Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Rûdaw’a verdiği röportajda, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin, “Planımıza göre bu ay içerisinde orduya katılım süreci tamamen sona erecek” dedi. “Suriye devleti ile yapılan 10 Mart Anlaşması’nı hayata geçirme konusundaki çabalarımın yetersiz kalması en büyük hatamdı” diyen Mazlum Abdi, “Ancak bu sefer, tamamen gönlümüze göre olmasa bile, savaşın önünü almak ve huzuru tesis etmek adına bu anlaşmayı uygulamak için tüm enerjimi seferber edeceğime söz verdim. Sonrasında ise mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Rûdaw Medya Ağı’nın sorularını yanıtlayan Mazlum Abdi, 29 Ocak 2026’da varılan anlaşmaya dair önemli açıklamalar yaptı. Abdi, söz konusu anlaşmanın Kürtlerin tüm taleplerini karşılamasa da “Suriye devleti içinde Kürtler için bir statü oluşturduğunu” belirterek, bu sürecin başarıya ulaşması için var güçleriyle çalışacaklarını söyledi. Abdi, “Kürtler Suriye devletinin kuruluş ve bağımsızlık aşamalarında devletin bir parçası olmamıştı ancak şimdi bu devletin yeniden inşasında yer almak için bir fırsat doğmuştur” dedi. Rojava’nın başarısı için Kürt birliğinin her zamankinden daha hayati olduğunu belirten Abdi, bu amaçla yürüttükleri girişimlerin yeniden başlayacağını ifade etti.
“2011-2012 yıllarında siyasi mücadele veriyordum. Savaş kaçınılmaz hale gelince 2013’te üniformayı giydim ve bugüne kadar da çıkarmadım. Ancak inanıyorum ki artık onu çıkarma vakti geldi” diyen Mazlum Abdi, siyasete girebileceğinin sinyalini verdi.
Abdi Türkiye ile ilişkilerine daire soruya da “İmkan olursa Türkiye’yi ziyaret ederim” diye cevap verdi.
Rûdaw’da yayınlanan röportajın tamamı şöyle:
Rûdaw: Sizi 30 yıl sonra görmek gerçekten büyük bir mutluluk. Nasılsınız? İyi misiniz?
Mazlum Abdi: İyiyim. Ben de birbirimizi gördüğümüz için mutluyum, hoş geldiniz.
Rûdaw: Bu röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkürler General. Bu aralar çok yoğun olduğunuzu ve işinizin çok olduğunu biliyorum ama uzun zamandır bu röportajın yapılması ve yüz yüze görüşmek için uğraşıyordum. Vaktinizi ayırdığınız için teşekkürler. Ben halkın arasında çok geziyorum, soruyorum ve dinliyorum. Bazıları Rojava’daki durumdan çok umutsuz. Şöyle diyorlar: “Kürtler yenildi. 15.000 şehit verdik, o kadar yaralımız var. Siz IŞİD ile savaştınız, IŞİD’i yenilgiye uğrattınız.” Gerçekten de Kürt savaşçıları ve Suriye Demokratik Güçleri olarak büyük bir kahramanlık sergilediniz; ancak soru şu: Sonuçları ne? Nereye varacaksınız? Bu kadar fedakarlık yaptınız, ne elde ettiniz?
Mazlum Abdi: Biz bu konuya önem veriyoruz, bu önemli bir soru. Halkımız bunu her zaman soruyor, doğru. Şimdi şöyle dersek; halkımızın gösterdiği bu büyük fedakarlığa, yaptıklarımıza, şehitlerimize karşılık bu kadar güçlü bir sonuç elde ettik mi? “Hayır” derim. Burada halkımıza karşı özeleştiri yapacağımız bazı noktalar var vermeliyiz. Ancak şunu söylemek istiyoruz; bu mücadele bazılarının iddia ettiği gibi boşa gitmedi ve sonuçsuz kalmadı. Öyle değil, hayır. Yapılan bu mücadele ve direnişin ardından, şimdi Suriye hükümeti ile üzerinde anlaşmaya vardığımız bazı konular var. Birlikte yaptığımız anlaşmalar var; Suriye Devlet Başkanı ile aramızda yapılan ve imzaladığımız anlaşmalar mevcut. Bu anlaşmalarda Kürt bölgesinin özel statüsü kabul edildi. İdari, askeri ve daha pek çok konuda… Suriye’de ilk kez bu bölgeye yönelik özel bir yaklaşım ve muamele söz konusu. Ayrıca 29 Ocak’taki son anlaşma; her ne kadar beklentilerimizin tam karşılığı olmasa da bu anlaşma Suriye devleti içerisinde Kürtler için bir statü oluşturuyor. Resmi bir anlaşma var ancak bu anlaşmanın anayasal bir metin haline gelmesi veya anayasaya girmesi için mücadele gerekiyor. Ama şu an bir sonuç var ve bu sonuçlar üzerinden mücadelemize devam edebiliriz. Halkımızın da bunu bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Rûdaw: Peki, bunlar gelecek aşamada anayasal bir statüye kavuşacak mı? Garantiler neler? Söylediğiniz bu şeyler yeni Suriye anayasasında yer alacak mı? Kürtlerin hakları anayasal haklar haline gelecek mi?
Mazlum Abdi: İmzaladığımız bu anlaşmalar için uluslararası taraflar vardı. Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron, “Ben bu anlaşmanın siyasi garantörüyüm” dedi. Amerikalı yetkililer, gerek askeri kanat gerekse ABD Başkanı’nın temsilcileri süreçte hazır bulundular. Her ne kadar onlar tarafından imzalanmış bir metin olmasa da onlar bu sürecin içindeydiler ve hâlâ da takip ediyorlar; bu anlaşmaların uygulanmasını takip ediyorlar. Uluslararası taraf devrede. Bunun yanı sıra Suriye hükümeti ile konuştuğumuz meselelerin anayasal çözüme kavuşması gerekiyor. Bunlar üzerine de konuşuldu ve gelecekte yeni bir Suriye inşa edildiğinde bu konular üzerinde çalışılacağına dair söz verildi. Ancak bence bu kazanımları korumak, özellikle de mevcut Kürt özyönetimi kazanımlarının kalıcı ve anayasal hale gelmesi için en büyük garanti, Kürt halkının birliğidir. Kürt siyasi güçlerinin birliği şarttır; kendimizi güçlendirmeli ve yeni Suriye’nin inşasına etkili bir şekilde katılmalıyız. Her şeyden önemlisi, şu an bu kazanımlara sahibiz. Devletle yaptığımız anlaşmalara göre Kürtler, Kürtlerin yaşadığı tüm bölgelerde kendi kendilerini yönetiyor; ister askeri, ister güvenlik, ister idari açıdan olsun. Önemli olan tüm siyasi güçlerin ve halkımızın buna sahip çıkmasıdır; “bu sadece bir siyasi partinin makamı veya konumudur” dememelidirler. Bu artık tüm Kürt halkının kazanımıdır. Hepimiz buna sahip çıkar, uğrunda büyük mücadele verir ve etrafında Kürt birliğini oluşturabilirsek bu haklarımızı Suriye’de tescil ettirebilmek için en büyük garanti olur, ben böyle görüyorum.
Rûdaw: Gerçekten Kürtlerin birliği sağlanacak mı? Neden bunu soruyorum? General, Rojava’daki farklı siyasi taraflar arasında birçok görüşme gerçekleştirdiniz ve birçok toplantıya başkanlık ettiniz ancak bir sonuca ulaşılamadı veya birlik sağlanamadı. Sorun nerede?
