• Ana Sayfa
  • Manşet
  • ADAM-DER’den ‘çerçeve yasa’ açıklaması: ‘Barış ve demokrasi mücadelesi topyekün sürdürülmeli’

ADAM-DER’den ‘çerçeve yasa’ açıklaması: ‘Barış ve demokrasi mücadelesi topyekün sürdürülmeli’

Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-DER) Yönetim Kurulu, Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, sürecin yalnızca silahsızlanmaya indirgenemeyeceği vurgulanarak, kalıcı barışın ancak hukukun üstünlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde kurulabileceği belirtildi.

ADAM-DER’den ‘çerçeve yasa’ açıklaması: ‘Barış ve demokrasi mücadelesi topyekün sürdürülmeli’
Foto: Yapay zeka ile oluşturulmuştur
ADAM-DER’den ‘çerçeve yasa’ açıklaması: ‘Barış ve demokrasi mücadelesi topyekün sürdürülmeli’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 28 Ağustos 2026 14:38
  • Güncellenme: 28 Ağustos 2026 14:40

Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-DER) Yönetim Kurulu, Meclis’te kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”a ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, yasanın barış ve demokratikleşme sürecindeki yeri ele alınırken, sürecin yalnızca silahsızlanmaya indirgenemeyeceği vurgulandı.

ADAM-DER, Ekim 2024’ten bu yana yürütülen sürece dikkat çekerek, 10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un Kürt meselesinin barışçıl demokratik çözümü ve demokrasinin tesisi açısından yeni bir aşama olduğunu belirtti.

Özgürleşme ve eşit yurttaşlık vurgusu

Tarih yapımına katkının tarafsız kalanlar değil taraf olanlarca yapılabileceği belirtilen açıklamada, şunlar yer aldı:

“Öncelikle belirtmek isteriz ki; tarih yapımına katkıyı tarafsız kalanlar değil, taraf olanlar yapabilir. Her zaman tarafız ve tarihin doğru tarafında durmak kılavuz çizgimizdir. Bu perspektifle asimilasyona, red ve inkara karşı özgürleşme mücadelesinde Kürt halkının yanındayız. ADAM-DER olarak barış ve özgürlük isteyen emekçi sınıflar ve halklarımızın safındayız. Ortak vatanda eşit yurttaşlık çatısı altında herkesin kendi kimliği, dili, kültürü ve inancıyla özgürce yaşayacağı, birbirlerine üstünlük kurmayacağı, ortak evin nimetlerinin hakça paylaşılacağı demokratik bir ülkede yaşamasının tarafındayız. Her durumdaKürt ulusunun kendi geleceğini kendinin belirleme hakkını savunuyoruz.”

Hukuki belirsizlik ve şeffaflık uyarısı

Yürürlüğe giren yasanın içeriğinin ötesinde hukuk ve yasa yapma tekniğine aykırı hususlar içerdiği belirtilerek, şu değerlendirmelere yer verildi:

“Yürürlüğe giren yasa, içeriği ve amaçlarının ötesinde hukuk ve yasa yapma tekniğine aykırı hususlar içermektedir. Yasalar öncelikle “hukuki güvenlik”, “öngörülebilirlik” ve “hukuki belirlilik” ilkelerine uygun olmalıdır. Bu anlamda yasa muğlak ve belirsizlikler içerdiği gibi zamana yayılacak uygulamaların tek bir iradeye bağlı kılınması en azından normatif açıdan da birçok sakıncalar içermektedir.

Bu bağlamda; Barış ve demokrasinin kazanılması adımlarının başarısı için, toplumun sürece güven duyması önemlidir. Ancak güven, şeffaflıkla kurulur. Hukukla kurulur. Verilen sözlerin tutulmasıyla, demokratik kurumların işletilmesiyle ve toplumun sürecin öznesi haline getirilmesiyle kurulur. Yasa’nın barışın başlangıcı olabilmesinin yolu, bundan sonrasının bu eksiklikleri giderecek biçimde sürdürülmesinden geçecektir. Zira yasanın hazırlanış süreci ve içeriği; bu yasa, gerçekten barış ve demokratikleşmenin başlangıcı olarak mı görülüyor, yoksa devletin yeni güvenlik ve bölgesel stratejisinin bir parçası olarak mı ele alınıyor sorusunu gündeme getirmektedir. Görülen o dur ki sadece silahsızlanma ve tasfiyeye odaklanmış bulunmaktadır. Biz, yine de burada tartışmanın odağına barış ve demokratikleşmeyi yerleştirmek gerektiğini işaret etmek istiyoruz.”

