Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç önemli ve kritik bir aşamaya ulaştı. Süreç kapsamında 10 Ağustos tarihinde geri dönüşleri kapsayan geçici bir yasa 467 oyla Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Akabinde, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı başkanlığında ve bakanlıklardan oluşan Takip ve Değerlendirme Kurulu söz konusu yasa kapsamında oluşturuldu.
Kurulun 24 Ağustos tarihinde yaptığı ilk toplantıda; Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört alt komisyonun kurulması kararlaştırıldı.
Komisyonların işlevleri, çalışmalarına ne zaman başlayacakları, Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun açıkladığı bu alt komisyonlarda kimlerin yer alacağı ile sivil toplum ve kadın örgütlerinin sürece dahil edilip edilmeyeceği merak edilen başlıca konular arasında yer alıyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu başlıklar kapsamında Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Diren Yurtsever’in sorularını yanıtladı.
Röportajdan öne çıkan bazı bölümler şöyle:
Yasa kapsamında kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu ilk toplantısını yaptı ve komisyon kurulması kararını aldı. Bu aşamadan sonra hangi adımların atılması bekleniyor?
Çerçeve yasa 467 gibi çok yüksek orandaki bir destekle Meclis’ten çıktı. Cumhurbaşkanı’nın onayıyla Resmi Gazete de yayımlandıktan sonra aslında yasa yürürlüğe girdi. Fakat yasanın kendi içerisinde hayata geçmesi için ayrıca bir ön şart var. Yani onay mekanizması var. O da MGK’nın tespit ve tescil meselesi, silahların bırakıldığını tespit ve tescil etmesiyle artık yasa yasanın hayata geçmesi ve başvuru sürecinin başlamasını bekliyoruz.
Şimdi 24 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında biliyorsunuz ilk kurul toplantısını yaptı. Bu yasadan sonra zaten hemen toplanmasını bekliyorduk. O anlamda kısa bir süre içerisinde toplanmış olması da önemli. Bu kurul, bundan sonra süreçteki teknik meseleleri konuşacak, tartışacak, çözecek alt komisyonlarını da kurdu.
Komisyonların işlevine ve detaylarına dair bir bilgilendirme yapıldı mı?
Sadece 4 alt komisyon kurulduğuna dair bir bilgi var. Bunun dışında bir bilgiye hali hazırda biz de sahip değiliz. Bu komisyonların her birinin isminden biraz işlevini anlamak gibi bir imkanımız var açıkçası. Silahsızlanma ve Strateji Komisyonu, Hukuk komisyonu gibi. Bunların isimlerinden biraz neye hizmet edeceklerini, niçin kurulduklarını anlayabiliyoruz. Fakat her birinin rol ve misyonuna dair daha detaylı bir bilgilendirmenin elbette kamuoyuna yapılması gerekiyor. Kurulun, hükümetin bunu açıklaması gerekiyor.
Önümüzde iki aşama var. Birincisi, bu alt komisyonların toplanması, kendi iş takvimlerini, rol misyonlarını ve görev dağılımlarını yapmaları. İkincisi de MGK’nın hızlı bir şekilde silahların bırakıldığını tespit ederek, yasanın yürürlüğe girmesini sağlaması ve o aşamadan sonra da silah bırakanlarında, cezaevinde olanların da, Avrupa’da olanların da dönüş sürecinin başlaması gibi bir takvim var önümüzde.
Bu alt komisyonların ne zaman çalışmaya başlayacağı ile ilgili bir tarih var mı? Bunun için de MGK’nin kararı mı bekleniyor?
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Başkanlığında toplanacak kurul için yasanın geçmesi yeterliydi. Bir MGK kararı ya da onayı gerekmiyordu. Zaten toplandı bu kurul. Yine kendi alt komisyonlarını oluşturdu. Bu alt kurulların toplanıp, görev dağılımı yapması ve çalışması önünde hiçbir engel yok. Bu anlamıyla bir problem yok. Zaten komisyonlara dair kısa sürede toplanmaları ve kendi yol haritalarını yani iş takvimlerini, iş belirlemelerine dair beklentimiz var. Bu anlamıyla bir MGK onayına ihtiyaç yok.
Çünkü sadece MGK’nın onayından sonraki sürece işi bırakmamak gerekiyor. Yani bir teknik hazırlık, bir ön hazırlık aşamasına da ihtiyaç var. O anlamıyla bu alt komisyonların kendi hazırlıklarını yapmaları, toplanmaları önemli.
Bu komisyonlarda DEM Parti’den birileri de olacak mı?