Mazlum Abdi: Doğru, Kürt birliğinin oluşması önünde bazı sorunlar var. Biliyorsunuz bir konferans gerçekleştirdik ve o konferansta iyi sonuçlar alındı. Rojava tarihinde ilk kez siyasi güçler bazı hedefler ve bir program üzerinde birleşti. Bazı kurullar da oluşturdular ancak pratik anlamda bu hayata geçirilmedi. Şimdi meselelerin özüne inip detaylara girmek istemiyorum çünkü biz bu işin gerçekleşmesini istiyoruz; ancak bu çabanın hâlâ devam ettiğini ve kanaatimce o konferansın sonuçları ve amaçları için hâlâ çalışmaların sürdüğünü söyleyebilirim. Her ne kadar şu an fiilen durmuş olsa da biz, yeni bir atmosfer ve şartlarda çalışmaların yeniden yürütülmesi için çabalıyoruz. Bazı sorunlar var. Ama birliğin oluşması için bir adım atılacaksa her iki tarafın da anlaşması gerekir. Her iki tarafın, işin pratik yürütülme biçimi konusunda kendi aralarında bir anlaşma yapması ve bunun uygulanması gerekir. Şu an bu yok ancak bu anlaşmanın yapılması için de çalışıyoruz.
Rûdaw: Bir dönem şöyle deniyordu: General Mazlum Abdi bir “siyasi üst kurul” oluşturmak için çalışıyor. Bu hâlâ programınızda mı?
Mazlum Abdi: Doğru, daha önce de bir açıklamamda buna değinmiştim; bence SDG Suriye devlet sistemine dahil olduktan sonra benim temel görevlerimden biri, tekrar halkımın arasında olmak ve diğer Kürt siyasi güçleri ile mevcut Kürt şahsiyetlerle birlikte bir siyasi üst kurul oluşturabilmektir. Böylece devrimin kazanımlarına ve mevcut kazanımlara sahip çıkabiliriz. Bu yöndeki mücadele ve çabalarımız hâlâ sürüyor. Engeller ve zorluklar olduğunu biliyoruz ancak tüm Kürt güçleri ve taraflarıyla yeni yöntemlerle, yeni diyalog ve yaklaşımlarla amacımıza ulaşmak ve bu hedeflerimizde başarılı olmak için çalışmak istiyoruz.
Rûdaw: Benim anladığım ve gözlemlerime göre tüm Kürt tarafları sizi kabul ediyor. Artık Şam’daki resmi ve müzakereci Kürt tarafı General Mazlum Abdi’dir. Siz Suriye Kürdistanı’nın, Suriye devletinin resmi belgelerinde ve dokümanlarında yer alması için çalışıyor musunuz?
Mazlum Abdi: Bilindiği üzere bu geçici anayasa hazırlandığında, bize bu anayasanın daha önce yazıldığını, yani biz 10 Mart anlaşmasını imzalamadan önce hazırlandığını söylediler. Bu yüzden, üzerinde anlaştığımız şeyleri anayasaya dahil etme fırsatımız olmadı; ancak gelecekte anayasa için çalışılırsa ve yeni bir anayasa oluşturulursa, Suriye Cumhurbaşkanı’nın imzaladığı maddelerin anayasaya girmesi gerektiğine dair söz verildi. Bizim bu anlaşmalarımızda Kürt kimliği, temsiliyeti, Kürtçe dili ile ilgili konular ve Kürtlerin hakları ile ilgili maddeler var. Bu konuların anayasaya girmesi gerekiyor. Bazı sözler verildi ve biz de bunları takip ediyoruz. Ancak tekrar ediyorum; bunun için mücadele gerekiyor, siyasi güçlerin ve tüm Kürt halkının birliği gerekiyor. Herkesin mevcut kazanımlar etrafında birleşmesi ve bunlara sahip çıkması gerekir ki bu kazanımları Suriye anayasasında tescil ettirebilelim.
Rûdaw: General, elde ettiğiniz bu kazanımlar üzerinde bir risk var mı? Bu kazanımların elden gitmesi korkusu yaşanıyor mu?
Mazlum Abdi: Şu an değil, ama riskleri her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Nihayetinde siyaset çıkardır; uluslararası ve bölgesel çıkarlar vardır ve herkes kendi çıkarına göre hareket eder. Bu sebeple bu riskleri görmeli, bunun için mücadele etmeli ve kendi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Yani mevcut kazanımlarımıza bizzat kendimiz sahip çıkmalıyız. Elbette Şam’da olmalıyız, bu devletin içinde olmalıyız ve bu kazanımların yok olmaması için buna özel bir mücadele yürütmeliyiz.
Rûdaw: Çok önemli olan bir diğer soru da dil meselesi. Ben Suriye Eğitim Bakanı Dr. Muhammed Tirko ile bir röportaj yaptım; sizin dil meselesine nasıl baktığınızı merak ediyorum. Örneğin Kürtçe, Kürt bölgelerinde bir “seçmeli ders” mi olmalı, resmi dil mi olmalı yoksa Arapça ile birlikte mi okutulmalı? Kürt bölgelerinde eğitimin ve Kürtçenin geleceği hakkında bir formül veya fikir var mı?
Mazlum Abdi: Bu bizim ve halkımız için hayati bir konu. Suriye devleti ile yaptığımız müzakerelerde dil meselesinin bizim için ilk ve en temel gündem maddesi olduğunu söyleyebilirim. Benim açımdan da başat gündem dil meselesidir. Şu bilgiyi de paylaşayım: İmzaladığımız 29 Ocak anlaşmasında “13 Sayılı Kararname”nin uygulanacağı yazılıydı. Ben o zaman dil meselesi yüzünden bunu kabul etmedim. 13 Sayılı Kararname’nin Kürtçe dil meselesinde bize yetmeyeceğini söyledik; çünkü Rojava’da 15 yıldır Kürtçe eğitim dili haline gelmiş ve üniversite seviyesine kadar ulaşmış durumda. Bu yüzden, dilin bir “seçmeli ders” haline getirilmesine geri dönemeyiz. Bu mümkün değil. Kürtçe olan eğitim dilinin devam etmesi gerekir. Bu her zaman gündemimizdeydi; Şam’da yapılan tüm toplantılarda ana gündem maddemiz buydu. Cumhurbaşkanı ile Şam’da gerçekleştirdiğimiz son görüşmede bir ilerleme sağlandığını söyleyebilirim. Bu konu tekrar masaya yatırıldı, biz de meselenin çıkmaza girmemesi ve yürümesi için bazı çözümler sunduk. Temel amaç, Kürtçenin resmi eğitim dili olarak kalmasıydı. Biz bunu en öncelikli konulardan biri yaptık ve ilerlemeler de kaydedildi. Bize resmi olarak verilen bilgiye göre; bu meseleleri çözmek için bu konuda karar yetkisi olan kişilerden oluşan bir komisyon kuruldu. Şu an bize söylenen şey şu: “Bir Kürt öğrenci sadece Kürtçe öğrenmemeli, Arapçayı da bilmeli.” Biz de dedik ki: “Sorun değil.” Yani Kürtçenin yanında Arapça da olmalı ve eğitimini tamamlayan her öğrenci, herhangi bir sorun yaşamamak adına her iki dili de bilsin. Biz bu konuda esnek olduğumuzu söyledik ancak önemli olan Kürtçenin resmi eğitim dili olmasıdır. Bu konuda yeni gelişmeler söz konusudur.
Rûdaw: Petrol. Petrol kimin elinde? Uzun yıllardır sizin elinizde olan, kullandığınız ve sizin için bir gelir kaynağı olan o petrolün geleceği ne olacak General?
Mazlum Abdi: Petrol dosyası genel olarak ve resmi bir şekilde; daha önce bizim elimizde olan Rimeylan, Suveydiye ve diğer petrol bölgeleri resmi olarak Suriye devletine devredildi. Bu bölgeleri Petrol Bakanlığı’na teslim ettik. Şu an Amerikalı şirketler gelip burada çalışıyorlar. Suriye devleti ile sözleşmeleri var; bu dosyayı onlar devraldı ve yönetiyorlar. Bu nedenle petrol dosyasının artık Suriye devletinin elinde olduğunu söyleyebiliriz.
Rûdaw: Petrol gelirlerinden bir kısmının size verilmesi konusunda bir anlaşmaya vardınız mı?
