11 Eylül saldırılarının 25. yılında ABD’nin küresel gücü tartışılıyor

ABD’yi hedef alan 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. El Kaide örgütünün yaklaşık 3 bin Amerikalının hayatını kaybetmesine yol açan eylemleri, dünya siyasetinin akışını kalıcı olarak değiştirdi.

11 Eylül saldırılarının 25. yılında ABD’nin küresel gücü tartışılıyor
11 Eylül saldırılarının 25. yılında ABD’nin küresel gücü tartışılıyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 11 Eylül 2026 16:35

ABD’yi hedef alan 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. El Kaide örgütünün yaklaşık 3 bin Amerikalının hayatını kaybetmesine yol açan eylemleri, dünya siyasetinin akışını kalıcı olarak değiştirdi.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, konuya ilişkin hazırladığı haberi manşetten duyurdu. Haberde, 11 Eylül’ün dünya düzenini beklenenden farklı bir yönde şekillendirdiği ifade edildi.

Habere göre saldırılar, ABD’nin kaynaklarını ve dikkatini önemli ölçüde tüketti; bu durum ülkeyi hem ekonomisine hem de küresel liderlik konumuna yönelen daha büyük risklerle mücadelede zayıflattı.

Saldırıların ardından Washington yönetiminin gündeminin uzun süre Irak ve Afganistan’a kaydığı belirtildi.

Teröre Karşı Küresel Savaş adını verdiği mücadeleyi başlatan ABD’nin, önce Afganistan’a ardından Irak’a askeri müdahalede bulunduğu anımsatıldı.

Bu süreçte yüz binlerce Afgan ve Iraklı vatandaşla birlikte binlerce Amerikan askerinin hayatını kaybettiği, dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin yönetiminin kitle imha silahı bulundurduğuna dair gerekçenin ise hiçbir zaman kanıtlanamadığı bilgisi de haberde yer aldı.

Çin ve Rusya’nın yükselişi

Habere göre kaynaklarını büyük ölçüde Ortadoğu’da harcayan ABD, bu süreçte Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin (Çin) yükselişine karşı yeterli önlem alamadı. Çin’in Aralık 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasının ardından küresel ihracattaki payını yüzde 4’ten yüzde 15’e taşıdığı vurgulandı.

Eski CIA Direktörü William Burns’ün 2019 yılında yaptığı açıklamaya da haberde yer verildi.

Burns, 11 Eylül’ün ardından ABD’li yöneticilerin dikkatinin ciddi biçimde başka yöne kaydığını belirterek şu sözleri kullandı: “Ortadoğu’daki talihsiz maceralarımızın batağına sürekli yeniden çekildik. Teröre Karşı Küresel Savaş’a harcanan zaman, enerji ve kaynakların, Amerika’nın Asya’daki rolüne dair yapıcı bir vizyon oluşturmaya ayrılabileceğini düşünmek gerekir.”

Dış politika uzmanı Robert Kagan’ın değerlendirmesine göre ABD’nin stratejik odağını kendi bölgesinden uzaklaştırması, Çin ve Rusya tarafından olumlu karşılandı. Amerikan Dış İlişkiler Konseyi’nin eski Başkanı Richard Haass’ın sözlerine de haberde yer verildi.

Haass, ABD Ortadoğu ve Güney Asya’da yoğun biçimde meşgulken, daha atak bir Rusya ile daha güçlü ve daha kararlı bir Çin’in ortaya çıktığını, bu gelişmenin hem Avrupa hem de Doğu Asya’daki jeopolitik dengeyi ABD aleyhine değiştirdiğini kaydetti.

Ekonomik maliyet ve iç politikaya etkileri

Maliyeti trilyonlarca doları bulan savaşların ve Çin’in yükselişinin yol açtığı istihdam kayıplarının, ABD’de federal hükümete duyulan güvenin azalmasında etkili olduğu belirtildi. Dış politika ve ekonomide ülke çıkarını öncelikli tutan “Önce Amerika” yaklaşımının, eski Başkan Donald Trump döneminde bu koşullar altında güç kazandığı ifade edildi.