Bunları henüz tam tartışmış değiliz açıkçası. Biraz daha bu teknik detayları konuşmaya ihtiyaç var. Örneğin; geri dönüşlerle ilgili başvuru süreçleri, başvuru süreçlerinden sonra izlenecek yol, cezaevinden tahliyeler sırasında izlenecek yol, diasporadan sürgünden dönecekler için neler yapılabilir, uygulama birliğini sağlamak açısından nasıl önlemler alınabilir? Kimler kapsam dışıdır, kimler kapsam içerisine giriyor, teknik detaylar gibi. Aslında kendi cephesinden devletin, bakanlıkların hazırladığı dair bir kurul. O anlamıyla orada DEM Parti yer alır mı ona bir şey diyemiyorum açıkçası.
Ama ileriki süreçlerde tabii ki bu artık iş pratiğe döndüğü zaman zaten çok yoğun bir temas süreci başlamış olacak doğalında. Çünkü en nihayetinde her gün biz sahada bazı sorunlarla karşılaşacağız. Bu sorunlar muhtemelen birçoğu bize gelecek, partimize gelecek ve partimiz doğal olarak bu sorunları, hızlı bir şekilde muhataplarına ilgili mekanizmalar üzerinden iletecek. Bu anlamıyla sadece bir bürokratik mekanizma değil, aynı zamanda bu bürokratik mekanizmanın da canlı bir iletişim içerisinde olacağı bir dönemin kapısı aralanacak. Ama hala hazırda şu anda sadece kendi kurullarını oluşturmuş durumda bürokrasi ve kendi hazırlığını yapıyor, bize yansıyan bu.
Abdullah Öcalan Silahsızlanma ve Strateji Alt Komisyonu’nda mı olacak?
Bu konuda kamuoyuna deklare edilmiş ya da İmralı Heyetimiz tarafından deklare edilmiş net bir bilgi yok. Ama daha önceden bu tartışmalar yürürken, süreç gözetildiğinde Silahsızlanma ve Strateji komisyonunda en azından çalışmasını bekliyoruz.
Abdullah Öcalan’ın çalışma yöntemi nasıl olacak? İletişim nasıl sağlanacak, bunlar tartışıldı mı?
Sayın Öcalan bu sürecin baş muhatabı ve sürecin asli yürütücüsü, özellikle de silahsızlanma sürecinin muhatabı konumunda. Yine kendi örgütünün, sürecin sağlıklı yürüyebilmesi ve devam edebilmesi için Sayın Öcalan’ın yürütmesine dair açıklamaları var. Sürecin sağlıklı yürüyebilmesi, dönüşlerin sağlıklı olabilmesi, sürecin sağlıklı koordine edebilmesi için Sayın Öcalan’ın kendi örgütü ile sağlıklı iletişim kurabilmesi yaşamsal önemde. Elbette devletin sonuçta örgütle de Sayın Öcalan ile bir iletişimi var fakat aynı zamanda bunun koordineli olması gerekiyor. Yani Sayın Öcalan’ın hem kendi örgütüyle hem dışarı ile ve aynı zamanda devletle de açık, sürekli iletişim halinde olabileceği kanunların kurulması gerekiyor. Bunu nasıl yapacağını, ne şekilde sağlayacaklarını açıkçası bilemiyoruz.
Fakat ilk günden beri Sayın Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Yani bu kadar önemli bir süreci yürütürken onun hala hazırda mevcut koşullarıyla bu süreci yürütmesinin mümkün olmadığını kendisi de belirtiyor, örgütü de belirtiyor. Bu anlamda burada bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. Bu anlamıyla bu komisyonda çalışırken, muhtemelen en azından beklentimiz kendisine bağlı da bir birim olmamı yönünde. Yani Sayın Öcalan bir komisyonda çalışacak. Ama aynı zamanda Sayın Öcalan’ın koordine edeceği, yöneteceği bir kurulun olması beklentimiz var.
Sayın Öcalan’ın kilit bir rolünün olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu nedenle sadece bir komisyonun içinde çalışması değil, aynı zamanda süreci yürütmesi, rolünü oynaması gerekiyor ve bunun içinde kendisine bağlı olarak bir kurulun olması işleri kolaylaştıracaktır. Ama bütün bunlar henüz netleşmiş değil.
Kimi sivil toplum örgütlerinin de bu kurullarda yer alma talepleri var. Bunlar tartışılıyor mu?
Kadınların, baroların, insan hakları örgütlerinin içerisinde olacağı bir mekanizme kurmaya ihtiyaç var. Bunlar kurulan alt komisyonların bir kurulu olarak da inşa edilebilir. Ya da Meclis kendi komisyonunu bu kapsayıcılıkta kurabilir.
