Karaburun Bilim Kongresi’nin üçüncü gününde düzenlenen üçüncü oturumda “Demokrasi ve Emek Mücadelesi” başlığı ele alındı. Gazeteci Gözde Şeker’in moderatörlüğündeki oturumda DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, TİP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi İlke Bereketli ve YENİ Parti İstanbu Milletvekili Gökhan Günaydın konuştu.
Evrensel’de yer alan habere göre oturumda emek ve demokrasi mücadelelerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceği vurgulanırken, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin ortak mücadele zeminlerinde buluşmasının gerekliliğine dikkat çekildi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit: Emek ve demokrasi mücadelesi birlikte değerlendirilmeli
DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, özellikle 2015 sonrasında yaşanan gelişmelerin emek ve demokrasi mücadelesi açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Darbe girişimi ve Olağanüstü Hal sürecinin ardından otoriterleşmenin derinleştiğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu dönemde hem emek hareketinin hem de Kürt siyasi hareketinin hedef alındığını ifade etti.
2013 sonrasında esnek, güvencesiz ve kısmi süreli çalışmanın yaygınlaştırıldığını belirten Koçyiğit, “AKP de önce sınıfa yöneldi ve sınıfın örgütsüzlüğünden yaptı” dedi.
Kürt siyasi hareketinin ise farklı toplumsal kesimlerin taleplerini bir araya getirmesi nedeniyle hedef haline geldiğini belirten Koçyiğit, 2015 sonrasında yaşananları “cadı avı” olarak nitelendirdi.
Kayyımlar, derneklerin kapatılması, özgür basına yönelik baskılar ve kadın hareketinin kurumlarının kapatılmasının aynı saldırı zincirinin parçaları olduğunu söyleyen Koçyiğit, “Tek sesli bir düzen, tek sesli bir nizam oluşturulmaya çalışılıyordu ve biz onun en aykırılarıydık” ifadelerini kullandı.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, 4 Kasım 2016’da HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına da dikkat çekti.
“Bugün yaşadığımız hiçbir şey kendiliğinden olmadı”
Yaşananların bir anda ortaya çıkmadığını belirten Koçyiğit, gelişmelerin adım adım ilerlediğini söyledi.
Koçyiğit, “Bugün yaşadığımız hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını, tesadüfen olmadığını, bir anda açığa çıkmadığını, aslında adım adım, adım adım görüldüğünü görmemiz gerekiyor” dedi.
Farklı toplumsal kesimlere yönelik saldırıların birbirinden kopuk değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Koçyiğit, iktidarın Kürtleri, HDP’yi, işçileri ve solcuları susturarak ülkedeki mevcut düzeni yeniden şekillendirmeyi amaçladığını söyledi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürtleri susturursak, HDP’yi susturursak, işçileri susturursak, solcuları susturursak bu ülkede müesses nizamı yeniden düzenlemek çok daha kolay olacaktı diye düşündü iktidar” ifadelerini kullandı.
Mücadele alanlarında dayanışmanın önemine de dikkat çeken Koçyiğit, farklı kesimlere yönelik saldırıların ortak bir mücadele perspektifiyle ele alınması gerektiğini belirtti.
“Nereden saldırı gelirse biz o yarayı sarıyoruz. Oysa ki zamanında yapılan saldırının hepimize olduğunu söylememiz ve görmemiz gerekir” diyen Koçyiğit, konuşmasının sonunda “Hep birlikte bir demokrasi ittifakını kurmamız lazım” çağrısında bulundu.
Günaydın: İtirazı ve inşayı birlikte örgütlemeliyiz
YENİ Parti Milletvekili Gökhan Günaydın, demokrasi mücadelesinin yalnızca mevcut iktidara karşı çıkmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Günaydın, itirazın yanı sıra nasıl bir ülke kurulacağının da birlikte düşünülmesi gerektiğini söyledi.
“İtirazı örgütlemeyi de birlikte düşünmeliyiz. Yetmez, inşayı örgütlemeyi de birlikte düşünmeliyiz” diyen Günaydın, yurttaşların yalnızca mevcut iktidarın gönderilmesinden sonrasını da bilmek istediğini belirtti.
Günaydın, “Bunları gönderdikten sonra nasıl bir Türkiye inşa edeceğimizi” sorusuna yanıt verilmesi gerektiğini ifade etti.
