Neo-faşist hareketin Avrupa’da en çok dikkat çeken partisi “Almanya İçin Alternatif”, kısa adıyla AfD Saksonya- Anhalt seçimlerinde oylarını yüzde 44,5’a çıkardı. Kamuoyu yoklamalarının beklediği “kötü sürpriz” deprem etkisiyle sonuçlandı. Hitler’in ve Nazi hareketinin sembol rengi kahverengiydi. Şimdilerde gazete manşetleri “kahverengi hayalet” başlıklarıyla çıkıyor.
Nasıl oldu da tüm tepkilere rağmen AfD’nin oyları düşmedi, tersine sıçrama yaptı? Bu sorunun yanıtı, altı doldurulmamış öfke sloganlarının ötesinde bir anlam taşıyor. Partinin gerek ulusal programı gerekse seçim bölgelerine dair çıkardığı vaatler manifestosu meseleyi anlamak için önemli veriler sunuyor. Yedi soruda derlemeye çalıştık:
- Demografik politika ne diyor?
AfD, nüfus bakımından yaşlanan Almanya’nın yeniden ayağa kalkamayacağını söylüyor. Tek çözümü ise göçmenlerin deport edilmesi değil. Bununla birlikte çocuk bakımı ve kreşlere daha fazla kaynak aktarılmasını savunuyor. Göçmen/mülteci çocuklarına verilen yardımların kesilmesi, kaynakların vatandaş olan çocuklara ayrılması da bunu tamamlıyor. Yurt dışındaki Almanlara da ekonomik teşviklerle ülkeye dönme vaadinde bulunuyor.
- Nasıl bir kültür inşası vadediyor?
“Küreselci”, çok kimlikli anlayışlara meydan okuyan AfD, ek olarak göçmen nüfusun Alman kültürel yapısını bozduğunu iddia diyor. AfD’ye göre ülke “işgal” ve “istilayla” karşı karşıya! En çok göçmen nüfusu barındıran Müslümanlara da işaret ederek İslamofobiayı öne çıkarıyor. Nazi suçlarıyla yüzleşme politikasının müfredattan çıkarılmasını savunan parti, bunun Almanlar için “aşağılık kompleksine” neden olduğunu ileri sürüyor. Antisemitizm yani Yahudi düşmanlığı suçlamasının dış güçler tarafından ülkeye ihraç edildiği palavrasına sarılıyor. Kültürel inşa, Almanya’yı yeniden ayağa kaldıracak şoven milliyetçilik etrafında tasarlanıyor. Bu amaçla göçmen çocuklarla vatandaş çocukların okullarının ayrılması gerektiğini savunuyor.
- Hristiyan Rönesans’ı ne anlama geliyor?
Kültürel inşayı milliyetçi kalıpla sınırlamayan AfD, bunu dinsel bir revizyonla tamamlamayı amaçlıyor. Kiliselere olan ilginin zayıflığına dikkat çeken parti, Alman halkıyla kiliseleri yeniden buluşturacak bir atılım sözü veriyor. Eğitimi bırakan çocukların da kiliselere dâhil edilmesini öneriyor. Dinsel revizyon aynı zamanda kendi dininden olmayanları da dışlayan bir üst kimliği yeniden tesis etmeyi amaçlıyor.
- Göçmenler hedefe konarken önerilen ne?
Başından beri AfD oylarını artıran en önemli etken göçmen düşmanlığı oldu. Zengin ve yoksul kesimler arasındaki sınıfsal mesafe açılırken, tepkiler göçmenler üzerinde yoğunlaştırıldı. AfD, oturumu olmayan göçmen ve mültecilerin süratle deport edileceğini söylüyor. Polis gücünün yanına “sivil vatandaş devriyeleri” kurulması vaadinde bulunuyor. Göç ve iltica hakkı için devrede olan program ve fonları ise “iltica endüstrisi” olarak suçluyor. Bu kaynaklarının göçmenler yerine vatandaşlara ayrılacağını, bunun da toplum refahını artıracağını savunuyor. Yani göçmenlere ayrılan kaynakla halka ayrılan kaynağı karşı karşıya getiriyor. Elitleri eleştirirken, tekellerin ve sermayenin günahlarını perdeliyor.
- Demokrasiden kastı ne?
