Mazlum Abdi’yi dinlerken
Raşe Pütün 4 Eylül 2026

Mazlum Abdi’yi dinlerken

Mazlum Abdi’yi dinlerken

 

Mazlum Abdi’yi Banu Güven’e verdiği röportajda dinlerken dikkatimi en çok kullandığı dil çekti. Sakin, realist, sorun çözücü ve birleştirici. Asla popülist değil, asla propagandist değil.

Bu, kendiliğinden kurulmuş bir dil de değil. Çok ağır deneyimlerden geçmiş, uzun uzun düşünülmüş, aynı meselelerin üzerinden defalarca geçilmiş bir siyasal aklın dili. Kurulan her cümlenin arkasında yalnızca bugünün hesabı değil; yaşanmışlıkların, kayıpların ve geleceğe ilişkin ihtimallerin binlerce kez tartıldığı uzun bir düşünme süreci var.

Yeni Yaşam’dan Nezahat Doğan’ın röportajında da Abdi’nin söylediği bir cümle bu nedenle özellikle önemli:

“Bizim için en önemli husus, Kürt halkının yeni Suriye’nin inşasında kendi yerini almasıdır.”

Ardından iki hedefi yan yana koyuyor: Bugüne kadar elde edilen kazanımların korunması ve Kürt halkının kendi kimliğiyle yeni devletin inşasında yer alması.

Bence meselenin özü tam burada.

Mazlum Abdi bugün yalnızca Kürt hareketinin bir öncüsü olarak konuşmuyor. Kürtlerin ağır bedellerle elde ettiği kazanımları korumak ve Yeni Suriye’de hak ettikleri statü için mücadele ederken, aynı zamanda kurulmakta olan Suriye’nin nasıl bir devlet olacağına dair söz söyleyen Suriyeli kurucu bir siyasal aktör olarak konuşuyor.

Kürtlerin statü mücadelesi ile yeni Suriye’nin kuruluşu birbirinin alternatifi değil. Mücadeleden vazgeçmeden müzakere edebilmek, kazanımlarından geri çekilmeden ortak bir gelecek kurabilmek mümkün.

Türkiye’nin yüz yıldır aşamadığı zihinsel eşik de belki burada.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren milliyetçi ve güvenlikçi devlet aklı, Kürtlerin siyasal ve kültürel varlığını çoğu zaman ülkenin zenginliği olarak değil, bölünme ihtimali üzerinden okudu. Kürtlerin kurucu öğelerden biri olarak dışarıda bırakılmasının bedelini ise yalnızca Kürtler ödemedi.

Türkiye de ödedi.

Bir halkın dilini, hafızasını, coğrafyasını ve siyasal enerjisini bastırmaya harcanan yüz yıl; aslında birlikte daha güçlü bir ülke kurabilmek için kaybedilmiş yüz yıldır.

Belki Kürtler kuruluşun asli unsurlarından biri olarak dışarıda bırakılmasaydı, bugün Türkiye yalnızca daha demokratik değil, Ortadoğu’da çok daha güçlü ve etkili bir ülke olabilirdi.

Eminim Abdullah Öcalan’ın Türkiye medyasına yansıyacak bir röportajında da benzer bir siyasal dili göreceğiz: ağır deneyimlerden süzülmüş, her kelimesi uzun uzun düşünülmüş, propagandadan ve popülizmden uzak, bugünün gerçekliği içinde çözüm arayan bir dil.

Belki artık soruyu değiştirmeliyiz.

Yüz yıldır “Kürtler ne istiyor?” diye soruyoruz.

Bir kez de Kürtlerin siyasal, kültürel ve tarihsel birikiminin Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya ne katabileceğini soralım.

Belki kaybettiğimiz yüz yılın cevabı biraz da oradadır.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.