Mazlum Abdi: Bu konu üzerine toplantılar yapıldığında onlara şunu söyledik: Başta Haseke vilayeti olmak üzere Kürt bölgeleri, Baas rejimi ve öncesindeki hükümetler tarafından uzun süre ihmal edildi. Ekonomik olarak geri kalmış bir bölge olarak bırakıldı ve devlet buraya dönüp bakmadı. Bu nedenle bu Kürt bölgesine ve diğer Kürt alanlarına özel bir muamele yapılması gerekiyor; yani özellikle bütçe konusunda buralar için bir kalkınma planı olmalı. Bu konuda olumlu bir yaklaşım var. Genel olarak bu bölgeye önem verilmesi hususunda anlaştık. Haseke ve diğer yerler için bu detayların pratikte nasıl yürütüleceğini takip ediyoruz, bu durum gelecekte netleşecek.
Rûdaw: Peki Şam ile yürüttüğün bu müzakereler, Şam’a gidişlerin… Suriye Cumhurbaşkanı ile Şam’da kaç kez görüştünüz?
Mazlum Abdi: Çok kez.
Rûdaw: Sayın General, bunlar sadece birer görüşme mi yoksa aranızda imzalanmış bir protokol var mı? “Söz verildi” diyorsunuz; bu sözler sadece sözlü mü kalıyor yoksa gördüğümüz o anlaşma dışında aranızda imzalanan başka belgeler de var mı?
Mazlum Abdi: Kaç defa görüştüysek hepsinin bir nedeni vardı. Yani Şam’a sadece birbirimizi görmek için gitmedim. Biz anlaşmalar imzaladık; şu ana kadar üç anlaşma imzaladık. Yani pratik bir uzlaşı için gittik. Bazı konularda anlaştık, bazılarında ise anlaşamadık. Toplantılar yapıp uzlaşamadığımız ve sonrasında çatışmaların çıktığı zamanlar da oldu. Bizim kabul etmediğimiz, onların ise kendi görüşlerinde ısrar ettiği şeyler oldu ve sonuçta çatışma yaşandı; bir kez böyle bir durum da vuku buldu. Genel olarak şunu söyleyebilirim; Şam’da, özellikle Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmeler ciddi görüşmelerdir. Ciddi konular tartışılarak anlaşmalar yapılmıştır ya da bu anlaşmaların nasıl pratiğe döküleceği üzerinde durulmuştur. İnanıyorum ki bu toplantıların, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen bu alanda olumlu etkileri olmuştur.
Rûdaw: SDG konusuna geleyim; komutanı olduğunuz Suriye Demokratik Güçleri. Orduya entegrasyon süreci devam ediyor. Birçok kişi bu birleşmeye farklı bakıyor. “Entegrasyon, SDG’nin ve Özerk Yönetim’in sonu olacak” deniliyor. Kürtlerin bu birleşmeden gerçekten bir çıkarı var mı?
Mazlum Abdi: Öyle olduğuna inanıyorum, bu kendi başına bir çözüm yöntemidir. Belki bazıları buna karşıdır veya kabul etmezler. Bu onların görüşüdür, bir şey diyemeyiz. Ancak eğer daha iyi bir çözüm varsa bize söyleyebilirler, biz de üzerinde dururuz. Fakat kanaatimizce, ortaya çıkan şartlar ve gelişen durum içerisinde en iyi seçenek 29 Ocak’taki anlaşmaydı. Kürtler hedef alınmıştı ve bu engellendi; Kürtlere yönelik bir katliam riski vardı, bu önlendi. Her ne kadar bu anlaşma tamamen gönlümüze göre ve tüm taleplerimizi karşılar nitelikte olmasa da bazı Kürt özyönetim kazanımlarını korudu. En azından, şu an entegrasyonun temelini oluşturan o anlaşmadır… Biz kendimiz buna pek “entegrasyon” demiyoruz ve bu terim üzerinde çok durmak istemiyoruz. Daha ziyade “29 Ocak Anlaşması’nın uygulanması” diyoruz; bu ifade daha doğrudur çünkü bir anlaşma yaptık ve orada ne yapacağımız bellidir. Şimdi onu uyguluyoruz.
Askeri gücümüzle ilgili olarak; askeri gücümüzün Suriye ordusunun bir parçası olmasına karar verdik. Ancak yine biz Kürtler olarak katılacağız; Kürt komutanlar, Kürt askerler yer alacak ve Kürt tugaylarımız olacak. Bu tugayların tamamı, devletle birlikte bir askeri yapı içerisinde çalışacak. Bence bu, yapabileceğimiz en olumlu çözümdü. Böylece DSG bünyesindeki Kürt gençleri kendi bölgelerinde askerlik hizmeti yapabilecek, kendi bölgelerini koruyacak ve aynı zamanda Suriye ordusunun resmi bir parçası olacaklar. Bu en iyi çözümdü. Bu süreç tamamlandığında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tamamen ortadan kalkmış olmayacak, biçimini ve yapısını değiştirecektir. Daha önce SDG adı altında olan bu güçler, başka bir isimle, başka bir organizasyonla ve farklı bir askeri üslupla Suriye ordusunun parçası olacaklar. DSG komutanları da ordu içerisinde yerlerini alacaklar. Bu konu her iki tarafı da güçlendirir ve aynı zamanda Kürtler, Suriye devleti adına kendi bölgelerini koruyabilirler.
Rûdaw: Kürt güçleri Kürt bölgelerinde mi kalacak?
Mazlum Abdi: Şu anki durum böyledir. Üzerinde anlaştığımız 29 Ocak Anlaşması’na göre; Derik Tugayı, Kamışlo Tugayı, Haseke Tugayı ve Kobani Tugayı gibi Kürt tugayları var. Şu an bir Afrin Tugayı’nın olması için de çalışmalar yürütülüyor.
Rûdaw: Efrin’de Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı Kürt bir güç mü kuracaksınız?
Mazlum Abdi: Prensip olarak şu an bu gündemdedir. Suriye Savunma Bakanlığı ile şöyle bir anlayış birliği oluştu: Daha önce SDG içerisinde yer alan Afrinli gençler, yine Savunma Bakanlığı’na bağlı bir tugay olarak Afrin bölgesinde veya Afrin’e yakın bir bölgede görev yapacaklar; kendilerini organize edecekler ve kendi bölgelerini koruma görevini yerine getirecekler.
Rûdaw: SDG’nin feshedilmesi için belirlenmiş bir takvim var mı?
Mazlum Abdi: Hayır, biz “feshedilme” kelimesini pek kullanmak istemiyoruz. Biz, SDG’nin ne zaman tamamen Suriye ordusuna dahil olacağını söylüyoruz; “feshedilme” yerine bunu ifade etmek istiyoruz. Şu an SDG’nin bir kısmının orduya dahil olduğunu, resmi olarak entegre edildiklerini, eğitim aldıklarını ve Suriye ordusunun bir parçası olarak görev yaptıklarını söyleyebiliriz; ancak henüz yarısından fazlası dahil olmadı. Şu an onların da orduya geçmesi için çalışıyoruz ve inanıyorum ki kısa bir süre içinde SDG’nin Suriye ordusuna katılım süreci tamamen sona erecektir.
Rûdaw: O zaman kamuoyunun karşısına çıkıp “Artık entegrasyon tamamlandı ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kalmadı” mı diyeceksiniz?
Mazlum Abdi: Evet, örneğin SDG’nin geride kalan tüm güçlerinin entegrasyonu bittiğinde –ki şu an bu sürecin sonundayız– o zaman “SDG’nin Suriye ordusuna katılım süreci tamamlanmıştır” diyeceğiz. SDG artık diğer tugaylar haline gelecek, Kamışlo Tugayı ve benzeri…
Rûdaw: Yani askeri bir güç olarak kalmaya devam edecekler mi?
Mazlum Abdi: Suriye ordusunun bir parçası olacaklar ve başka bir sistem içerisinde çalışmalarını yürütecekler.
Rûdaw: Peki, o zaman ben General Mazlum Abdi’yi nerede göreceğim?