“O çocukların emeğiyle ve dayanışmasıyladır”
19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından Saraçhane’de başlayan eylemlere de değinen Günaydın, ilk gün ulaşım engellemeleri nedeniyle alanda yaklaşık 5 bin kişinin bulunduğunu söyledi.
İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları aşarak eyleme katıldığını anlatan Günaydın, “Biz bugün hâlâ demokrasiden bahsediyorsak o çocukların emeğiyle ve dayanışmasıyladır” ifadelerini kullandı.
Bir hafta boyunca gerçekleştirilen kitlesel mitinglerin ardından yalnızca miting düzenlemenin yeterli olmadığının görüldüğünü belirten Günaydın, siyasetin toplumla doğrudan temas kurması gerektiğini söyledi.
Günaydın, siyasetin yurttaşı kendisini dinlemeye çağıran bir anlayıştan çıkıp yurttaşın yanına giden ve onun ne söylediğini dinleyen bir çizgiye yönelmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Yurttaşı ‘gel ben sana bir şey anlatacağım’ diye çağırmak değil, yurttaşa ‘ben senin yanına gidiyorum, ne diyeceğini dinlemek istiyorum. Beraber örgütlemek istiyorum’ diyen bir anlayış.”
Günaydın, konuşmasının sonunda sandık vurgusu yaparak, “Bir gün o sandık buraya gelecek. O sandık buraya gelmezse ya da birileri gelen sandığı tekmelemeye çalışırsa o zaman geriye yapmamız gereken tek şey kalır. Onu da umarım hep beraber yaparız” ifadelerini kullandı.
Bayhan: İşçi grevleri ve direnişleri demokrasi dersi
EMEP Milletvekili İskender Bayhan, işçi sınıfının mücadele tarihinden örnekler vererek emek ve demokrasi mücadelesi arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
1990’da Zonguldak maden işçilerinin grevlerinde öne çıkan “İş, ekmek, özgürlük” ve “Zonguldak Botan el ele genel greve” sloganlarını hatırlatan Bayhan, bu mücadelelerin 12 Eylül sonrasında işçi sınıfının demokrasiyle kurduğu ilişkide önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
1990’lı yıllardaki özelleştirme saldırılarına ve işçi direnişlerine de değinen Bayhan, 1999-2001 döneminde Emek Platformu’nun yürüttüğü mücadeleleri ve Ankara mitingini hatırlattı.
AK Parti iktidarı ve Cumhur İttifakı döneminde emek hareketinin sendikal bürokrasi üzerinden denetim altına alınmaya çalışıldığını belirten Bayhan, buna rağmen işyerlerinde ortaya çıkan grev ve direnişlerin önemli bir demokrasi deneyimi yarattığını ifade etti.
“İşçi grevleri, direnişleri aslında bir devlet ve demokrasi dersidir” diyen Bayhan, işçilerin mücadelelerinin yalnızca ücret artışı veya çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını vurguladı.
“İşçiler farklılıklarına rağmen ortak mücadele yürütmeli”
İşçilerin farklı siyasi görüşlere sahip olmasının ortak mücadele yürütmelerinin önünde engel olarak görülmemesi gerektiğini belirten Bayhan, ekonomik talepler etrafında bir araya gelen işçilerin siyasi farklılıklarının onları birbirinden uzaklaştırmaması gerektiğini söyledi.
Bayhan, “İşçiler ekonomik talepleri için yan yana geldiklerinde farklı siyasal düşüncelere sahip olabilirler. Ama bu farklılıkların onları birbirinden koparmasına izin vermemek gerekir” dedi.
İşçi sınıfının siyasi farklılıklarını tartışabilmesinin önemine dikkat çeken Bayhan, “İşçi sınıfımız siyasal farklılıklarını ücret mücadelelerinde gönül rahatlığıyla tartışmalı, bölünmeden tartışmayı öğrenmek zorundadır” ifadelerini kullandı.
Bunun yalnızca sendikal mücadele açısından değil, demokrasi mücadelesinin geleceği açısından da zorunlu olduğunu belirten Bayhan, “Çünkü bu devlet ve demokrasi dersini başarıyla geçebilmesi için başka önümüzde çare yoktur” dedi.
İşçi sınıfının siyasetten uzak tutulamayacağını vurgulayan Bayhan, “İşçi sınıfı yalnızca ücretini konuşan, ekmeğini konuşan bir sınıf değildir. Kendi geleceğiyle, ülkenin geleceğiyle, demokrasiyle, özgürlükle ilgili söz söylemek zorundadır” ifadelerini kullandı.