Türkiye’de yürüyen sürecin kendi özgüllüğü var. Yani bu süreçte üçüncü bir göz yok. Süreci Sayın Öcalan ve devlet yürütüyor. Bir sivil denetimden azade bir süreç yürüdüğünü ifade etmemiz gerekiyor. Şimdi bu meselenin birkaç boyutu var. Bir, gerçekten toplumsal katılıma açık olması gerekiyor. Sadece bir bürokratik mekanizma ya da sadece siyasi bir mekanizma yani meclisin içerisinde olduğu bir siyasi mekanizmayla bu kadar büyük, devasa ve toplumda çok büyük acılara mal olmuş bir sorunu çok yönlü çözmek, çok yönlü izlemek, çok yönlü raporlamak gerçekten çok mümkün değil. Ama yine bu süreci birazcık topluma da, halka da sivil topluma açmak gerekiyor. Onların müdahil olacağı, kadınların müdahil olacağı, söz söyleyebilecekleri, izleyebilecekleri, denetleyebilecekleri, raporlaştıracakları bir mekanizmaya, bir kurula, bir anlayışa ihtiyaç var açıkçası. Kadınların, baroların, insan hakları örgütlerinin içerisinde olacağı bir mekanizme kurmaya ihtiyaç var.
Bunlar kurulan alt komisyonların bir kurulu olarak da inşa edilebilir. Ya da Meclis kendi komisyonunu bu kapsayıcılıkta kurabilir. Yani kendi komisyonunu kurar ama aynı zamanda bütün kesimlerle bir iletişim, bir birlikte çalışma hukuku belirleyebilir. Bunun bir mekanizmasını kurabilir. Ya da bunların dışında bir kurul kurulur ve koordineli bir şekilde, Meclisten bürokrasiyle koordineli bir şekilde süreç yürütülebilir. Fakat bunlardan azade bir sürecin yürümesi, barışın toplumsallaşmasında ciddi eksiklikler içerecektir.
Sadece devlet heyetinin içinde yer alacağı kurullar, aynı zamanda geri dönen gerillalar açısından bir güven sorunu da oluşturmaz mı? Güvenlikçi bir devlet bakışına sıkıştırılmış bir yaklaşım, dönenlerin toplumsal, hukuksal, siyasal tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir mi?
Bu mesele toplumdan yalıtıp, yürütülemez. Ya da bu meseleyi sadece siyasi ayak ve bürokratik ayak ya da devlet mekanizması içerisinde yürütemezsiniz. 86 milyon yurttaşın barışının geleceğini konuştuğumuz bir süreçteyiz. Bu anlamıyla ne kadar çok sürece toplum desteği olursa o kadar çok sağlıklı bir barış inşa edebiliriz. Bir de tabii ki şimdi bir devlet mekanizmasının içerisinde ihtiyaçları konuşmakla onları tartışmakla ya da bir siyasi mekanizma içerisinde ihtiyaçları konuşmakla, tartışmakla, bir sivil toplumun içerisinde ihtiyaçları konuşmak ve tartışmak bambaşka bir şey. Çoğu zaman sivil toplum her zaman için aslında yol gösterici olmuştur, ön açıcı olmuştur. Tabii ki güven açısından da öyle. Baroların içinde olduğu hukuki güvence, sivil güvence açısından çok önemli.
Bu iki mekanizmanın dışında sivil bir mekanizmanın da olması ve yeri geldiğinde iki tarafla da görüşmesi, iki tarafa da öneriler yapması gibi bir süreç olabilir. İkincisi bir toplumsal hazırlığa ihtiyaç var. Yani biz barışı konuşuyoruz, geri dönüşleri konuşuyoruz. Ama bu konuda bir toplumsal hazırlığımız var mı? Bu soruyla henüz yanıt oluşturabilmiş değiliz. Gerçekten gelen insanların ihtiyaçlarından tutalım da onların toplumla yeniden bütünleşme süreçlerine kadar bir dizi ihtiyaç var. Bunların gözetilmesi gerekiyor, bunların konuşulması gerekiyor ve bu anlamıyla bunların hazırlıklarının yapılması gerekiyor. Meclis Başkanı bizimle görüştüğü zamanda ifade ettik bunları. Yine iktidarla temaslarımız sırasında da sık sık söylüyoruz bunları. Bu sürecin asli başlıklarından, gerekliliklerinden birisi. Buna uygun bir hızlı organizasyona ihtiyaç var bizim kanaatimize göre.