Mazlum Abdi: Aslında daha önce de beyanatlarımda söyledim, hâlâ sözümün arkasındayım; bizim halkımız ve Kürt birliği için çalışmamız gerekiyor. SDG’nin Suriye ordusuna dahil olmasıyla birlikte siyasi bir boşluk oluşacaktır. Çünkü 15 yıldır SDG’nin varlığı sayesinde burada siyasi bir iklim ve siyasi bir ajanda mevcut. Bir boşluk oluşmasını istemiyoruz. Kuşkusuz SDG’den kaynaklı bir boşluk doğmamalı ve bu boşluğu doldurabilecek siyasi bir temsil yeniden hazır bulunmalıdır. Ben bunun üzerinde de çalışacağım ve nerede olursa olsun bunun için bir mücadele verilmeli; ister burada, ister Şam’da, ister burda… Halkımız için ne iyiyse onu yapacağım, bu konuda tereddüt olmamalı.
Rûdaw: Hedeflediğiniz bu çalışmaları yürütmek için Şam’da kalma niyetiniz var mı?
Mazlum Abdi: Cumhurbaşkanı ile yaptığımız son görüşmede bunun üzerine konuştuk. Onlar da birlikte çalışmak ve süreci yönetmek için benim Şam’da bulunmam yönünde bir istek belirttiler.
Rûdaw: Yani bir makamda bulunmak için mi?
Mazlum Abdi: Şam’da bulunmam konusunda bir istekti ancak henüz nihai bir karar vermiş değiliz.
Rûdaw: Askeri görevleriniz sona erdikten sonra niyetiniz nedir? “Bir şekilde devam edeceğim” diyorsunuz. Örneğin dışarıda insanların “General Mazlum Abdi belki bir siyasi parti kurar” dediği duyuluyor.
Mazlum Abdi: Hayır, sadece bir siyasi parti olması şart değil. Daha önce de söylediğim gibi, benim için önemli olan, SDG’nin Suriye ordusuna geçişiyle boşluk oluşmamasıdır. Bu çok önemli. SDG etrafında toplanan o siyasi şahsiyetlerin, SDG’nin büyük bir emek ve çabayla inşa ettiği iç ve dış ilişkilerinin, Kürt toplumundaki ve çevredeki dostluklarının heba olmaması ve bu boşluğun oluşmaması gerekir. Siyasi bir yapı kurulmalı; artık bu parti mi olur, cephe mi, hareket mi olur, oluşum mu olur… Böyle bir şeye ihtiyaç var.
Rûdaw: Yani o boşluğu doldurmak için mi?
Mazlum Abdi: Evet, o boşluğun doldurulması için ve ben de canıgönülden buna destek veririm. Böyle bir hareketi desteklerim ve gereklidir. Ancak bunun yanı sıra eğer halkımıza hizmet etmek için başka adımlar da gerekiyorsa kuşkusuz onları da atarız; ama siyasi bir yolla o boşluğu doldurmak bizim gündemimizde var.
Rûdaw: DSG, IŞİD ile savaşırken ABD’den büyük bir askeri ve ekonomik destek alıyordu. ABD bütçesinde sizin için bir pay ayrılmıştı. ABD’nin bu yardımları hâlâ sürüyor mu?
Mazlum Abdi: Şu an devam etmiyor. Hayır, uzun süredir durmuş durumda.
Rûdaw: Hiçbir yerden bir yardım almıyor musunuz?
Mazlum Abdi: Hayır, şu an için hayır.
Rûdaw: Fransa’dan, Avrupa’dan?
Mazlum Abdi: Hayır, şu an hiçbir yerden yardım almıyoruz. Gerçek şu ki geçmişte de öyle devasa bir mali yardım almıyorduk; bu bilgi biraz abartılmıştı. ABD askerleri buradaydı, onlara yönelik silahlar vardı ve kendi bütçeleri vardı. SDG’nin tümü değil, sadece ABD ile birlikte çalışan bir bölümü özel bir birimdi. Ayrıca cezaevleri konusu vardı, o da özel bir bölümdü ve onlara destek veriyorlardı ancak SDG’nin tümü için bir destek söz konusu değildi.
Rûdaw: Bir dönem ABD’yi ziyaret edeceğiniz söyleniyordu; resmi bir ziyaretle ABD’ye gideceğiniz konusu medyayı çok meşgul etmişti. General Mazlum Abdi’nin ABD’ye gitmeme sebebi neydi?
Mazlum Abdi: Özel bir sebebi yoktu ancak hepimiz savaşla meşguldük. Birkaç ay öncesine kadar hepimiz tamamen savaşa odaklanmış durumdaydık. Bu yüzden sadece ABD’ye değil başka yerlere de gidemedik. Daha önce savaş vardı ve çok fazla dışarı çıkmıyorduk. Belki yakın komşularımızı görmek için dışarı çıkışlar olmuş olabilir, o da acil işlerimiz olduğu ve IŞİD ile savaşla bağlantılı olduğu içindi. Dediğim gibi bazen görünür veya görünmez şekilde gidip geliyorduk; ancak o türden kapsamlı ziyaretlerin ne Avrupa’ya ne de ABD’ye yapılmamasının sebebi buydu. Ama artık durum değişti. Şimdi dışarı çıkışlar oluyor, Avrupa’da da iyi görüşmeler yaptık ve ABD’ye gitme ihtimalimiz de var.
Rûdaw: IŞİD ile savaş bittikten sonra Avrupa ve ABD’nin size sırtını döndüğünü düşünüyor musunuz?
Mazlum Abdi: Hayır, biz öyle düşünmüyoruz. Biz, Amerikalılar ve Avrupalılar birbirimize karşı nettik. IŞİD’e karşı savaş çerçevesinde bizimleydiler. İlk günden beri de her zaman “Biz IŞİD için buradayız” dediler. IŞİD’e karşı savaş için buradaydılar; “Kürt davasının tümünü sonuna kadar desteklemek” veya “Kürtler için bir statü/oluşum inşa etmek” için burada olduklarını hiçbir zaman söylemediler.
Rûdaw: Herhangi bir söz vermemişler miydi?
Mazlum Abdi: Onlardan herhangi bir söz almamıştık; bu bakımdan bize ihanet ettiklerini söyleyemem.
Rûdaw: Çünkü Kürtler, ABD’nin kendilerine ihanet ettiğini söylüyor?
Mazlum Abdi: Ben şahsen öyle demiyorum. Belki umudumuz vardı devam etmelerini ve daha fazla destek vermelerini umuyorduk ama biliyoruz ki dünya tamamen çıkarlar üzerine kurulu. Bize verdikleri söz şuydu: IŞİD’e karşı savaş. IŞİD’e karşı savaş sona erdikten sonra çekildiler. Şimdi Irak’tan da çekilmek istiyorlar.
Rûdaw: Doğru, Eylül ayında; peki şu an sizinle ABD arasındaki ilişkiler devam ediyor mu?
Mazlum Abdi: Evet, şu an da devam ediyor. Gidiş gelişler azalmış olsa da tüm Amerikalı yetkililerle iletişimimiz var, Avrupalılarla da var. Eski dostlarımızla ilişkilerimizi sürdürüyoruz.
Rûdaw: General, IŞİD savaşında ve bugüne kadar, Avrupa ve Batı ülkeleri arasında size en yakın dost kimdir?
Mazlum Abdi: Ülkeler arasında bir ayrım yapmak istemiyoruz ama Fransa Cumhurbaşkanı’nın her zaman desteğini açıkça ifade ettiğini söyleyebiliriz. Bu açıdan her zaman önem veriyorlar ve biz de herkesle ilişkilerimizin devam etmesini istiyoruz.
Rûdaw: Peki, Elysee Sarayı ile doğrudan diyaloğunuz var mı?
Mazlum Abdi: Evet, her zaman.
Rûdaw: Yani Fransa ile olan maddi, askeri veya manevi dostluk hâlâ sürüyor mu? Ya da yanınızda duran ve Şam ile müzakerelerinizde size destek veren bir güç mü?