‘Silahların susması önemli ancak yeterli değil’

Yasanın öncelikli amacının silah bırakılması olduğu belirtilen açıklamada, yıllardır süren çatışmanın sona ermesinin ve ölümlerin durmasının kıymetli olduğu vurgulandı:

“Yasa, birinci maddesinde “Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.” hükmüyle amacın silahların bırakılması olduğunu ve devam maddelerinde uygulama sürecini belirlemektedir. Elbette silahların susması önemlidir. Yıllardır süren çatışmanın sona ermesi, ölümlerin durması, insanların dağlardan, kamplardan, sürgünden ve cezaevlerinden gündelik hayata dönebilmesi küçümsenecek bir gelişme değildir. Ancak sormak gerekiyor: Silahların susması, tek başına barış anlamına gelir mi? Gelmeyeceği çıplak ve yakıcı bir gerçektir.”

‘Yasanın dilinin de barış dilinden uzak olduğu görülmekte’

Açıklamada, yasanın kategorik ayrımlar yapmadan barışın tesisi için net ve bağlayıcı bir hukuki çerçeve sunmaktan uzak olduğu ifade edildi:

“Meclis Komisyonu Raporunun 6. maddesiyle sınırlı olup, 7. maddesindeki Kürt sorununun çözümüne ve demokrasiye ilişkin hiçbir öneri, bu yasada yer bulmamaktadır. ‘Kürt’, ‘barış’, ‘demokrasi’ kavramlarını kullanmaktan bile imtina etmekte, konuyu sadece “terör” parantezine sıkıştırmaktadır. Yasanın dilinin de barış dilinden uzak olduğu görülmektedir. Bu nedenle, çerçeve yasa yalnızca kendi maddeleriyle değil, içinde uygulanacağı demokratik ortamla birlikte değerlendirilmelidir.”

Barış ve demokrasi mücadelesinin yeni etabı

Açıklamada, yasanın büyük ölçüde uzlaşı iradesinden uzak siyasal iktidarın yaklaşımını yansıttığı belirtilerek, şunlar ifade edildi:

“Devlet ve/veya siyasal iktidar ile Kürt hareketinin, birbiriyle örtüşmeyen, özellikle 2013 yılındaki çözüm sürecinin bitirilmesiyle başlayıp son 10 yıldır devam eden yaşananların nedensellik ettiği zorunluluklarının farkındayız. Yine tarafların süreci farklı tarif ettiğini herkes gibi biliyoruz ve beklenti farklılıklarının idraki içindeyiz. Bu bağlamda Yasanın da, büyük ölçüde uzlaşı iradesinden uzak devlet ve/veya siyasal iktidarın yaklaşımını yansıttığını, ancak sürecin salt rejimin iradesi ile sürdürülemeyeceğini de ifade ediyoruz. Bu yaklaşım değişmez/değiştirilemez ise, buradan barış ve demokratik çözüm çıkmaz. Dolayısıyla yasa sonrası süreç risk ve imkânları birlikte içermektedir. Süreç rejimin tahkimi ve siyasal iktidarın bekasını sağlamaya doğru gidebileceği gibi, barış ve demokrasinin kazanılmasına doğru da ilerleyebilecektir. Biz, çıkarılan kanuna eleştirel bakarken, kanunun analizinde rejimin niyet ve arka plan ajandasına değil, barış ve demokrasi mücadelesinin yeni etabının başlangıcı olması imkânını açığa çıkarmaya odaklanmak gerektiğine inanıyoruz.”

‘Barış olmadan demokrasi, demokrasi olmadan barış olmaz’

“Barış ve demokrasi mücadelesini, birbirini önceleyen ya da biri diğerinin ardılı olan iki ayrı süreç olarak görmüyoruz” denilen açıklamada, “Bu iki mücadeleyi birbiriyle kopmaz bağı olan ve esas olarak birbirine içkin mücadeleler olarak değerlendirmekteyiz. Bu bağlamda barış olmadan demokrasinin, demokrasi olmadan gerçek barışın olamayacağı fikrindeyiz” ifadeleri kullanıldı.