Meclis Başkanı ve iktidarla görüşmeleriniz oluyor. Bu görüşmeler sırasında sivil toplumun mekanizmalara dahiline dair iktidarın yaklaşımı nasıl oluyor?
Hükümet kanadında, yol alalım, biraz görelim, biraz yolda ihtiyaçları görmek, yolda ihtiyaçları belirlemek üzerinden bir yaklaşım var
Açıkçası biz yasaya kadınlarla ilgili bir başlık koymak için gerçekten çok uğraştık. İmralı heyetimizde bu konuda müzakereler yani görüşmeler yaptı. Komisyon aşamasında da ifade ettik. Yani mutlaka kadınların bu sürece dahiliyetini önünü açabilecek bir ibarenin olması gerekiyor diye söyledik. Ama ne yazık ki bu karşılık bulmadı. Hükümet kanadında şöyle bir anlayış var. Biraz yol alalım, biraz görelim, biraz yolda ihtiyaçları görmek, yolda ihtiyaçları belirlemek üzerinden bir yaklaşım var. Yani evet de denilmiyor, hayır da. Ama bunlar zamanla ilerletilebilecek başlıklar olarak önümüzde duruyor.
Ama bunları birazcık daha hep beraber tartışarak olumlaştırabileceğimize inanıyoruz açıkçası. Yani biraz toplumun da bunu yüksek sesle talep etmesi gerekiyor. Sivil toplumun bu konuda bazı çağrıları oldu bazı çevrelerden. Daha yüksek sesle bu konuda talebini dile getirmesi gerekiyor. Müdahillik başvurularında bulunmak gerekiyor. “Biz de bu sürecin bir parçası olmak istiyoruz, bu süreci gözlemlemek istiyoruz, bu sürece katkı sunmak istiyoruz” diye baroların ve insan hakları örgütlerinin ve diğer çevrelerin sürece dahil olabilmek için bir harekete geçmesi gerekiyor.
Diğer bir meselede Meclis’te kurulacak izleme komisyonu. Bununla ilgili durum nedir? Mesela kuruldu mu, kurulmadıysa ne zaman kurulacak, üye sayısı belli mi?
Henüz bu konular hiç netleşmedi, onu ifade edebiliriz. Muhtemelen Meclis İçtüzük hükümlerine göre kurulur. O da her partinin kendi temsiliyetine göre, grubu bulunan siyasi partilerden temsil oranlarına göre bir komisyon kurulabilir. Ya da daha esnek bir formülle de kurulabilir. O komisyonun da tabii ki yan yana gelmesi, çalışma prensipleri belirlemesi, neyi denetleyecek, neyi raporlaştıracak, nereden bilgi alacak, kim oraya bilgi verecek gibi başlıklarında biraz netleşmesi gerekir. Daha önceden bu komisyonun 17 üyeden oluşmasına dair bir rakam telaffuz ediliyordu. Fakat daha sonra sayı belirtmekten vazgeçildi.
Neden?
Çünkü şunu biliyoruz, yani daha önce bir Meclis komisyonu deneyimimiz oldu. Burada da ilk önce telafuz edilen sayılarla en son ulaştığımız sayı arasında ciddi fark oluştu. Bu anlamda sayının olmaması Komisyon sayısının belirtilmemiş olması çok önemli bizce. Burada ihtiyaca göre pekala kurulabilir.
İzleme Komisyonu’nun işlevi tam olarak ne olacak?
Cumhurbaşkanı’na bağlı kurulun, dönem dönem bu komisyonu bilgilendirmesi gibi bir tartışma vardı. Meclis başkanı ile görüşmede biz bunun yeterli olmayacağını o zaman da söylemiştik. Sadece kendisine bilgi verilen bir komisyon değil, aynı zamanda bizzat sahada olan, yeri geldiğinde yine gerekli bütün görüşmeleri herkesle yapabilen, silahsızlanma sürecini raporlaştıran, geri dönüş sürecini izleyen, bu konuda varsa aksaklıklar, eksiklikler, yetersizlikler bunları aşmak açısından inisiyatif alabilen, bunları Meclise önerebilen, aynı zamanda bundan sonra çıkabilecek yasalara dair önermeler yapabilecek işlevsel gerçekten bir komisyona ihtiyaç var.