Mazlum Abdi: Doğrusu, hakkını yemememiz gerekir. Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron, savaş çıktığında ve 29 Ocak’ta yaptığımız o anlaşma konusunda çok emek verdi. Bizimle defalarca telefonda konuştu. Anlaşmanın maddeleri üzerine görüşlerini paylaşıyordu ve Suriye Cumhurbaşkanı ile de görüştü. Büyük çaba sarf etti ve “Ben bu anlaşmanın siyasi garantörüyüm” dedi. Siyasi ve manevi açıdan iyi bir destekleri olduğunu söyleyebiliriz.
Rûdaw: Beşar Esad kaçmadan önce, sizinle Ahmed Şara arasında bir temas oldu mu?
Mazlum Abdi: Arkadaşlarımızın temasları vardı. Bizim arkadaşlarımızın HTŞ ile iletişimi vardı. İlişkilerimizi koparmamıştık ancak şahsi bir temas yoktu.
Rûdaw: Heyet Tahrir el-Şam ile ilişkiniz nasıldı?
Mazlum Abdi: Bir dönem yan yanaydık. 2012 ve 2013 yıllarında aramızda savaş da yaşandı, anlaşmalar da yapıldı. O dönem arkadaşlarımız onların yetkilileriyle görüştü; anlaşmalar yaptık, müzakereler yürüttük. Bazı zamanlar çatışma çıkıyordu, çoğu zaman da anlaşma yapılıyordu. Bu bir süreçti. Daha sonra bizim Afrin’deki arkadaşlarımız ile onların İdlib’deki yetkilileri birbirine yakındı ve aralarında birçok ortak konu vardı. Afrin’deki komutanlarımız onlarla müzakere halindeydi. HTŞ yönetimiyle ve ondan önce de El Nusra Cephesi ile her zaman iletişim vardı. Ancak benim şahsi temasım; Halep kırsalında aramızda son savaş yaşandığında ve onlar henüz Şam’ı ele geçirmeden önce telefon yoluyla gerçekleşti.
Rûdaw: Sizden yardım istediler mi?
Mazlum Abdi: Evet, Şam’ı almadan önce, savaş sırasındaydı. O zaman koordinasyon sağlanması, birbirimizle savaşmamamız ve birbirimize yardımcı olabilmemiz için iletişim kurduk; ben doğrudan kendileriyle konuştum. O zaman birlikte koordine olduk.
Rûdaw: Rojava üzerinde bir risk var mı?
Mazlum Abdi: Doğrusu var. Meseleye her zaman bu şekilde bakmalıyız. Tam bir anlaşma sağlanana ve durum normalleşene kadar riskler hep devam edecektir. Bir sorun çıkar, büyür ve daha da büyür. Birkaç gün önce bir sorun yaşandı, eğer önü alınmasaydı belki de büyük bir savaşa yol açabilirdi.
Rûdaw: Serekaniye meselesi mi?
Mazlum Abdi: Evet, Serekaniye meselesi.
Rûdaw: Serekaniye sığınmacılarına ne oldu General?
Mazlum Abdi: Her şeyden önce şunu söyleyeyim; Serekaniye ve Gire Spi’nin durumu özel bir durumdur ve şovenizm hakimdir. Devlet ve kurumları orada egemen değil. Şu an orada hakim olan kişiler; Kürtlerin ve SDG ile birlikte olan kişilerin malına mülküne el koymuş durumdalar. Bazıları halkın geri dönmesini istemiyor. Böyle bir sorun var. Bu nedenle geri dönüş şartları biraz gecikti. Son zamanlarda Serekaniye’nin köylerine geri dönüş fırsatı doğdu. Biz ihtiyaçlarını karşıladık; orada mayınlar vardı, temizlendi. O köyler için bir plan yapıldı ve geri dönüldü. 12 köydü ve sanırım halkın bir kısmı geri döndü; ancak o olumsuz olay bizzat Sere Kaniye şehrinin içinde yaşandı. Oradaki yetkililer halkımıza “gelebilirsiniz, bir şey olmayacak” diye söz vermişti. Onlar da kendi kararlarıyla gitmişlerdi ama yetkililer verdikleri sözü tutmadılar ve oradaki silahlı gruplara hakim olamadılar; bu yüzden o olaylar yaşandı.
Rûdaw: Suriye’de veya Rojava’da IŞİD tehlikesi bitti mi?
Mazlum Abdi: Hayır, bence var. IŞİD tehlikesini küçümseyenler doğru söylemiyorlar; IŞİD kendini yeniden organize etti ve hâlâ faaliyet yürütüyor. Belki de tam tersine; IŞİD şu an etki alanını genişletmiş ve şehirlere de sızmış durumdadır. Şehirlerde de varlar.
Rûdaw: Kendini organize mi etti yoksa küçük gruplar halinde mi var?
Mazlum Abdi: Belki düzey olarak eskisi gibi değil ama şu an yayılmış durumdalar ve tüm şehirlerde varlar. Örneğin eskiden Suriye’nin büyük şehirlerinde yoklardı ama şu an o yerlere de yerleşmiş durumdalar.
Rûdaw: General, ben Rojava’yı gezdim; vakit kalmadığı için Kobani’ye gidemedim ama Haseke vilayetinde hizmetler çok yetersiz. Halk şikayetçi ve diyor ki: “Yetki Özerk Yönetim’in elindeydi.” Gelirleriniz de vardı ve siz orada hükümettiniz. Rojava’ya neden istenilen düzeyde hizmet etmediniz?
Mazlum Abdi: Eleştirileri kabul ediyoruz. Diyelim ki Özerk Yönetim sorumluydu ve hizmet sunuyordu. Eksikliklerimiz vardı; şunu da söylemeliyiz ki Özerk Yönetim’in elindeki imkanlar dahilinde hizmet sunulmadı ve bunlar yeterli düzeyde değildi, bu doğrudur. Eleştiri konusudur ve biz şu an kendimizi eleştiriyoruz, bu konuda bir muhasebe de var. Bu durum var ancak içinden geçtiğimiz şartları da unutmamalıyız ve kendimizi Suriye’nin genel durumundan ayrı tutmamalıyız; bence bu adil olmaz. Örneğin Suriye’de dört hükümet vardı: Şam hükümeti, İdlib hükümeti, Azez hükümeti ve Özerk Yönetim hükümeti. Hiçbirinin durumu bizimkinden daha iyi değildi.
Rûdaw: Ama hizmet açısından Şara hükümeti İdlib’i çok geliştirdi?
Mazlum Abdi: Buna inanmıyorum. Ben o kanaatte değilim.
Rûdaw: İnanmıyor musunuz?
Mazlum Abdi: İnanmıyorum.
Rûdaw: Ama orada yapılan hizmetin Özerk Yönetim’inkinden çok daha iyi olduğu söyleniyor?
Mazlum Abdi: Ben buna inanmıyorum; Özerk Yönetim’in yaptığı şeyler de var, eksik kaldığı noktalar da var. Her iki durum da mevcut, sadece siyah beyaz bakmayalım. Bence bu kıyaslama yerinde değil. Öte yandan bizim durumumuz farklıydı. Bunları bir savunma olarak söylemiyorum ama meseleye gerçekçi bakmalıyız. Şam düşene kadar Rojava’nın tüm altyapısı bombalanıyordu. Elektrik şebekeleri, belediyeler bombalandı. Eğer Suriye üzerinde bir ambargo varsa, bizim üzerimizde ve bölgemizde bunun iki katı ambargo vardı. Biz savaştan hiç kurtulmadık; 15 yıldır savaşın içindeyiz. Bununla birlikte halkımız eleştirmekte haklıdır. Eldeki imkanlarla Özerk Yönetim daha fazla hizmet sunabilirdi, bu doğru; ancak değerlendirme yaparken engelleri ve zorlukları da görmeliyiz.
Rûdaw: Siz nasıl bir Suriye istiyordunuz General? Merkezi olmayan bir Suriye mi, merkezi bir Suriye mi? Gelecekte Suriye’yi nasıl görüyorsunuz?
