Sürdürülemez borç döngüsü küresel haydutluğun kamçısıdır!
Süleyman Karan 26 Ağustos 2026

Sürdürülemez borç döngüsü küresel haydutluğun kamçısıdır!

Sürdürülemez borç döngüsü küresel haydutluğun kamçısıdır!

Uluslararası Finans Enstitüsü (International Institute of Finance-IIF) verilerine göre, 2026 yılı ilk çeyreği itibarıyla, küresel borç hacmi 4.4 trilyon dolar artarak yaklaşık 353 trilyon dolara ulaştı ve küresel borcun küresel gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı yüzde 305 seviyesine dayandı. Bu borcun yüzde 10’undan fazlası ise ABD’ye ait…

ABD Hazine Bakanlığı’na göre, 18 Ağustos 2026 itibarıyla, ABD’nin gayri safi millî borcu resmî olarak 40 trilyon dolar sınırını geçti. Gayri safi borç, bu yılın mart ayında, yani beş aydan kısa bir süre önce, 39 trilyon dolarlık önceki dönüm noktasına ulaşmıştı. Bu arada, hanehalklarının borcunun hacmi 32 trilyon doları aşmış durumda…

ABD borcunun hızlı bir ivmeyle 40 trilyon dolarlık tarihî eşiği aşması, Kongre’deki bu bütçe kavgalarını ve borç tavanı tartışmalarını yeniden en üst perdeye taşıyor. 2023 yılında dönemin Demokrat Başkanı Joe Biden ve Cumhuriyetçi Kongre liderleri son dakikada anlaşmış ve borç limitini askıya almıştı. Uzmanlar, harcamaların mevcut hızla devam etmesi durumunda, ABD’nin mevcut yasal borç tavanı sınırı olan 41.1 trilyon dolara beklenenden çok daha erken bir tarihte ulaşabileceğini öngörüyor. Bu durum, Kongre’de iki parti arasında çok daha sert ve piyasaları sarsma potansiyeli yüksek yeni bir ‘borç tavanı savaşı’nın kapıda olduğu anlamına geliyor.

Borç tavanı, ABD Kongresi tarafından federal hükûmetin borçlanabileceği toplam para miktarına konulan yasal sınır… İlk olarak 1917’de, Birinci Dünya Savaşı harcamalarını kontrol altında tutabilmek amacıyla yasalaşmıştı. Sanıldığı gibi, borç tavanını yükseltmek, hükûmetlere yeni harcamalar yapma yetkisi vermiyor. Sadece Kongre’nin daha önce onayladığı maaşlar, sosyal güvenlik ve askerî harcamaların faturalarını ödemek için hükûmetin borçlanmaya devam etmesini sağlamayı amaçlıyor. Borç tavanına ulaşıldığında ve Kongre bu sınırı yükseltmeyi ya da askıya almayı reddettiğinde, ABD Hazinesi yeni tahvil satamaz duruma geliyor; bu bir tür felç olma hâli… Zira devletin kasasındaki nakit biter ve ülke borçlarını ödeyememe riskiyle karşı karşıya kalır. Bu sebeple, her krizde bir şekilde uzlaşılıyor.

EN YÜKSEK TARİHSEL SEVİYELER

ABD ekonomisi açısından şu sıralar durum parlak değil. Washington’ın bu kadar saldırgan olmasının sebeplerinden biri de bu! Hem brüt borç hem de kamu borcu, nominal dolar cinsinden tüm zamanların en yüksek seviyelerinde bulunuyor; bu durum, federal hükûmetin son 24 mâlî yılın her birinde bütçe açığı vermesi göz önüne alındığında, belki de şaşırtıcı değil. Ancak GSYH’nin yüzdesi olarak ise her ikisi de tarihsel standartlara göre yüksek. Kamu borcu şu anda GSYH’nin yaklaşık yüzde 100’ü seviyesinde; bu, İkinci Dünya Savaşı’nı finanse etmek ve Covid-19 ile mücadele etmek için benzeri görülmemiş borçlanmanın gerçekleştiği 1945, 1946, 2020 ve 2021 mâlî yılları dışında tarihteki en yüksek seviye… Bu iki dönemde bile, borç rekoru 1946’da GSYH’nin yüzde 106’sıydı ve federal hükûmet bu rekoru 2030 mâlî yılına kadar aşacak.

