• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Toplu mezar alanı Newala Qesaba için çağrı: ‘Hafıza mekanı yapılarak hakikatle yüzleşilmeli’

Toplu mezar alanı Newala Qesaba için çağrı: ‘Hafıza mekanı yapılarak hakikatle yüzleşilmeli’

Newala Qesaba’da yaşananların aydınlatılmadığını ve alanın imara açıldığını belirten ATK Uzmanı Ümit Biçer, kalıcı bir barış ve onarım için geçmişteki ölümlerle yüzleşilerek bölgenin hafıza mekânı haline getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Toplu mezar alanı Newala Qesaba için çağrı: ‘Hafıza mekanı yapılarak hakikatle yüzleşilmeli’
Toplu mezar alanı Newala Qesaba için çağrı: ‘Hafıza mekanı yapılarak hakikatle yüzleşilmeli’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 28 Ağustos 2026 11:21
  • Güncellenme: 28 Ağustos 2026 11:22

Siirt’in Pervari ilçesi güzergahında bulunan Newala Qesaba’da (Kasaplar Deresi) yıllar önce çıkarılan insan kemiklerinin akıbetine hâlâ ulaşılamadı.

Aileler cenazelerini almayı beklerken, toplu mezar alanı yol ve imar çalışmalarına açılmasıyla yeniden gündeme geldi.

1915’te hayatını kaybeden Ermenilerin, Keldanilerin yanı sıra Newala Qesaba deresi, 1980-1990 yılları arasında çatışmalarda yaşamını yitiren PKK’lilerin cenazelerinin de gömüldüğü toplu mezarlık olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Görgü tanıklarının ifadelerine göre, çöplük alan olarak nitelendirilen bölgede katledilen kişiler, buraya atılıp gömüldü.

Toplu mezarlık imara açıldı

Newala Qesaba hakkında ilk haber 19 Ocak 1989 yılında yapıldı. Gündeme gelen haber örtbas edilmeye çalışıldı ancak uluslararası basının haberi yayınlamasıyla Newala Qesaba, tekrar gündeme geldi.

22 Nisan 1989’da bölgede kazı çalışmaları başlatıldığında 8 kişinin kemiklerine ulaşıldı. Aynı gün Siirt Valiliği tarafından kazı çalışmaları durduruldu.

Daha sonra dereye asfalt dökülerek, Newala Qesaba imara açıldı.

Kemikleri bulunan 8 kişinin akıbeti ise kamuoyuna açıklanmadı. Aradan geçen 37 yılın ardından, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kamulaştırılan alanda yeniden yol yapım çalışmalarına başlandı. Bu karara dönük tepkiler ise artıyor.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Üyesi ve Adli Tıp (ATK) Uzmanı Ümit Biçer, Newala Qasaba’ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Newala Qesaba’nın tarihsel geçmişine değinen Biçer, “1915 yılında Ermenilerin ve Keldanilerin maruz kaldıkları katliam sonrasında cenazelerinin atıldığı bir yer olarak biliniyor. 1980-1990’lı yıllara gelindiğinde ise özellikle o dönem çatışmalarda öldürülen gerillaların cenazelerinin atıldığı bir yer. İşkence sonrası faili belli ölümler olarak nitelendirmek mümkün. Burası belki de kaçak kesim yapılan sonrasında askeri birliğin çöplüğü olarak kullanılan bir mekân” dedi.

İmar projelerine tepki

Toplu mezarlık olan Newala Qesaba’da yapılmak istenen imar projelerine de tepki gösteren Biçer, “Eğer siz oradaki ölümlerle ilgili herhangi bir inceleme yapmıyorsanız, ölenlerin kim olduğunu saptamıyorsanız, onların yakınına teslimini gerçekleştirmiyorsanız o ölümlerle ilgili olarak topluma farklı bir mesaj vermeye çalışıyorsunuz. O mesaj da çok açık bir şekilde o insanların yaşamaya değer olmadığı, o insanların ölümleri işkence sonucu meydana geldiyse orayı araştırmak istemediğinizi, topluma bir korku vermek istediğinizi, bu ölümlerle ilgili toplum üzerinde ciddi bir şiddet dalgası yaratmak ve bu şekilde herkesin başına benzer bir hadise gelebileceğinin mesajını vermiş oluyorsunuz” diye konuştu.

