Kanal İstanbul güzergâhında yer alan Sazlıbosna Köprüsü’nde inşaat hızla sürüyor. Dev tabliyelerin yerleştirildiği, eğik askı halatlarının gerildiği köprüde fiziksel ilerlemenin yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor. Ancak köprünün inşa edildiği Kanal İstanbul Projesi’nin hukuki geleceği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Meslek odaları ve çevre örgütlerinin Kanal İstanbul’a karşı açtığı davalar devam ederken, şehir plancıları, hakkında kesinleşmiş bir karar bulunmayan bir proje için milyarlarca liralık altyapı yatırımı yapılmasına tepki gösteriyor.
İlke TV’ye konuşan ve Kanal İstanbul’un hâlâ davalık bir proje olduğunu belirten Şehir Plancısı Pelin Pınar Giritlioğlu, projeye karşı açılan davaların birçoğunda yürütmeyi durdurma ve iptal kararları aldıklarını ifade ederek,
“Ancak bunlar istinafta çoğu zaman bozuldu ve davalarımız hâlâ devam ediyor. Dolayısıyla Kanal İstanbul’un hâlâ davalık bir proje olduğunu, henüz sonuçlanmış bir durum olmadığını söylemek lazım” dedi.

Bir kent inşa ediliyor: “Bugün satılan konutların hukuki statüsü tartışmalı”
Sazlıbosna ve Hacımaşlı çevresinde TOKİ’nin yürüttüğü konut projeleri de hızla ilerliyor. Bölgede toplam 36 bin 628 konut inşa edilirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 5,2 milyon metrekarelik alana yayılan ve 40 etap halinde sürdürülen çalışmalar tamamlandığında yaklaşık 150 bin kişinin bu yerleşimlerde yaşayacağını açıklamıştı. Ağustos ayının başında çekilen drone görüntüleri ise bazı bloklarda inşaatın büyük ölçüde tamamlandığı görüldü.
Kanal güzergâhında yeni konut projeleri yükselmeye devam ederken, Giritlioğlu bölgedeki mülkiyet durumuna da dikkat çekti. Projenin iptal edilmesi halinde bugün satılan konutların hukuki statüsünün tartışmalı hale gelebileceğini belirten Giritlioğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Burada mülk sahibi olanlar, konut satın alanlar yarın ne olacağını hala bilemiyorlar. Yani mülkiyet durumları hala karışık. Hala hukuki durum netleşmiş değil. Olası bir iptal durumunda buralardan konut alanların evleri ruhsatsız duruma, plansız duruma düşmüş sayılabilecek. Ve bu da onların mülkiyet haklarını ortadan kaldırabilecek. Dolayısıyla burada şu ana kadar bu projelerin durdurulması büyük önem taşıyordu. Ancak ne yazık ki yürütmeye durdurma kararları verilmedi ya da uygulanmadı.”
“İstanbul kapasitesini doldurdu”
Uzmanlar, aynı zamanda Kanal İstanbul çevresinde planlanan yeni yerleşim alanlarının İstanbul’un nüfus yükünü daha da artıracağı uyarısında bulunuyor.
Şehir Plancısı Özgür Gün Gürbüz, İstanbul’un mevcut taşıma kapasitesinin uzun süredir aşıldığını belirterek, yeni nüfus çekecek projelerden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi:
“İstanbul kendi kapasitesini dolduralı çok oldu. Sürekli İstanbul’un gelişmişliğinden kaynaklı olarak nüfusu artıracak projelerden artık kaçınılması gerekiyor. Kanal İstanbul bunlardan biri ve çiviyi çakacak son proje olabilir.”

“Kanalı olmayan bir köprü inşa ediliyor”
Tartışmanın en dikkat çekici başlıklarından biri ise köprünün, henüz yapılıp yapılmayacağı kesinleşmemiş bir kanal için inşa edilmesi. Giritlioğlu, önceliğin neden köprüye verildiğinin bilimsel olarak açıklanamadığını savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Kanalı olmayan bir köprü şu anda inşa ediliyor. Önceliğin neden bu köprüde olduğunu bilimsel olarak ortaya koymak çok mümkün değil. Kanalın yapılıp yapılmayacağı bile belli değilken, böyle büyük bir yatırımın neden bu köprüye harcandığını gerçekten sorgulamak gerekiyor. Çünkü ortada kamunun zarara uğratılması söz konusu olmuş durumda”
“Üç aktif fay hattı üzerinde”
Şehir plancıları, Kanal İstanbul’a yönelik itirazların yalnızca hukuki süreç veya kamu kaynaklarının kullanımıyla sınırlı olmadığını; projenin deprem, su ve gıda güvenliği açısından da yeni riskler oluşturduğunu vurguluyor.
Giritlioğlu, projenin üç aktif fay hattının bulunduğu bölgede planlandığını belirterek, su havzaları ile tarım ve mera alanlarının zarar göreceğini ifade ederek,
“Kanal İstanbul Projesi plan kararlarıyla yeni afet riskleri ortaya koyuyor. En başta üç aktif fay hattının üzerinde yapılan bir proje olduğunu vurgulamak gerekiyor. Aynı zamanda bir su havzasını, tarım alanlarını, mera alanlarını ve orman alanlarını yok eden bir proje” şeklinde konuştu.
Deprem sonrası su ve gıda uyarısı: “Bu projeye dur demek lazım”
Giritlioğlu’na göre en büyük risk, olası büyük İstanbul depreminin ardından ortaya çıkacak yaşam koşulları. İlk günlerde dışarıdan yardımın sınırlı olabileceğini belirten Giritlioğlu, İstanbul’un kendi su ve gıda kaynaklarını koruması gerektiğine dikkat çekti. “İstanbul olası bir depremle yüz yüze geldiğinde kısa vadede dışarıdan yardım gelemeyebilir” diyen Giritlioğlu,
“Böyle bir durumda kentin kendini besleyecek gıdaya ve suya ihtiyacı var. Sazlıdere Barajı yok edildi, Terkos bu projeden ciddi şekilde etkileniyor. Su kaynaklarımız böylelikle kısıtlanmış oluyor” hatırlatması yaptı.
Giritlioğlu, İstanbul’daki tarım alanlarının mevcut durumda kent nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde 5’ini besleyebildiğini belirterek, “Deprem olduğunda açlık ve susuzlukla mücadele etmek zorunda kalacağız. Bu projeye artık dur demek lazım.” dedi.