Şu anda brüt borç, GSYH’nin yaklaşık yüzde 126’sına denk geliyor ve bu, 2020 mâlî yılında GSYH’nin yüzde 128’i olan tüm zamanların rekorunun hemen altında, tarihteki en yüksek ikinci toplam… 2030 mâlî yılına gelindiğinde, kamu borcunun GSYH’ye oranı, tarihteki en yüksek seviyesine ulaşacak, brüt borç ise GSYH’nin yüzde 128’i olan tüm zamanların rekoruyla yaklaşık olarak aynı seviyede olacak.

BÖYLE GİDERSE 2036 YILINDA 56,2 TRİLYON DOLARA ULAŞACAK

Brüt federal borç, federal hükûmetin kendi kendine olan borçları da dahil olmak üzere, neredeyse tüm borçlarının toplamı… Yani kamu tarafından tutulan borç ve hükûmet içi borçların toplamını ifade ediyor. Bugün itibarıyla brüt borç 40 trilyon dolar… Kongre Bütçe Ofisi (Congressional Budget Office-CBO), Şubat 2026 tarihli ‘Bütçe ve Ekonomik Görünüm’ raporunda, brüt borcun 2036 mâlî yılı sonuna kadar 63.7 trilyon dolara yükseleceğini tahmin ediyor. Brüt borç şu anda GSYH’nin yaklaşık yüzde 126’sı seviyesinde ve 2036 yılına kadar yüzde 135’i aşacak.

Kamu borcu ise federal hükûmetin federal hükûmet dışındaki kişilere olan tüm borcunu kapsar. Bu, bireyler, işletmeler, bankalar, sigorta şirketleri, eyalet ve yerel yönetimler, emeklilik fonları, yatırım fonları, yabancı hükûmetler, yabancı işletmeler ve bireylerle Fed’in borçlarını içerir. Ancak, hükûmet içi borçları içermez. Bugün itibarıyla kamu borcu yaklaşık 32.3 trilyon dolar veya GSYH’nin yaklaşık yüzde 100’ü… CBO, Şubat 2026 bütçe tahmininde, kamu borcunun 2036 mâlî yılına kadar 56.2 trilyon dolara veya GSYH’nin yüzde 120’sine yükseleceğini öngörüyor.

1981’DE BORÇ 1 TRİLYON DOLAR OLUNCA REAGAN PANİKLEMİŞTİ

ABD’nin toplam borcunun ilk kez 1 trilyon dolara ulaşması neredeyse 200 yıl sürdü ve bu rakama 1981’de ulaşıldı. O zamanlar Başkan Ronald Reagan, televizyonda yayınlanan bir konuşmasında ulusa seslenişinde, “Eğer bir ulus olarak bir uyarıya ihtiyacımız varsa, işte bu o uyarı olsun” demişti. ABD’nin kuruluşunun 250’nci yılına gelindiğinde, sadece borcun faiz ödemelerine bile bundan daha fazla tutuyor! Gayri safi milli borç son on yılda iki katına çıktı; yirmi yıldan kısa bir sürede ise dört katına ulaştı. Ve bu yıl, borcun 40 trilyon dolarlık yeni bir dönüm noktasına ulaştığı doğrulandı.