Mazlum Abdi: Biz şuna inanıyoruz; Esad ve Baas döneminde yaşananların temel sebebi, totaliter bir yönetimin ve mutlak bir merkezi otoritenin olmasıydı. Sistemin merkeziyetçi olması, yapılan tüm kötülüklerin ve zulmün ana kaynağıydı. Bu nedenle gelecekteki Suriye’de merkeziyetçi sistem bir çözüm değildir. Suriye bunu daha önce denedi ve başarılı olamadı. Denenmiş bir şey tekrar denenmemelidir. Bu yüzden Suriye için en iyi sistemin merkezi olmayan bir sistem olduğu kanaatindeyiz. Bizim görüşümüz bu yöndedir.
Rûdaw: Komşu ülkelerle olan ilişkilerinize geleyim. Konuşmanızda komşularınızdan bahsettiniz. Türkiye ile aranız nasıl?
Mazlum Abdi: Eskisiyle kıyaslarsak şu an daha iyi. Bir yıl öncesine kadar Türkiye tarafından sürekli bombalanıyorduk; altyapımız hedef alınıyordu ve hepimiz hedefteydik. Şimdi ise bir ateşkes durumu ve aramızda açık kanallar var. Birbirimizle diyalog kuruyoruz ve bunun daha ileriye gitmesini istiyoruz. Ateşkes aşamasını geçip aramızda bir anlayış birliği oluşmasını arzuluyoruz; böylece biz ve Türkiye herkes gibi normal bir şekilde ilişki kurup muhataplık geliştirebiliriz.
Rûdaw: Aranızda doğrudan bir müzakere mi var yoksa aracılar mı devrede?
Mazlum Abdi: Hayır, doğrudan var. Arkadaşlarımız onları görüyor, onlar da bizim arkadaşlarımızı görüyor.
Rûdaw: Peki, biz General Mazlum Abdi’yi ne zaman Türkiye’de göreceğiz?
Mazlum Abdi: Bu siyasi şartlara ve Türkiye’nin buna ne kadar hazır olduğuna bağlıdır. İnanıyorum ki durum biraz daha olgunlaşırsa böyle bir şey gerçekleşir.
Rûdaw: Sinyaller var mı?
Mazlum Abdi: Evet, olumlu şeyler var, olumlu sinyaller mevcut. Rojava’nın çıkarına, Suriye’deki Kürt halkının çıkarına ve Türkiye’nin de yararına olan şeyin, ilişkilerimizin daha üst bir düzeye taşınması olduğuna inanıyorum.
Rûdaw: General Mazlum Abdi ve Sayın Abdullah Öcalan ne zaman görüşecek?
Mazlum Abdi: Bu da yine bahsettiğim konuyla, yani bizim Türkiye ile olan meselemizle bağlantılıdır.
Rûdaw: Sizinle Öcalan arasında doğrudan bir müzakere/görüşme gerçekleşti mi?
Mazlum Abdi: Hayır, gerçekleşmedi.
Rûdaw: Gerçekleşmedi mi?
Mazlum Abdi: Hayır, benimle gerçekleşmedi.
Rûdaw: Yani arkadaşlarınızla mı gerçekleşti?
Mazlum Abdi: Evet, muhtemelen öyle olmuştur ama benimle olmadı, ben kendimden bahsediyorum.
Rûdaw: Onu görmek istiyor musunuz?
Mazlum Abdi: Elbette, o bir Kürt liderdir ve bir dönem burada 20 yıl boyunca yaşadı. İnanıyorum ki daha önceki barış sürecinde, ateşkes ve uzlaşı aşamalarında önemli bir rolü olmuştur.
Rûdaw: Yani Öcalan’ın uzlaşıda bir rolü vardı?
Mazlum Abdi: Vardı ve yine olumlu bir rolü olacaktır.
Rûdaw: Türkiye’de yürütülen barış ve diyalog süreci, çıkarılacak bir yasa; bunların Rojava üzerine bir etkisi olur mu?
Mazlum Abdi: Şimdiye kadar var. Çünkü diyebiliriz ki şu an bir ateşkesin olması, Türkiye’nin buraları bombalamaması ve bir yıl önceki gibi saldırıların olmamasının temelinde bu sürecin doğrudan etkisi vardır. İnanıyorum ki bu süreç ilerlerse daha fazla olumlu etkisi olacaktır.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi ile aranız nasıl General?
Mazlum Abdi: İyi. İnanıyorum ki şu an en iyi aşamasındadır. Herkesle ilişkimiz var; Erbil ile de Süleymaniye ile de var. Erbil aracılığıyla da herkesle iletişim halindeyiz.
Rûdaw: Çünkü Sayın Mesud Barzani savaş döneminde, keza Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Başbakan Mesrur Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) o zor günlerde size destek verdi. Siz de öyle söylüyorsunuz.
Mazlum Abdi: Evet.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi’ne hâlâ ihtiyacınız var mı?
Mazlum Abdi: İnanıyorum ki her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var, çünkü artık yeni bir aşamaya ayak bastık. Bu yeni aşamada Güney Kürdistan daha fazla rol oynayabilir. Savaş döneminde birçok açıdan bize yardımcı oldular ancak şimdi inşa sürecinde; ekonomik, yatırım alanında olduğu kadar siyasi ve diplomatik açıdan da onlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olacak. Kürdistan Bölgesi’nin Şam hükümetiyle olan ilişkileri de iyidir. Bu çerçevede; biz, Erbil, Süleymaniye ve Şam hep birlikte çok daha iyi işler yapabiliriz.
Rûdaw: Kandil ile aranız nasıl? Bir dönem bazıları “Rojava’nın geliri Kandil’e gidiyor” diyordu General. Gerçekten öyle miydi?
Mazlum Abdi: Burada iki şeyi belirtmek gerekir. Birincisi Kandil’den, Kuzey Kürdistan’dan, hatta Rojhilat ve Güney Kürdistan’dan binlerce genç buraya geldi; savaştılar, direndiler ve birçoğu şehit düştü. Şimdi hepsinin mezarı burada; dönmediler, burada kalmayı ve Rojava toprağına gömülmeyi vasiyet ettiler. Rojava tüm Kürdistan’a yardımcı oldu, Kürdistan’ın tüm parçaları da gelip Rojava’ya yardım etti. Bunu unutamayız; bizim için kanlarını feda eden, burada şehit düşen ve bizi savunanları asla unutmayacağız. Mali iddialar konusu çok büyütüldü ancak meselenin savunma boyutunu da görmek gerekir. Bunun yanı sıra, bu konuda özellikle siyasi ve diplomatik açıdan çokça eleştirildik. Türkler bunu bize karşı çok sert bir şekilde kullandı.
Şimdi ise yeni bir sürece girdik. Artık Suriye devleti ile muhatabız ve Suriye devlet kurumlarının bir parçası haline geldik. Biz kararımızı verdik; Rojava Kürtleri, kendisini SDG ve Şam ile birleşme kararı alan bu özerk yönetimde temsil ediyor. Artık Şam ile birlikte çalışma ve süreci yürütme kararı aldık. Şam’da Cumhurbaşkanı ile yaptığımız son görüşmede bu konuyu çok geniş ve açık bir şekilde konuştuk ve bir sonuca vardık. “Bugünden itibaren güçlerimiz birleşiyor ve entegrasyon gerçekleşiyor” dedik. Artık Şam ile çalışıyoruz. Kürtler olarak bu devletin bir parçası olmak istiyoruz. Suriye devletinin kuruluşunda ve bağımsızlık sürecinde Kürtler devletin bir parçası olamamıştı ama şimdi Kürtlerin Suriye devletinin inşasında yer alması için bir fırsat doğdu. Kararımız bu yöndedir. Şam ile bu konuda görüştük ve uzlaştık.
Rûdaw: Peki General, Şam Kürtlere siyasi makamlar vermeye hazır mı?
Mazlum Abdi: Hazır olduklarına inanıyorum. Bu konular üzerinde konuşuldu. Onlar, bu tür adımların atılması için askeri birleşme sürecinin biraz daha ilerlemesini ve tamamlanmasını bekliyorlar.