Sanılanın aksine AfD kaba demokrasi düşmanlığı propagandası yapmıyor. Temsili siyaseti eleştiren AfD “doğrudan demokrasinin” bir örneği olarak İsviçre tipi referandumları öneriyor. Göç, aşı, Nazi suçlarıyla yüzleşme gibi konu başlıklarını bile bile referanduma götürme perspektifine sahip. İfade, toplanma ve gösteri özgürlüğünü ise AfD’ye konan yasaklar üzerinden açıklıyor. Özgürlüklerin Alman milliyetçileri yerine “küreselcilere” ve göçmen topluluklara tanımasını hedefe koyuyor. Kitlelerin demokratik talepleri milliyetçilik kisvesi altında istismar ediyor.
- Nasıl bir ekonomi, nasıl kalkınma?
Küresel rekabette her ne kadar Almanya hala süper güçler arasında olsa da son yıllarda iktisadi ivme düşme eğiliminde. Yakın gelecek için tehlike sinyalleri çalıyor. AfD euro para sistemini eleştiriyor ve değişiklik vaat ediyor. Fakat kapitalist serbest piyasa programından vazgeçmiyor. Bununla birlikte “yeşil enerji, yeşil ekonomi” vizyonunu reddediyor. Alternatif olarak içten yanmalı motor üretimini savunuyor. Otomotiv sektöründe yaşanan daralmaya karşı otomobil ulaşım teşviki ve otomotiv sanayiye yatırım sözü veriyor. İşini kaybeden kitlelere iş vadediyor. Karayolları ağını güçlendireceğiz diyor. Eskiyen demiryolu sistemine karşı modernleşme iddiasında bulunuyor. Bütün bunların olabilmesi için devlet bürokrasinin tasfiyesine ve denetimin daha çok özel sektöre bırakıldığı acımasız rekabet sistemine kapı açıyor. AfD iklim değişikliği sorununa şüpheyle bakıyor. Bu nedenle kömür ve nükleer enerjiyi savunuyor. Almanya’nın ekonomik çıkarlarını doğanın çıkarlarından daha üstün görüyor. Kitleleri şoven duygularla kendine bağlamaya çalışıyor. Yurtdışındaki nitelikli Alman yurttaşları yeniden ülkeye çağırırken, üniversitelere ve akademiye ayrılan kaynakları “çılgınlık” olarak değerlendiriyor. Mesleki ve teknik eğitimi güçlendireceğiz diyor. Konut sorunun aşılması için inşaat sektörünün önünün açılmasını, denetimlerin azaltılmasını savunuyor. Kira ödemek yerine her vatandaşa kredi kolaylığıyla konut edinme vaadinde bulunuyor.
- Nasıl bir dış politika?
AfD’nin belki de en az renk verdiği konu dış politika alanı. Fakat tüm göçmenlerle birlikte Ukraynalı mültecileri de hedefe koyuyor. Ukrayna savaşında Almanya’nın kaybetmeye devam ettiğini ima ediyor. Doğal gaz ve enerjide ortaya çıkan pahalılığı buna bağlıyor. Rusya ile ilişkilerin düzelmesinin faturalara yansıyacağını dile getiriyor. Bununla birlikte AfD uluslararası neo-faşist partilerle kardeşliğini sürdürüyor.
Sonuç
Görüldüğü üzere, AfD’nin seçim başarısında sadece sloganik söylemler değil, kitlelerin ekonomik sosyal taleplerini maniple eden ve bütün bunları ustaca kendi parti programına yediren bir siyaset mühendisliği bulunuyor. Program veya seçim bildirgelerinde ise yukarıda belirtilen 7 sorudan çok daha fazlası yazılı.
Bu tablonun karşısında Hristiyan demokratlar ve merkez sağ çözülürken Alman solu ve sosyal demokrasisi hızla kan kaybediyor. Çünkü kitlelerin derdine çare olacak, onları ikna edecek ciddi ve radikal bir program kendini göstermiyor. Bu boşlukta Alman tekelleri de AfD’ye yanaşmaya, kimi zaman onun önünü açmaya başlıyor. Tarih tekerrür etmez ama dile gelen talepler ve propaganda yöntemi biraz da Hitler’in iktidara yürüyüşünü hatırlatıyor. Radikal veya aşırı sağın (neo faşizmin) giderek domine ettiği bu boşluk; sosyalizmin ya da program bakımından radikal solun güçlü, birleşik ve alternatif bir programla tarih sahnesine çıkamamasından kaynaklanıyor. Demokrasiyi korumak adına yapılan AfD karşıtı protesto ve mitingler önemli olsa da, tepkisel protestoların bu durumu kendi başına değiştirmesi pek olası görünmüyor.