HER AMERİKALI’NIN CEBİNİ ETKİLİYOR

Sorumlu Federal Bütçe Komitesi (Committee for a Responsible Federal Budget-CRFB) Başkanı Maya MacGuineas yaptığı açıklamalarda, bu soruna ilişkin olarak ciddi uyarılarda bulunuyor: “Pek çok uyarı sinyali yanıp sönüyor; kamu borcu son zamanlarda ekonomimizin büyüklüğünü aştı, bütçe açığı/GSYH oranı olması gerekenden iki kat daha yüksek seyrediyor ve faiz maliyetleri ulusal savunma bütçemizi aşıyor. 40 trilyon dolarlık borç sadece hükûmetin kayıtlarında yer almıyor; ekonominin her alanında hissediliyor ve bir şekilde insanların ceplerine de yansıyor. Ne kadar çok borçlanırsak, enflasyonu o kadar çok artırırız, bütçedeki diğer öncelikleri geri plana atarız ve kendimizi hem yurtiçindeki acil durumlara hem de yurtdışındaki karışıklıklara karşı savunmasız bırakırız.”

Peki bu sorunu çözmenin bir yolu var mı? CRFB Başkanı’na göre, yeni bir borçlanma taahhüdünde bulunmamak en başta gelen aksiyon… Sonrasında, yasa koyucular acilen ülke için bir mâlî hedef üzerinde anlaşmalı, ki GSYH’ye oranla yüzde 3’lük açık hedefi zaten iki partinin de desteğini almış durumda… Bunu bir teknokratın söylemesi kolay da, siyasetin çarkları bu kadar akılcı işlemiyor! İşte sıkıntı burada… Hele ki Donald Trump gibi bir sağ popülist başkanın döneminde, hele hele bir de ara seçimlerin arifesinde…

SÜRDÜRÜLEMEZ BORÇ SARMALI

Ortada görmezden gelinemeyecek bir gerçek var ki, ülkenin sürdürülemez şekilde artan millî borcunun döngüsel bir sorunu tetiklediği… Aynı zamanda, nominal gayri safi borç miktarı, borç ölçümlerinden sadece biri ve GSYH içindeki kamu borcu gibi diğer bazı ölçümler de büyük önem taşıyor. Farklı borç ölçümleri, hükûmetin mâlî durumu açısından ciddi sorunlara işaret ediyor. ABD’nin borcunun 40 trilyon doları aşması, ülkenin yıllık faiz giderlerini 1.1 trilyon dolara çıkararak savunma ve sağlık harcamaları gibi devasa bütçe kalemlerini geride bıraktı ve küresel borçlanma maliyetlerini yukarı itiyor. Bu durum, eğitime, altyapıya ve sosyal harcamalara ayrılan payı kısıtlıyor. Piyasaya arz edilen Hazine tahvili miktarının artması, uzun vadeli faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor. ABD tahvil faizlerindeki yüksek oranlar, Avrupa başta olmak üzere, diğer gelişmiş ve gelişen ülkelerin de borçlanma maliyetlerini artırıyor. Uzmanlar, bütçe açıkları ve borç artışı aynı hızda devam ederse, ekonominin genelinde sürdürülemez bir borç sarmalı tehlikesi bulunduğunu belirtiyor.

Bu arada ABD Hazine tahvillerinin en büyük alıcısı Japonya ve 1.2 trilyon dolarlık tahvile sahip. Ardından Birleşik Krallık ve Çin Halk Cumhuriyeti geliyor. Geçen haftalarda yaşanan yen krizi sebebiyle, ABD tahvil piyasasında yaşanan panik ve Hazine Bakanı Scott Bessent’ın geri alımları 2 trilyon dolardan 4 trilyon dolara çıkaracağını açıklaması bile tahvil getirilerinde yaşanan sıkıntıyı çözmeye yetmedi. ABD ekonomisi ve küresel tahvil piyasaları açısından, bu borç yükü her zamankinden daha riskli bir hâl almış görünüyor. Tehdit sadece ABD ekonomisine yönelik değil, küresel finans sisteminde büyük bir depreme yol açacak nitelikte.