Rûdaw: Siz entegrasyon konusunda acele ediyor musunuz, hemen uygulanmasını mı istiyorsunuz?
Mazlum Abdi: Aslında anlaşmaya göre Şubat ayında tamamlanması gerekiyordu, yani zaten gecikmiş durumda. Bu gecikme her iki taraftan, yani hem onlardan hem de bizden kaynaklandı. Bu konuda suçu tek bir tarafa yüklemek istemem ama süreç uzadı ve gecikti. Artık planımızı yaptık; bu ay içerisinde entegrasyonun tamamen bitmesini hedefliyoruz.
Rûdaw: Benim stratejik ve özel sorularım bunlardı; bence çok da önemliydiler çünkü Kürt halkı gerçekten büyük bir merakla bu soruların cevabını bekliyor. Bu röportaj için hazırladığım sorular, halkın sorularıydı. Türkiye’ye gittim, insanlar Rojava’nın başına neler geleceğini merak ediyor. “Rojava bitti mi, her şeyden elimizi çekelim mi?” diye soruyorlar. “General Mazlum Abdi ile röportaj yapabilirim” dediğimde “Bu soruları ona sor” dediler. Savaş sürecinde yaşanan –sizin ifadenizle–”hatalar” veya “yenilgiler” sonrası halkta bir umutsuzluk oluştu. Rojava halkına, Kürt halkına bir umut veriyor musun? “Biz yenilmedik ve başaracağız” diyor musunuz?
Mazlum Abdi: Şunu net bir şekilde ifade edelim: Doğrudur, askeri olarak çekildik; çok geniş bir alandan çekildik ve Şeyh Maksut’ta kırıldık. Birçok şeyi koruyamadık ve bu bizim için bir özeleştiri konusudur. Orası bir Kürt bölgesiydi, bir anlaşma yapılmıştı ve o anlaşmanın, 1 Nisan Anlaşması, uygulanması gerekiyordu. Biz orada sorumluluğumuzu görüyoruz ve doğrusu bu bir özeleştiri konusudur. Şeyh Maksut halkı için o anlaşmanın uygulanması gerekirdi. Nedenleri çoktur; kendi içimizde bunun soruşturmasını yaptık ve birbirimizden hesap sorduk.
Rûdaw: Bu konularda birbirinizden hesap sordunuz mu?
Mazlum Abdi: Elbette sorduk ve bunun sonuçlarını daha sonra halkımıza da açıklayacağız. Ancak diğer bölgelerde, yani Deyr Hafir’den bu yana bazı yerlerden çekildik ve bazı hatalar yapıldı. Oralarda da verilmemesi gereken kayıplar verdik ve bu durum olumsuz etkiler yarattı. Bunlar yine üzerinde durduğumuz özeleştiri konularıdır. Ancak şunu da belirteyim; sonunda savaşın buralarda yayıldığını gördüğümüzde, geri çekilme ve Kürt bölgelerine dönüp buraları koruma kararı aldık. Bu bizim kararımızdı. Bu kadar hızlı çekilip bu bölgelere yerleşmemizin sebebi buydu. Doğrudur, askeri alanda bizim de hatalarımız oldu, üzerinde durmamız gereken konular var; ancak orada sonuna kadar savaşmak istemedik, çekilip Kürt bölgelerine döndük.
Daha sonra ben bizzat medyanın karşısına çıkıp “Biz kendi bölgemiz için savaşacağız” dedim. Ekrana çıktığımda şunu söyledim: “Artık Kürt bölgelerinin savunması için savaşacağız.” Kobani, Haseke, Cezire bölgesi; buraların Rakka veya Deyrizor olmadığını ve buralar için savaşacağımızı bizzat belirttim. Bunu Suriye devletine de Amerikalılara da herkese söyledik. “Biz burada savaşacağız” dedik. Sonrasında bildiğiniz gibi anlaşma yapıldı ve savaş durdu. Bu yüzden meseleyi bu şekilde değerlendirmek çok daha doğru olur. Evet, bizim için bu bir özeleştiri konusudur ancak farklı bir sonuç çıkarılmamalı. Şu an bulunduğumuz bu bölgede bir anlaşma var. Biz de devlet de bu anlaşmaya göre adım atmalıyız; inanıyorum ki burada hâlâ koruyabileceğimiz değerler var.
Rûdaw: Bazı özel sorularım var. Neden özel diyorum? Bu müşalat genellikle siyasi, stratejik ve Rojava’nın geleceğine dair ağır sorulardı. Ancak birçok kişi sizi, yani General Mazlum Abdi’yi daha yakından tanımak istiyor. Belki çevrenizdeki arkadaşlarınız sizi iyi tanıyor ama sizi daha iyi tanımak isteyen bir kitle var. Halep’te okudunuz, mühendislik eğitimi aldınız ve Halep’te entelektüel bir ailede yetiştiniz. Babanız Dr. Halil Abdi, Kobani’nin ilk Kürt doktorudur. Mazlum Abdi’nin yaptığı en büyük hata neydi? “Keşke bu hatayı yapmasaydım” dediğiniz bir şey var mı?
Mazlum Abdi: Bu gerçekten zor bir soru ama cevabını vereceğim çünkü bu halkımızı da ilgilendiriyor. Özellikle 10 Mart Anlaşması’nı imzaladıktan sonra, onu uygulama fırsatımız vardı. Siyasetimizde hatalar yapıldı. Elbette o anlaşmayı uygulamak için bir çaba sarf etmek istiyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda, Suriye devleti ile üzerinde anlaştığımız maddeleri pratiğe dökme konusundaki çabalarımın yetersiz kaldığını görüyorum. Bunu kendim için en büyük hata olarak görüyorum. Eğer bana “Kürt halkına hangi konuda özeleştiri verirsiniz?” diye sorarsanız, bu konuyu söylerim; o anlaşmayı hayata geçirmek için daha büyük bir mücadele vermeliydik. Şimdi bu hatayı telafi etmek için yine bir aşamadayız. Halkıma söz verdim; bu seferki anlaşma her ne kadar tamamen gönlümüze göre ve tüm taleplerimizi karşılar nitelikte olmasa da bir kez daha savaş çıkmaması ve halkımızın istemediği şeylerle tekrar yüz yüze gelmemesi için tüm enerjimi ve imkanlarımı bu anlaşmayı uygulamak ve huzuru tesis etmek için seferber edeceğim. Sonrasında da mücadelemize devam edeceğiz.
Rûdaw: Sıkıştığınızda, örneğin bir karar verirken zor durumla karşılaştığınızda, danıştığınız bir kişi veya kimseler var mı?
Mazlum Abdi: Evet, ekibim; SDG komutasında burada birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız. Elbette birlikte istişare ediyoruz, onların görüşlerini alıyorum ve çoğu zaman da bundan faydalanıyoruz. Doğrusu halkın görüşlerini de çok ciddiye alıyorum; halktan birinin “Şöyle yapmalıydın” dediğini duyduğumda bunu analiz ediyoruz. Eğer iyi olduğunu görürsek arkadaşlara “Hadi böyle yapalım” diyoruz ve yapıyoruz.
Rûdaw: Halkla aranız nasıl, insanlarla görüşüyor musunuz? Halkı kabul ediyor musunuz?
Mazlum Abdi: Her zaman iyi olmasına çabalıyorum.
Rûdaw: Siz şu an sadece Rojava’da değil, Kürdistan’ın diğer yerlerinde de herkes tarafından kabul edilen, saygı duyulan ve sevilen önemli bir lidersiniz. Bu konuma gelmeden önceki o eski arkadaşlarınızla dostluğunuz hâlâ sürüyor mu? Örneğin Halep’teki üniversite arkadaşlarınız, Kobani’deki eski dostlarınız… Onlarla bir iletişiminiz kaldı mı General?
