce aktarabilmesi, sürecin zaten yeterince toplumsallaşmasını sağlayacaktır” diye konuştu.
‘Gazeteciler görüşmeye aday’
Aktan, “Öcalan’ın filtrelenmemiş, doğrudan tartışmaya dayalı görüşlerinin biz gazeteciler aracılığıyla kamuoyuna aktarılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan, adayız. Ben ve arkadaşlarımın yanı sıra aynı fikirde veya aynı mecralarda olmadığım pek çok meslektaşımın de buna aday olduğunu düşünüyorum” diye ifade etti. (MA)




