Rojava Kadın ve Çocuk Haklarını Koruma Araştırma Merkezi’nin Kamışlo kenti genelindeki 2026 yılı saha araştırması, kadına yönelik şiddetin boyutlarını, 2014 kadınların elde ettiği kazanımlar ve merkezi entegrasyon sürecinin doğurduğu belirsizlikleri somut verilerle gözler önüne serdi.
Araştırma, Cudi, Hilîlî, Qudûrbek, Anteriye, Kornîş ve Erbawî mahallelerinden toplam 600 kadınla yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor.
Çalışma boyunca bini aşkın kadınla doğrudan temas kurularak hazırlanan rapor, mahallelerdeki Kongra Star ve Mala Jin (Kadın Evi) şubelerinin ortak saha desteğiyle tamamlandı.
2014 öncesi: Kurumsal verisi ve adı olmayan şiddet
Araştırma, 2014 devrimi öncesindeki Baas rejimi dönemini kadınların aile ve toplumsal içerisindeki hukuki konumunun tamamen görünmez kılındığına dikkat çekiyor. 2014 öncesi döneme ait kadına yönelik şiddet, çocuk yaşta evlilik ve çok eşlilik konularında sağlıklı resmi veya kurumsal verilerin bulunmaması; şiddetin “aile içi mesele” sayılarak gizlenmesi, örf, adet ve ataerkil baskının kadınlar üzerinde mutlak denetim kurmasından kaynaklanıyordu.
Kadınların başvurabileceği bağımsız koruma mekanizmalarının bulunmadığı bu dönemde, Suriye merkezi kişisel statü hukuku erkeğe çok eşlilik hakkı tanırken, evlilik, boşanma, velayet ve miras gibi alanlarda kadınları tamamen eşitsiz bir konuma mahkûm ediyordu.
Kadın kanunu ve örgütlü caydırıcılık mekanizmaları
2014 yılında Kuzey ve Doğu Suriye genelinde kabul edilen Kadın Kanunu ve ardından geliştirilen Aile Kanunu, çocuk yaşta evlilik ve çok eşliliği yasaklayarak kadınlar lehine eşitlikçi bir zemin inşa etti. Yasal çerçevenin yanı sıra Mala Jin, Kongra Star, SARA ve Kadın Asayişi gibi yapıların kurulmasıyla şiddete doğrudan müdahale eden bir kurumsal koruma ağı oluşturuldu. Süreç içerisinde erkeklerin eğitilmesi ve şiddet faillerine yönelik hukuki yaptırımların kararlılıkla işletilmesi somut bir caydırıcılık yarattı.
Mala Jin’in 2026 yılının ilk altı ayına ait resmi kayıtları, bu kurumsal kalkanın güncel işlevini ve dönemsel değişimi somut rakamlarla gösteriyor:
- 2026’nın ilk altı ayında Mala Jin’e toplam 240 uyuşmazlık başvurusu yapıldı.
- Bu başvuruların 109’u uzlaşı ve alternatif çözüm mekanizmalarıyla çözüme kavuşturuldu, 36 dosya ise adli mercilere sevk edildi.
- Başvuruların 153’ünü doğrudan kadınlar ile erkekler arasındaki çatışmalar ve erkin şiddeti vakaları oluşturdu.
- 2014 öncesinde aynı zaman dilimlerinde onlarca başvuruya konu olan çok eşlilik uyuşmazlıkları, yasal yasak ve bilinçlendirme çalışmaları sonucunda 2026’nın ilk yarısında yalnızca 5 başvuru ile sınırlı kaldı.
Derinleşen kriz ve savaşın çok katmanlı yükü
Görüşülen kadınların tamamı, yakıt ve mazot fiyatlarındaki artış, gıda enflasyonu, işsizlik ve gelir kaybının aile içi gerilimleri tırmandırdığını beyan etti. Ekonomik kriz tek başına şiddetin kaynağı olmasa da kadınların erkeklere ekonomik bağımlılığını artırarak şiddet ortamından ayrılmasını, bağımsız bir yaşam kurmasını ve hukuki süreç yürütmesini doğrudan engelliyor. Bu durum ekonomik krizi bir geçim sıkıntısı olmanın ötesine taşıyarak can güvenliği ve özgürlük sorununa dönüştürüyor. Yıllardır süren savaş, göç hareketleri, aşırı sıcaklar ve yetersiz sağlık koşulları da toplumsal stresi sürekli besleyen etkenler arasında sıralandı.
Merkezi entegrasyon süreci
Raporun en dikkat çekici tespiti, yeni askeri, siyasal ve idari entegrasyon sürecinin toplumdaki güç dengelerine yansıması oldu. Yerel kurumların merkezi sisteme entegre edilme sürecindeki belirsizlik, kadınlarda kazanımlarını kaybetme korkusu yaratırken, erkeklerde “artık eski müdahale mekanizmaları işletilmeyecek” algısıyla bir rahatlama ve cezasızlık cesareti doğurdu.
13 Mart 2025 tarihinde yürürlüğe giren Suriye Anayasal Bildirgesi’nin eşitlik ve çalışma haklarına yer vermesine karşın, İslam fıkhını temel yasama kaynağı olarak belirlemesi, kişisel statü hukukunda 2014 öncesi şer’i hukuka dönüleceği kaygılarını artırdı.
2026 yılında kurulan 210 sandalyeli geçiş parlamentosunda kadınlara yalnızca 21 koltuk (yüzde 10) ayrılması, anayasal süreçlerde kadın iradesinin sınırlandırıldığının somut göstergesi olarak değerlendirildi. Ayrıca kamusal alanda hareket serbestisinin kısıtlanacağı ve kadınların çalışma hayatından uzaklaştırılacağına dair dolaşıma sokulan söylentilerin de hukuki belirsizlikle birleşerek güvensizliği beslediği aktarıldı.
Kaygı Kamışlo ile sınırlı değil: Şam’daki eşitlik talebi
Araştırmada, Kamışlo’da açığa çıkan endişelerin tüm Suriye geneline yayıldığı vurgulandı. Aralık 2024’te Şam’da yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ve laik yönetim ile eşit yurttaşlık haklarını savunan gösterilere atıf yapılan raporda, kadınların dini referanslara dayalı bir hukuk düzenine karşı ortak bir itiraz geliştirdiği kaydedildi.
Saha raporunun sonuç bölümünde; kadına yönelik şiddete karşı en büyük güvencenin yalnızca yasa maddeleri değil, 2014’ten bu yana inşa edilen öz örgütlülük, Mala Jin ağı ve fiili müdahale mekanizmaları olduğu belirtilerek, kadınların temel talebinin bu kurumsal koruma kalkanının hiçbir taviz verilmeden korunması olduğu vurgulandı. (MA)