WSJ’de yayımlanan yazıda, küreselleşme, toplumsal gerginlikler ve büyük güçler arasındaki rekabetin 11 Eylül saldırılarından bağımsız olarak da var olan dinamikler olduğu, ancak ABD’nin bu süreçte aldığı kararların söz konusu gelişmeleri hızlandırdığı sonucuna yer verildi.

Saldırıların gerçekleştiği an

11 Eylül sabahı gerçekleştirilen dört koordineli saldırı, en az 3 bin kişinin hayatını kaybetmesine, 25 binden fazla kişinin yaralanmasına ve 10 milyar dolarlık maddi zarara yol açtı.

ABD’nin 2 Mayıs 2011’de Pakistan’da düzenlediği bir operasyonla öldürdüğünü duyurduğu El Kaide lideri Usame bin Ladin, saldırıları düzenlediğine yönelik suçlamaları kabul etmemişti; ancak 2004 yılında saldırıları resmi olarak sahiplendiğini açıklamıştı. El Kaide tarafından sahiplenilen saldırılarda, toplam 19 hava korsanı yakın saatlerde kalkış yapan dört yolcu uçağını ele geçirdi. Korsanlar, yanlarında bulundurdukları maket bıçaklarla kokpitlere girerek uçakların kontrolünü aldı.

Uçaklardan ilki, Boston’dan Los Angeles’a gitmek üzere kalkan American Airlines’a ait 11 sefer sayılı uçuştu. Bu uçak kalkıştan kısa süre sonra rotasını New York’a çevirerek şehrin güneyindeki Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey kulesine çarptı.

İkinci uçak ise yine Boston-Los Angeles hattında sefer yapan United Airlines’a ait 175 sefer sayılı uçuştu. Bu uçak, ilk çarpmadan 17 dakika sonra Dünya Ticaret Merkezi’nin güney kulesine çarptı. Çarpmaların ardından kulelerde büyük bir yangın çıktı ve yaklaşık iki saat içinde her iki kule de çökerek geride 1,8 milyon ton enkaz bıraktı.

İkinci uçağın kuleye çarpmasının kısa süre sonrasında açıklama yapan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, yaşananları “terör saldırısı” olarak tanımladı.

Bu açıklamadan birkaç dakika sonra, Washington’dan Los Angeles’a gitmek üzere kalkan American Airlines’a ait 77 sefer sayılı uçuş, ABD Savunma Bakanlığı binası olan Pentagon’un batı cephesine çarptı.

Kaçırılan dördüncü uçak, New Jersey’den San Francisco’ya gitmek üzere kalkan United Airlines’a ait 93 sefer sayılı uçuştu. Bu uçak kalkıştan kısa süre sonra Pennsylvania eyaletinde boş bir alana düştü. Uçaktaki yolcuların, diğer saldırılardan haberdar olduktan sonra saldırganları durdurmaya çalıştığı sırada yaşanan arbede sonucunda düştüğü bilgisi paylaşıldı. Bununla birlikte, uçağın ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı jetler tarafından vurulduğuna dair değerlendirmeler de daha sonraki dönemde gündeme geldi.

11 Eylül saldırılarını planladıkları gerekçesiyle uzun süre Guantanamo’daki cezaevinde tutulan ve ABD’de yargı sürecine dahil edilen Halid Şeyh Muhammed ile Remzi bin el-Şibh, verdikleri ifadelerde dördüncü uçağın hedefinin ABD Kongre binası olduğunu belirtti.

Uluslararası tepkiler

Irak hariç, ABD ile diplomatik ilişkisi bulunmayan ülkeler de dahil olmak üzere neredeyse tüm ülkeler saldırıların ardından ABD’ye destek mesajı iletti.