Cezasızlık açısından önemli bir veri

Mezarlıkların yakınlarını kaybeden ve akıbetini merak eden aileler için hassasiyetine işaret eden Biçer, şöyle devam etti:

“Mezarlar, geçmiş ve gelecekle bağ kurduğumuz köprülerdir. Dolayısıyla böyle bir sürecin engellenmesi bu insanların mezarlarına, kimliklerine ulaşılamaması bizim ölümlerle, geçmişimizle bağ kurmamızı engelleyen önemli bir unsur. Burada gerçekten devletin sorumlu olduğu, kimi faillerin özellikle korunmak istenmesi gibi durum ortaya çıkabiliyor. 37 yıldır böyle bir araştırmanın yapılmaması, burada adalet talebinin gündeme getirilmeyerek, sorumluların adalet önüne çıkarılmaması bize cezasızlık açısından önemli bir veri sunuyor.” 

Mezarların açılması iktidarın atacağı adıma bağlı

Mezarlıkların, böylesi süreçlerde insanların onarım, barış ve demokrasi talepleri açısından kritik bir yerde durduğuna da değinen Biçer, “Eğer biz bu şiddet fiilleri sonucu meydana gelen ölümlerle ilgili hakikati görünür kılmak çabası içinde değilsek ve adaleti tesis etmek için adım atmıyorsak, yaşananlara dair bir onarım gerçekleştirme hedefimiz yoksa; bunlar kalıcı olacaktır. Dünyanın her yerinde devletin fail olarak ortaya çıktığı veya failliğinden kuşkulanıldığı yerlerde mezarların açılması, bu şiddet meselesiyle yüzleşilmesi iktidarın atacağı adımlara bağlıdır” ifadelerini kullandı.

‘Newala Qesaba’yı hafıza mekânı yapmalıyız’

“Newala Qesaba’ya dair üzerimize düşen sorumluluklar var” diyen Biçer, bugüne kadar yapılan inceleme ve soruşturma taleplerinin hâlâ dikkate alınmadığını hatırlattı. Biçer, talepler dikkate alınır ve samimi bir özür dilenirse bu ölümlerin yaşandığı mekânın bir “hafıza ve yüzleşme mekânı” olması gerektiğini söyledi. Bunun sonraki kuşakların benzer şeyler yaşamaması adına önemli olduğunu kaydeden Biçer, “Burayı bir hafıza mekânı haline getirmemiz gerekir. İnsanlar tüm belirsizliklere rağmen Newala Qesaba’yı bir hafıza mekânı olarak görüyor. O insanlara hiç olmazsa ölülerini kendi elleriyle gömme olanağını, kendi inançları ve adetlerine göre vedalaşmalarını sağlamalıyız. Bir daha bunların yaşanmaması için de çaba göstermek durumundayız” diye konuştu.

‘Hakikat yüzleşerek olur’

Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreçte atılması gereken adımlardan birinin “ölümlerle yüzleşmek” olduğuna dikkati çeken Biçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün Türkiye’de yaşananlara baktığımızda özellikle silahların bırakılması çok kıymetli bir adım. Bunun başlangıç olduğu ifade ediliyor. Çatışan tarafların belli bir zemin üzerinde anlaşmaları ve sonrasında birtakım adımlar atmalarını çok değerli buluyorum. Gerçekten barışı tesis etmek adına bir daha böyle olayların yaşanmaması için ve hakikati görünür kılmak için atılması gereken adımlar var. Bu adımların başında geçmişte yaşanan bu ölümlerle ilgili neler yapabileceğimiz geliyor. İnsanların anılarında, sosyal, toplumsal, ruhsal boyutuyla bu meselelerle nasıl baş edeceğine, nasıl ortak bir yerde buluşacağına dair planlar yapmak gerek. Demokrasiyi, barışı kalıcı kılmak için atılacak adımları birlikte düşünmek gerek. Bu hakikatle nasıl yüzleşeceğimize, nasıl onaracağımızı değerlendirmemiz gerekiyor. Yapılacak çok şey var, bu yüzden yüzleşmek için ortak bir irade geliştirmemiz gerekiyor.” (MA)