SİYASİ YAPIDAKİ TIKANIKLIKLAR VE YAPISAL EKONOMİK SORUNLAR

Bu devasa borç birikiminin, ülkenin ekonomik ve siyasi işleyişinden kaynaklanan köklü yapısal nedenleri var. Siyasi partiler, oy kaygısıyla bütçe disiplini sağlamak yerine borçlanmayı artıracak adımlara yöneliyor. Vergi indirimi ısrarı sağ popülistlerin vazgeçemediği bir vaat… George W. Bush ve Donald Trump dönemlerinde, özellikle Trump’ın ilk dönemi ve ikinci döneminde gündeme gelen ‘One Big Beautiful Bill’ paketi adı altında yasalaşan devasa vergi indirimleri, devletin gelir tabanını ciddi şekilde baltalamıştı. Uzmanlar mevcut borcun yüzde 37’sinin doğrudan bu vergi kesintilerinden kaynaklandığını belirtiyor.

Demokratlar ise, sosyal güvenlik ağlarını genişletmek ve kamu yatırımlarını artırmak için yoğun bütçe harcamalarını savunuyor. Bu durum, gelir artırılmadan giderlerin sürekli tırmanmasına yol açıyor. Politikacılar desteklerini kaybetmemek için ne vergileri artırabiliyor ne de sosyal yardımları kısabiliyor. İki partinin de kendi önceliklerinden taviz vermemesi bütçe açıklarını kalıcı hale getiriyor.

Askeri harcamalar ve savaşlar, borcun artmasındaki en önemli sebeplerden biri… 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak işgalleriyle başlayan ve son dönemde küresel jeopolitik gerilimler, bölgesel savaşlar ve çatışmalar süreciyle devam eden saldırganlık sebebiyle, savunma bütçesi her yıl rekor kırıyor.

KOLAY BORÇLANABİLİR OLMANIN GETİRDİĞİ SORUNLAR DA VARMIŞ!

Bütçe kanunlarıyla doğrudan değiştirilemeyen, sistemin kendi işleyişinden doğan zorunlu harcamalara, yani yapısal nedenlere gelince… ‘Baby Boomer’ kuşağının hızla emeklilik yaşına gelmesi; devlet destekli sağlık ve emeklilik sistemleri üzerindeki yükü her geçen gün artırıyor. Bu sorun, şu an federal bütçenin yaklaşık yarısını tek başına emiyor.
ABD Doları küresel rezerv para birimi olduğu için dünya genelindeki merkez bankaları ve yatırımcılar ABD Hazine tahvillerini ‘güvenli liman’ olarak görür ve satın alır. Dünyanın sürekli dolara ihtiyaç duyması, ABD’nin borçlanma limitlerini zorlamasını ve yapısal olarak sürekli cari açık ve bütçe açığı vermesini kolaylaştırıyor.

2008’deki küresel finans krizi ve 2020 Covid-19 pandemisi gibi büyük şoklarda ekonomiyi ayakta tutmak için teşvik paketleriyle trilyonlarca dolar piyasaya enjekte edilmişti. Bu harcamalar da kalıcı bir yapısal borç kamburu bırakmıştı.

Borç büyüdükçe ve enflasyonla mücadele için faiz oranları yüksek kaldıkça, devlet eski borçların faizini ödemek için daha yüksek maliyetle yeniden borçlanıyor. Bu durum, yapısal olarak borcun çarpan etkisiyle büyümesine neden oluyor.

Siyasî tıkanıklıkla demografik ve küresel yapısal zorunluluklar bir araya geldiğinde, bütçe açığı vermeyi ABD ekonomisi için adeta kaçınılmaz bir kural haline getiriyor. Ve bu gidişât, bir yandan yeni jeopolitik gerilimlerin diğer yandan yeni finansal krizlerin devam edeceğini işaret ediyor.

Zora düşen haydut dünyayı ateşe vermekten çekinmez değil mi?

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.