“İşçi ve emekçilerin demokrasi mücadelesindeki ağırlığı artmalı”
Demokrasi mücadelesinin kendiliğinden gelişeceği beklentisinin yanlış olduğunu belirten Bayhan, örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti.
“İşçi ve emekçiler içinde, en önünde olacak. Bu kendiliğinden yürümez, yıkılmaz, asla böyle bir beklentiye girilmemek lazım” diyen Bayhan, önümüzdeki dönemde işçi ve emekçilerin demokrasi mücadelesindeki ağırlığının artması gerektiğini söyledi.
“Bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak olanlar işçiler ve emekçilerdir” ifadelerini kullanan Bayhan, işçi sınıfının kendi siyasi farklılıklarını koruyarak ortak mücadele zeminleri yaratabileceğini belirtti.
Bayhan, demokrasi mücadelesinin de ancak bu örgütlü güçle ilerletilebileceğini ifade etti.
Bereketli: Emek ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılamaz
TİP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi İlke Bereketli, demokrasi mücadelesinin yalnızca siyasi partiler üzerinden değil, geniş emekçi halk kesimlerinin ortak mücadelesi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bereketli, “Geniş kitleler olarak, emekçi halk kesimleri olarak biz bu mücadelelerde ortaklaşabiliyor muyuz, ortaklaşamıyor muyuz?” sorusunun önemine dikkat çekti.
1970’lerin sonu ve 1980’lerden itibaren neoliberal politikaların dünya genelinde özelleştirmeleri, kamusal hizmetlerin tasfiyesini ve sosyal devlet haklarının geriletilmesini beraberinde getirdiğini belirten Bereketli, bunun ardından otoriter, faşizan, muhafazakâr, kadın düşmanı ve etnik ayrımcılığı büyüten yönetimlerin güç kazandığını söyledi.
Bereketli, Donald Trump, Benjamin Netanyahu, Viktor Orban ve Recep Tayyip Erdoğan gibi isimleri bu sürecin örnekleri arasında değerlendirdi.
“Mücadeleleri birbirinden ayırmak üzere saldırılar sürdürüldü”
Seattle’dan Şili’ye, Güney Avrupa’dan Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e, Türkiye’de ise 2013’teki Gezi Direnişi’ne uzanan toplumsal hareketleri hatırlatan Bereketli, kapitalizmin yapısal krizlerine karşı gelişen mücadelelerin bölünmesinin hedeflendiğini belirtti.
Bereketli, “Kapitalizmin o yapısal krizlerinin emekçi kesimlere bir ayağa kalkma fırsatı vermemesi için bizleri her türlü anlamda bölmek, parçalamak, mücadeleleri birbirinden ayırmak üzere bu otoriter saldırılarını devam ettirdi” dedi.
Bu nedenle emek ve demokrasi mücadelelerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Bereketli, “Emek ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılamaz bir noktada. Birbirini içkin devam etmesi gereken, birbirini beslemesi gereken bir nokta” ifadelerini kullandı.
Sadece işçi sınıfının ekonomik hakları için mücadele etmenin bugün yeterli olmadığını belirten Bereketli, “Ben sadece emek alanında mücadeleye devam edeyim, işçi sınıfının haklarını yükselteyim demek yeterli mi bugün? Yeterli değil” dedi.
19 Mart sonrasında yaşananların yanı sıra ekonomik sorunlar, kadınların ve transların hakları gibi farklı başlıkların da birbirleriyle bağlantılı olduğunu ifade etti.
“Mücadele hatlarında ortaklaşmak gerekiyor”
Farklı siyasi partilerin farklı programlara sahip olabileceğini ancak mücadele alanlarında yan yana gelmenin mümkün olduğunu belirten Bereketli, “Önemli olan mücadele hatlarında yan yana gelebilmek, ortaklaşabilmek” dedi.
Mücadelelerin sürekliliğinin ve geniş toplumsal birlikteliklerin kurulmasının önemine dikkat çeken Bereketli, farklı kesimler arasındaki temasın artırılması gerektiğini söyledi.
“Birbirimizle ne kadar fazla temasa girersek, bizi bölmeye, parçalamaya, hatta birbirimizden uzaklaştırmaya çalıştığı saldırılarına karşı bir araya getirebiliriz” ifadelerini kullandı.