‘Müzakere ve topyekün mücadele şart’

Açıklamada, mevcut rejimin niteliği gerekçe gösterilerek müzakereden kaçınılamayacağı belirtilirken, faşizme karşı topyekûn bir mücadele yürütülmeden demokrasinin ve kalıcı barışın inşasının mümkün olamayacağı vurgulandı:

“Mevcut rejimin niyetini ve siyasal niteliğini, barış için müzakere yapmanın engeli olarak görmemekteyiz. Barış için müzakere taraflar arasında yapılır. Bu tarafların biri rejimdir. Dolayısıyla devletin siyasal temsilcisi kim ise onunla müzakere yapılır. Burada bir sorun görmüyoruz. Aksine siyasal iktidarın niteliğini gerekçe göstererek barış müzakeresinden imtina etmek sorunlu olurdu. Ancak her durumda müzakere ve mücadele diyalektiğine sadık kalarak ve mücadeleyi önceleyerek davranmanın kazanmanın önkoşullarından olduğu gerçeği göz ardı etmiyoruz/ edilmemelidir. Bunun gereği olarak mevcut rejimin faşist karakterini gören bir yerden, faşizmin kendiliğinden demokrasiye dönüşmeyeceğini bilerek, müzakere ve mücadele birliği pratikleştirilmelidir. Faşizme karşı, topyekûn mücadele edilmeden demokrasinin inşa edilemeyeceği gerçeğini ıskalayan her yaklaşım, son tahlilde barışı da ıskalayacaktır.”

‘Süreç yalnızca güvenlik sorununu çözmeye odaklanırsa, toplumsal barış eksik kalacaktır’

Sürecin sonunda Türkiye ile Kürtlerin bölgede önemli bir güç olabileceği belirtilen açıklamada,  şunlar yer aldı:

Bunun ekonomik ve sosyal sonuçlarının her iki halka da yarar sağlayacağı söyleniyor. Ancak savaş silah ve araçlarına yatırımlar her yıl hızla artarken, savunma işbirliği adı altındaki anlaşmalara imza atılırken, komşuları nezdinde tereddütler uyandıran bir ülkede halkların huzur bulmasının mümkün olamayacağı bilinmelidir.

Bu nedenle çerçeve yasa, yalnızca birkaç hukuki düzenleme olarak değil, Türkiye’nin gelecekte nasıl yönetileceğine ve nasıl bir toplumsal ilişki formunun benimseneceğine dair daha geniş bir siyasal tercihin parçası olarak okunmalıdır. İnsanlar/ halklar sadece silahların susmasını değil, aynı zamanda haklarının güvence altına alındığı, hukukun herkes için eşit işlediği ve siyasal katılımın güçlendiği bir ülke görmek istiyor.

Kalıcı barışın ölçüsü de tam budur. Eğer süreç yalnızca güvenlik sorununu çözmeye odaklanırsa, toplumsal barış eksik kalacaktır. Ama eşit yurttaşlığı, hukuk devletini ve demokratik siyaseti güçlendiren bir dönüşüme kapı açarsa, o zaman gerçekten yeni bir sayfanın açılışının başlangıcı olacaktır.”

‘Sınırları rejim değil, halklar belirlemeli’

Açıklamada, silahların susmasının önemli olduğu ancak tek başına yeterli bulunmadığı kaydedilerek, şunlar ifade edildi:

“Sonuç olarak belirtmek isteriz ki, silahların susması elbette bir anlam ifade eder ve önemlidir. Ancak günümüzün baş çelişkisi olarak, barış ve demokrasinin tesisi her şeydir.

Bu yüzden bugün çerçeve yasa üzerine yürütülen tartışmayı, “destekliyor musunuz, karşı mı çıkıyorsunuz?” ikiliğine sıkıştırmamak gerektiğini düşünüyoruz. Toplumsal ve siyasal dinamiklerin, “Çerçeve Yasa’ya” ne peşin ön güven ve saf iyimserlikle, ne de reddiyeci karşı çıkışla yaklaşmamaları gerektiği düşüncesindeyiz. Barış hedefine doğru ilerlemenin önündeki zorlukların da, imkânların da farkındayız. Ancak barışın, rejimin bir lütfu olarak gerçekleşemeyeceği bilinciyle, Yasa’nın sınırlarını da, geleceğini de belirleyenin rejim değil, halklar olacağına/ olması gereğine inanıyoruz.

Demokrasinin tesisinin ve Kürt sorununun onurlu bir barışla çözümünün kilidi; Kürt halkı başta olmak üzere toplumsal ve siyasal mücadele dinamiklerinin elindedir. Barış ve demokrasiden yana toplumsal muhalefet güçlerinin ve kolektif siyasal öznelerin, hiçbir yapı ve bireyi dışarıda bırakmayacak biçimde birleşik topyekûn mücadeleyi büyütmeleriyle, “Çerçeve Yasa” barış ve demokrasiyi kazanmanın başlangıcı olabilecektir. Aksi durumda, faşizme karşı, topyekûn birlikte mücadele etmeden demokrasiyi de, barışı da inşa etmek mümkün olmayacaktır.”