Mazlum Abdi: Evet, ilişkilerimiz iyi. Bazıları zaman zaman yanıma geliyor, bana eski günleri hatırlatıyor ve “Biz birlikteydik” diyorlar. Sürpriz yapıyorlar ve ben çok mutlu oluyorum. Evet, o dostluklar var, birçok eski arkadaşım var. Doğrusu onlara şunu söyledim: “Evet, bir dönem birbirimizden kopmuştuk ama şimdi gelip benimle çalışmalısınız.” Hatta bazılarını tekrar işe başlattım.
Rûdaw: Sivil hayatı özlemiyor musunuz? Çünkü sizi her zaman askeri üniforma içinde görüyoruz.
Mazlum Abdi: Doğrusu Rojava’ya ilk geldiğimde, devrimin başlangıcında sivil ve siyasi çalışmalar yürütüyordum. Ancak daha sonra savaş bize dayatıldı. 2013 yılında askeri üniforma giydik. 2011 ve 2012 yıllarında siyasi mücadele veriyordum ve askerlikle pek işim yoktu fakat savaş kaçınılmaz hale gelince 2013’te üniformayı giydik ve bugüne kadar da çıkarmadık. Ancak inanıyorum ki artık onu çıkarma vakti geldi.
Rûdaw: Öyle mi? O vakit yakın mı?
Mazlum Abdi: Yakın olduğuna inanıyorum.
Rûdaw: Artık sizi askeri kıyafetle görmeyecek miyiz?
Mazlum Abdi: Sanırım SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu tamamlandığında, biz de eski işimize döneceğiz ve bence bu halkımız için çok daha iyi olacaktır. Ben kendim halkın talebini esas alıyorum; askerlik gerekliyse asker olurum, siyaset gerekliyse siyaset yaparım.
Rûdaw: Benim de merak ettiğim bir şey; hiç müzik dinler misiniz? Sanatla aranız nasıldır General? “Çok severim, her zaman dinlerim” dediğiniz bir sanatçı var mı?
Mazlum Abdi: Gerçekten var. Zamanında onlara destek de olurdum; hatırlarsınız belki Halep’te okurken ve çalışırken birçok müzik grubu kuruyor ve onlara destek veriyorduk.
Rûdaw: Doğru, sanatsal çalışma ve faaliyetler için çok temel bir destekçiydiniz.
Mazlum Abdi: Şimdi de hâlâ destekliyorum ve önem veriyorum ama konuya çok girip isim zikretmek istemiyorum, kimse darılmasın.
Rûdaw: Bazılarını gücendirmekten mi korkuyorsunuz?
Mazlum Abdi: Evet, aralarında bir ayrım yapmak istemem.
Rûdaw: Kobani’den, çocukluğunuzdan neler hatırlıyorsunuz?
Mazlum Abdi: İlkokul dönemimi hatırlıyorum, o dönem önemliydi. İlk girişimimiz ilkokuldayken olmuştu; ben ve birkaç arkadaşım Kobani’deki tüm okul isimlerini değiştirip Kürtçe yapmak istemiştik.
Rûdaw: Kürtçe!
Mazlum Abdi: Şimdi Kürtçe okul isimleri tartışılıyor, değiştirecek mi, değiştirmeyecek mi diye. Geçenlerde Kobani’ye gittim, bana “İsimleri değiştirecek miyiz” dediler, Suriye devleti kararname çıkarmış, biz şehit isimlerini verelim dedik… Onu hatırladım; ortaokula yeni geçtiğimizde bir gün ben ve bir arkadaşım boya getirdik ve Kobani’deki tüm okulların isimlerini değiştirdik.
Rûdaw: Kürtçe yaptınız…
Mazlum Abdi: Hepsini Kürtçe yaptık, bir gecede hepsini bitirdik. Sonra Kobani’de büyük bir olay çıktı, istihbarat (Muhaberat) işin içine girdi ve bazı kişiler tutuklandı. Bu anımı bu vesile ile hatırladım.
Rûdaw: Eğer eğitiminize devam etseydiniz, şimdi sizi bir Kürt mühendisi olarak görecektik, değil mi?
Mazlum Abdi: Doğru, öyle olabilirdi çünkü mühendisliği de seviyordum ama şimdi siyasi çalışmalara katıldık.
Rûdaw: Halep Üniversitesi’ndeki o öğrencilik günlerini özlemiyor musunuz?
Mazlum Abdi: Doğrusu Halep Üniversitesi benim için çok özeldi; çünkü siyasi mücadeleye orada organize bir şekilde dahil olmuştuk. Öncesinde arkadaş çevresi gibiydi ama üniversiteye gittiğimizde durum farklıydı, siyasi bir hedef için oradaydık. Üniversitede büyük bir siyasi mücadele yürütüyorduk. İnanıyorum ki siyasi hayatımdaki en büyük mücadele, üniversitedeki arkadaşlarımla verdiğimiz o mücadeleydi. Onlarca arkadaşım benimle birlikte siyasete atıldı ve birçoğu hâlâ bizimle birlikteler. Bazıları şehit düştü, bazılarıyla da bugüne kadar beraberiz ve devam ediyoruz.
Rûdaw: Çok mutlu oldum. “Sizi 30 yıl sonra tekrar göreceğim” demiştim. Gerçekten çok sevindim. General, siz hâlâ eskisi gibisiniz. Sizi Kobani’de gördüm, Halep’te öğrencilik yıllarında gördüm, Avrupa’da gördüm; siz hep aynısınız. Şimdi sizi bir Kürt lideri, bir General, IŞİD’e karşı Rojava’yı savunan büyük bir ordunun komutanı olarak görüyorum ama siz yine aynısınız! Siz de kendinizi aynı görüyor musunuz?
Mazlum Abdi: Elimden geldiğince kendi doğal yapımdan uzaklaşmak istemiyorum. Doğal bir kişiliğim var; bazıları beni “Çok sadesin, protokolleri ciddiye almıyorsun” diye eleştiriyorlar. Bu konuda çok tavsiye alıyorum ama ben doğal kalmak ve eskiden nasılsam öyle devam etmek istiyorum.
Rûdaw: Hep kendiniz gibi kalın! Bu mülakat için çok teşekkürler. Kabul ettiğiniz için ağzınıza sağlık. Çok mutlu oldum. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Mazlum Abdi: Rojava’daki bu mücadeleye destek veren Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt halkına şükranlarımı sunmak istiyorum; onlara yürekten teşekkür ediyorum. Doğrusu son dönemde zor bir aşamadan geçtik. Halkımızın bu süreçte çok acı çektiğini biliyoruz. Şunu söylemek isterim ki biz daha çok acı çektik çünkü arkadaşlarımız şehit oldu, arkadaşlarımız esir düştü. Bu sürecin bizzat içindeydik ve biz de acı çektik; kuşkusuz kendimizi de sorguladık. Artık bu aşamayı tamamladık ve kendi içimizde yapılması gerekenleri yaptık.
Halkıma şunu söylemek istiyorum: Artık yeni bir aşamaya geçiyoruz. Şu an Suriye hükümeti ile bir anlaşmamız var, bu ay içerisinde onu tamamlayıp başarıya ulaştıracağız. Rojava için yeniden başlamanın önemli olduğu bir dönemi başlatacağız. Gerek yönetim gerek idari ve siyasi alanlarda, bugüne kadar oluşturulan kazanımlar üzerinden daha büyük bir mücadele vereceğiz. Bu başarılar temelinde, Kürt özyönetimini korumak, Kürtlerin bu devlet içerisindeki konumunu güçlendirmek ve tüm kazanımları muhafaza etmek için eskisinden daha büyük bir mücadele yürüteceğiz. Yeni ve daha güçlü bir mücadeleye ihtiyacımız var. Bizim halkımızdan isteğimiz; halkımızın bu süreci atlatması, her zamankinden daha umutlu olması ve başlattığımız bu yürüyüşte bizimle birlikte yer almasıdır. Gelin, Rojava Kürdistanı’ndaki Kürt halkının haklarını garanti altına alana kadar birlikte yürüyelim. Halkımızdan dileğim ve umudum budur. Ben de geldiğiniz için memnun oldum, tekrar hoş geldiniz diyorum.



