Doğum lekesi
Özgün Enver Bulut 20 Ağustos 2026

Doğum lekesi

Doğum lekesi

 

Zamanın yüzünü kendime çevirdiğim noktadayım. Martıların sesi ve kanatlanışı ile huzur bulduğum yerdeyim. Durduğum yerde dokunuyor kalbime güneş. Deniz bir başka konuşuyor. Dalga sesleri yeni bir dünyayı muştuluyor. İnsan o dünyanın kapısı.

Ben bende değilim artık. Sesin ardına düşmüş bir gezgin, sesin ritminde dağılan bir göçebeyim. Bazen kaybolur insan, bazen kaçar. Ol demdeyim. Yunus”un “miskin” olduğu, Karacaoğlan’ın “ben bu elden gidersem” dediği imgedeyim. Mevlana tutar bir elimden, diğer elim ateşin içinde. İnsan kendine son sözü söyleyen yanılgı.

Kaç şiir gömdüm içime, kaç öyküyü yuttum. Kime el verdiysem elimi o yaktı, kime kalbimi açtıysam o kalbimden vurdu. Bir bulut, tek bir bulut bana bakıyor. Göğün bana biçtiği değeri yüzüme söylüyor. Kabul ediyorum. Rüya aleminden geçip gidiyorum rüzgarın sesine. Ağustos’un son demleri. Doğum günümün beni vurduğu gün. Beni bana hatırlattığı ve “senin dünyan bu kadar” dediği gün. Burçlara inanmıyorum, ama bir burcun gölgesiyim. Gerçi annemin önüme başka bir gün ve başka bir burç koyduğu andan itibaren, sarsılan bir bedenim. Yine de kimliğimde yazılı o günle haşır neşirim. İnsan kendine yabancı ve kendinden büyük bir kaçış.

Zamanla konuşuyorum. Zaman geniş bir kavram. Anla dertleşiyorum, ana sığınıyorum. Denizin kıyısında bir gölgeyim. Tenim kavrulmuş. Bana ihanet eden kaç derim varmış. İhanet ve yalan ikiz kardeşi derinin. Derim soyuldukça yalanla yüzleşiyor, her yeni deride ihanetle buluşuyorum. Kendini onarmayan çürük bir hikayeyim. Her çürükten kurtlar düşüyor yere. Her yerden başka bir yara sızıyor bedene. İnsan bedenine kuşku, bedenine kahır, kendine düşman, kendine sızı. İnsan kendine varamayan bir hırs seremonisi.

Adımımı attığım yer boşluk Oysa bacaklarıma sarılan denizin bana verdiği güven ile kendime geliyorum. Su bana, ben suya dalgayım. Kimsenin kimseden hesabı yok. Kardeşçe bir sarılma, dostça bir söyleşi ve aşkla sohbet. Her bir dalga kıyıya değil, kalbime dokunuyor. Kalbimin ritmi suyun ezgisiyle güzelleşip kendine sarılıyor. Suyun ruhundaki ritm kalbime ezgi olup beni uzaklara taşıyor. Bu anlarda insan kendine nehir, kendine kıyı çoğunlukla.

Gecedir. Sessizliğin karardığı son menzille yüz yüzeyim. Ses ve karanlık. Koyu ve sis. Bulanık bir yerden geçiyor ömrüm. Ömrüm kendine ziyan. Kendine bela. Bazen bir düşten başka bir düşe kaçan serseri bir ruh. Sahi kaçıncı isyandayım, kaçıncı kopuşu yaşıyorum. Yine rüyalar alemindeyim. Rüyada her şey benim. Kabus da, cellat da, peri de, azrail de. İnsan kendine rüya, kendine zehir.

Gökyüzü parlak. Ay ve yıldızların sohbeti başlıyor. Deniz yine kendi derdinde. Kıyıyı dövüyor. Çakıl taşları dertlerini alacak bir el arıyor. Kediler yine rızk peşinde. Dünyanın yarısı aydınlık, yarısı karanlık. Yangın başlamış bir yerlerde. Deliler bayram kutluyor. İnsanlar sadece izliyor. Kendi kendilerine konuşuyorlar. Alevler büyüyor. İnsan kendi gölgesine hayırsız, kendi derdine yabancı.

Deniz, kum ve martılar. Sahilde her şey ahenk içinde. Güneş cömert. Beden yine kendini bırakmış. Gözler seyir defterine not düşüyor. Eski anılar yenileriyle buluşup el ele tutuşuyor. Yeni bir akış, yeni bir yaş başlıyor. Senin içinde sözcükler çarpışıyor. Bir yaştan bir yaşa atlıyorsun. Yaş yerinde ağırmış. Kuş kanatlanınca. Ilık bir rüzgar esiyor. İnsan kendi içinde hep bir doğum lekesi

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.