Sayın Öcalan’ın da, bizim de ilk günden beri söylediğimiz sürecin asli muhatabının mutlaka Meclis olması gerektiği. Bu önemli. Birde siyasetin elini taşın altına koyması açısından önemli. İşi sadece bürokrasiye, sadece devlet mekanizmalarına havale etmeden asli sorumluluğu üzerine alması gerekiyor. Diğer bir önemi de dar bir siyasi çevreyle bu meseleyi konuşmak yerine en geniş siyasi çevreyle konuşmaktır. AKP-MHP sınırlılığında bir çözüm tartışması, bir silahsızlanma tartışması, bir barış tartışması yerine ana muhalefet partisi dahil diğer bütün partilerin sürecin bir parçası kılınmasını çok önemli görüyoruz.
Ne zaman kurulacağına dair bir takvim var mı?
Bu konuda bize yeni bir bilgilendirme yapılmadı. Meclis açıldıktan sonra, 1 Ekim’den sonra bu komisyonun kurulması ve çalışmalarına başlamasını bekliyoruz.
Komisyonun kurulması öncesinde siyasi partilere ziyaretiniz olacak mı?
Elbette her ihtiyaç olduğunda biz bütün siyasi partilerle görüşmeye çalışıyoruz. Aslında dinamik bir süreç. Bazen böyle bir fotoğrafın verildiği çok resmi görüşmeler düzleminden çıkıyor. Bazen telefonla eş başkanlarımız yapıyor bu görüşmeyi, bazen biz yapabiliyoruz, bazen İmralı heyetimiz yapıyor, bazen bunlar arka kapı diplomasisiyle oluyor. Önümüzdeki dönemde böyle bir ihtiyaç olursa her düzeyde bu görüşmeleri gerçekleştiririz.
İzleme komisyonunun kurulum aşamasından önce muhtemelen Meclis Başkanı belki yeni bir tur da yapabilir. Yasanın çok yüksek bir destekle çıkmış olması nedeniyle komisyon aşamasında çok ciddi bir sorunla karşılaşacağımızı düşünmüyorum. Birçok siyasi parti içinde yer alacaktır ve katkı sunacaktır diye en azından bir beklentimiz var.
Abdullah Öcalan’ın doğrudan iletişim kanalları henüz oluşturulmadı. Son sızdırılan “tutanak” krizini partiniz “sabotaj”, Abdullah Öcalan’da “komplo” olarak değerlendirdi. Abdullah Öcalan’ın hala doğrudan iletişim kanallarının oluşturulmaması bu “sabotaj” girişimlerine yol açmaz mı?
Bu süreci sabote etmek isteyen çevrelerin hiç boş durmadığını herkesin görmesi gerekiyor. Bu önemli. O anlamıyla olmayanı oldurmuş gibi göstermek ya da var olanı çarpıtmak, manipülasyon yapmak, algı oluşturmak, dezenformasyon gibi aslında bu süreç çok yönlü bir saldırı dalgası altında. Bu tür sabotajlara ya da bu tür yaklaşımlara karşı herkesin gerçekten sorumlulukla ve uyanık olması gerekiyor. Peki, bunu nasıl engelleyebiliriz? Birincisi kamuoyunun bilmesi gerekeni kamuoyuna anlatmak, yani şeffaflık. İkincisi de Sayın Öcalan’ın kamuoyuna direkt seslenebileceği iletişim kanallarını hızlı bir şekilde açmak. Gerçekten kamuoyunun bilmesinde hiçbir sakınca olmayan, kamuoyunun bilmesinde fayda olan başlıkları kamuoyuna Sayın Öcalan’ın bizzat konuşarak, seslenerek anlatması gerekiyor. Bu imkanların oluşturulması gerekiyor. Bunun olmayışı sorundur. Bu nedenle sorun alanı yaratabilecek başlıkları giderecek düzenlemeler ihtiyaç var.
Sayın Öcalan, örgütü silahsızlandırıyor ve lideri. Doğal olarak silahsızlandırma içinde örgütün üyeleriyle, oradaki komuta ya da her üyesi ile yeri geldiğinde konuşması, tartışması, anlatması gerekecek. Bu işin doğası gereği böyle. Konuyu, yok işte ‘örgütüyle de mi konuşuyor’ gibi bir yere sıkıştırmak yerine, evet konuşmalı diye anlatmak ve anlamak gerekiyor. Doğal olması gereken bir şeyi de çok böyle anormalmiş gibi anlamlar yüklememek gerekiyor. Bundan sonraki süreçte illa ki bir iletişim, bir trafik olacaktır. Bu direkt mi olur, dolaylı mı olur onu artık ilgili mekanizmalar bilir, devletin güvenlik mekanizmaları ile konuşulacak, tartışılacak başlıklar. Elbette Sayın Öcalan örgütüyle bir iletişim kurmak zorunda. Bu bir hakikat.




