Eugenıo Borgna, dostluk üzerine isimli kitabında, Simone Weil’in bir mektubundaki dostluk kavramını alıntılar. “Zira dostluk bana göre kıyaslanamaz ve ölçüsüz bir nimet, metaforik olarak değil de kelimenin tam anlamıyla bir yaşam pınarı.” * Bu pınardan kimlerin su içtiği ve kimlerin o suyu yüzlerine sürdüğü önemli. Bana göre ise umudun bir bekleyişten çıkıp büyük bir kavuşmaya döndüğü andan itibaren başlar. O zaman yaşam pınarından fışkıracak sözcükler buyruğun çok ötesinde konumlanacak ve sarılmanın kalbe uzandığı büyük sözcüklerin zamanı başlayacaktır. İnsan bildiği çoğu şeyi unutan bir varlık ama unutmayacağı ve hep etrafında gezeceği şey, içine aydınlık ve sıcaklık olarak düşen dostluğun ışığı olacaktır.
Selçuk Mızraklı tahliye olup, Selahattin Demirtaş’ın annesini ziyarete gittiğinde, aralarında geçen o büyük diyalog tam olarak bir dostluk tanımından çıkıp gelmişti. Oğlunu bekleyen bir anne ve oğlunun özlemiyle, onun yanından gelen birine sarılması ve onun kokusunu hissetmesi kadar, kapı açılır açılmaz söylediği; “Sen niye tek geldin?” sözündeki anlam, ona verilen yanıtla daha sarsıcı bir yere doğru gitmiştir. “Keşke içime koyup, sana getireydim. O günler de gelecek.” Müthiş ve büyüleyici iki konuşma. Biri en büyük hasretini ve bekleyişini ifade ederken, diğeri o hasretin kapısından dostluğunu içeri sokar.
Bu sözler beni Dersim’e götürdü. Aşiretler, aralarındaki husumetleri ortadan kaldırmak için Munzur suyunun kıyısında yemin eder ve söz verirler. Ancak daha sonra bazı aşiretler bu söz ve yeminden dönerler. Demenanlı Kamer’in anlattığına göre, Seyid Rıza söz ve yeminine sonuna kadar bağlı kalır. Demenan Aşireti Seyid Rıza’ya kendi yanlarına gelmeleri için haber yollarlar. “Ama gelmedi ya da gelemedi veya ortam bulamadı, bilemiyorum. Bizler gelmesini çok istiyorduk. Şayet gelseydi ve onu gümüş bir kutuya koyup koynumuzda saklardık ve yine vermezdik.”**
Demenan aşiretinin son grubunun teslim olmasına tanıklık eden Demenanlı Kamer’in anlattıkları ile Selçuk Mızraklı’nın sözü birbirine nasıl da yakın ve neredeyse aynı. Zaman dilimleri farklı sadece. Dostluk o içe koyma ve gümüş kutuda sırlamayla anlamlı. Bir şiir dizesi gibi, bir şiirden yayılan büyüleyici bir imge gibi. Bazen sözlerin ve tanıklıkların gözyaşından sevince doğru akması, aslında büyük bekleyiş ve sabrın dostluk penceresinden yeniden içeri girmesinden başka bir şey değildir. Anlamı da derindir ve sarılmanın kıymetini yeniden hatırlatır.
Emily Dickinson’ın bir şiiri ile dostluğun derinliğine, dostluğun mesafeleri nasıl yakınlaştırdığına, sığınmaya, güvenmeye ve pencereden içeri usulca girmeye davet etmek olduğuna bir kez daha bakar ve o sıcaklığa ortak oluruz. Dostluk sıcaklığı taşımak ve sıcaklığa hayatından, ruhundan yollar açmaktan başka ne olabilir ki…
Cennet daha uzak değil
Bitişik odadan-
Eğer bir dost o odada bekliyorsa
Saadeti ya da talihsizliği-
Nasıl bir kuvvet insanın ruhunda
Katlanabiliyorsa böyle
Yaklaşan bir adımın tınısına
Bir kapının açılışına ***
Selahattin Demirtaş, Selçuk Mızraklı ile annesine sarıldı. Bir dostun koynundan annesinin elini öptü. Buradaki güzellik o sıcak ve samimi cümlelere hepimizin tanıklığıydı. Özlem, gümüş bir kutunun içine konup, bir dostun koynuna emanet edilirse, dünyanın dönüşü ve zamanın teslimiyeti başlar, sessizleşir ve o ana tanıklık başlar. Kıymet sözcükler üzerinden berraklaşır, pınarın başına gelen dostun avuçlarından mayalanır ve tertemiz akar. Artık o akıntıyı durduracak, kirletecek bir şey yoktur, olsa da ilerlemenin saatini durduramaz. Tik takların devinimi akrep ve yelkovanı şahlandırmış ve sesin ritmi hızlanmıştır.
Şimdi rüzgâr döşemekte rayları,
ağır aksak kafilelerle geçeceğiz o yollardan
ve dolduracağız bu adayı,
güvene karşılık güven ödeyeceğiz.****
* Dostluk Üzerine, Eugenıo Borgna, Çev: Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY
** Balişna Kırmanciye, Hüseyin Arılmaz, DAM
*** Emily Dickinson’ın şiiri Dostluk Üzerine kitabından alınmıştır.
**** Toplu Şiirler, Ingeborg Bachmann, Çev: Ahmet Cemal, YKY