Irak yönetimince yapılan açıklamada, “Amerikan kovboyları, insanlığa karşı işledikleri suçların sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor” ifadesi kullanıldı. Filistin Yönetimi, Afganistan ve İran ise saldırıların ardından dayanışma mesajı yayınladı.

NATO bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını düzenleyen 5. maddesi, tarihte ilk kez işletildi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) de saldırıları kınayarak, “terörle mücadele” kapsamında gerekli her türlü askeri adımı atmaya hazır olduğunu duyurdu.

ABD’de yapısal değişiklikler

Saldırıların ardından ABD, iç ve dış politikada köklü değişikliklere gitti. İlk aşamada ülke tarihinde ilk kez ulusal hava sahası kapatıldı; saldırılar sırasında havada bulunan yaklaşık 500 uçuş, kalkış noktasına geri döndürüldü veya farklı ülkelere yönlendirildi.

Saldırılardan kısa süre sonra ilan edilen olağanüstü hal uygulaması, günümüzde de sürüyor. Bu dönemde İç Güvenlik Bakanlığı kuruldu, kısa adı PATRIOT olan yasa ile “terörle mücadele” kapsamındaki adımlar netleştirildi ve Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) yetki alanı genişletildi.

Guantanamo adasında, “yasa dışı düşman savaşçılar” olarak tanımlanan kişilerin tutulduğu bir tutukevi oluşturuldu. Bu tesiste ve CIA’in dünyanın farklı bölgelerinde El Kaide ile bağlantılı görülen kişilere yönelik işkence içerikli sorgular yürüttüğü daha sonra kamuoyuna yansıdı. Saldırıların ardından ABD Kongresi bünyesinde kurulan 11 Eylül Araştırma Komisyonu, ciddi bir istihbarat zafiyeti bulunduğu sonucuna ulaştı; bu tespit sonrasında ABD istihbarat teşkilatları yeniden yapılandırıldı.

11 Eylül saldırılarının ardından ABD dış politikası, El Kaide’ye karşı yürütülen mücadeleye destek vermeyen ülkelerin karşı taraf olarak görülmesi anlayışı üzerine kuruldu. Başkan Bush, saldırılardan kısa süre sonra yaptığı açıklamada İran, Irak ve Kuzey Kore’yi “şer ekseni” olarak tanımladı. ABD, bu dönemde önce Afganistan’ı ardından Irak’ı “terörle mücadele” stratejisi kapsamında işgal etti.

Toplumsal ve ekonomik yansımalar

Saldırıların ardından ABD’de milliyetçi eğilimler güç kazandı. Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) 2014 yılında yayınladığı bir raporda, 2001 yılına kıyasla genel nefret suçlarında bir azalma görülmesine karşın, Müslümanlara yönelik işlenen suçlarda artış kaydedildiği belirtildi.

Pew Araştırma Merkezi’nin (PEW) 2017 yılında yayınladığı bir raporda ise 11 Eylül saldırılarının ardından geçen 15 yıllık süre zarfında Müslümanlara yönelik saldırıların yüzde 50 oranında arttığı ifade edildi.

Dönemin en dikkat çekici değişikliklerinden biri havaalanları ve sivil havacılık alanında uygulanan güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılması oldu. Uçak kokpit kapıları, dışarıdan açılmasını zorlaştıracak biçimde yeniden tasarlandı.

Sivil havacılık sektörü bu süreçte ciddi bir ekonomik daralma yaşadı. Bazı büyük havayolu şirketleri faaliyetlerine son verirken, ABD Kongresi sektörün ayakta kalabilmesi için 15 milyar dolarlık mali destek paketi onayladı.

Yalnızca ABD’de değil, dünyanın birçok noktasında kamu binaları ile kalabalık mekanların güvenlik düzeyi de bu dönemden sonra belirgin şekilde artırıldı.