5 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) ve kurumlarına yönelik 22 kentte yapılan operasyonda gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci Pınar Gayıp bugün İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı.
Davada savcı, mütalaasında tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme ise Pınar Gayıp’ın yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi.
‘Susmadığım için terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum’
Pınar Gayıp, “Gazeteci arkadaşlar olarak aramızda gönderdiğimiz çay paraları nedeniyle bile yargılandığımız, tutuklularla dayanışmanın tutuklanma gerekçesi yapıldığı bu ortamda bana destek olan gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” diyerek savunmasına başladı.
Pınar Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:
“Peki biz devrimci, sosyalist gazeteciler neden birbirimizle dayanışıyoruz? Gazetecilik etik ilkelerinden sapmadan, gerçeklerden taviz vermeden yaptığımız için mi? Gazeteciler için haber yapmak adeta ateşten gömlek giymek. 90’lı yılların karanlığında yaşananları duyurduğu için Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink ve Kadri Bağdu katledildi. Daha yakın tarihte ise özgür basın geleneğini yaratanların öğrencilerinden olan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, savaş bölgesindeki gerçekleri duyururken katledildi.”
Gayıp, “Bizden susmamız isteniyor. Susmadığım için terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.
‘Tuvalet hakkını savunmak bana çok absürt geliyor’
Gazeteci Gayıp gözaltına alındığı güne dair ise şöyle konuştu:
“Ev baskını sırasında yaşadığım binada ve mahallede OHAL ilan edildi. Yaşadığım yerde ‘burada terörist var’ denilerek kriminalize edildim. Kadın polisler tarafından taciz edildim. Tuvalete benimle girip beni gözetlemek istediklerini söylediler. Ben 40 yaşımdayım böyle bir uygulamayla hiç karşılaşmadım. Tuvalet hakkını savunmak bana çok absürt geliyor.”
‘Hepsi benim gazeteciliğimi ihbar etmiş’
“Savcı yüzü görmeden tutuklandım. Bu son dönemin zaten moda uygulaması. 7,5 aydır tutukluluk incelemesinde neden tutuklandığımı anlamak için bekliyorum. Bir tiyatro oyunundan ibaret tutuklama incelemeleri. SEGBİS odasına girmemle birlikte hakim ‘tutukluluğunun devamına karar verildi’ çıkabilirsin dedi. Yani benim savunma yapmama bile izin verilmedi. Aylar sonra 5,5 sayfalık bir iddianame elime ulaştı. 10 itirafçı olunca ne oluyor ben ne yapmışım diye baktım. Hepsi benim gazeteciliğimi ihbar etmiş.”
İddianamedeki Mustafa Bozali isimli itirafçının beyanlarına da savunmasında değinen Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:
“Ben bu zatı tanımam bilmem o beni tanıdığını söylemiş. Bu kişinin ismini iHD’de düzenlenen basın toplantısında duydum. Orada anlatılan; bu kişi çocuk istismarı suçlamasıyla ESP’den atılmış ve yurtdışına kaçmış orada çetelere katılmış. Şu anda uyuşturucu suçundan tutuklu bildiğim kadarıyla bu kişi. Bozali benim ETHA çalışanı olduğumu söylüyor. Ben 10 yıldır ETHA’da çalışıyorum. 10 yıldır da ETHA’da çalıştığımı ispat etmeye çalışıyorum. Bunun için itirafçılara başvurmaya gerek yok ben zaten bağıra bağıra söylüyorum. İtirafçılar üzerinden toplum yozlaştırılmaya çalışılıyor. En büyük örneği de son dönemde görülen İBB davasıdır.”
Tanıklar: Gazeteci olarak biliriz
Gayıp’ın savunmasının ardından tanık beyanlarına geçildi.
Duruşma salonuna gelen “Arda” isimli tanık Gayıp’ı 12 Mart’ta ESP’nin anmasında gördüğünü söyledi. Hakimin “Orada ne yapıyordu?” sorusuna “Fotoğraf çekiyordu. ETHA çalışanı olarak bilirim kendisini” yanıtını verdi.
Mustafa Tezel isimli tanık ise daha önce verdiği beyanları reddederek Pınar Gayıp’ı tanımadığını söyledi. “Daha önce MLKP’nin etkinliğinde görmedim. Böyle bir beyan vermedim. Pınar Gayıp diye birini tanımıyorum” ifadelerini kullandı.
“Berfin” isimli gizli tanık ise “Kendisini 2015 2017 yıllarından hatırlıyorum kendisi o dönemde ETHA’da gazetecilik yapıyordu. Eylem ve etkinliklerde görüyordum gazetecilik faaliyeti yürütüyordu” dedi.
Tahliye edildi
Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme Pınar Gayıp’ın yurtdışına çıkış yasağı ile tahliye edilmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 7 Aralık’ta görülecek.
Emine Ocak’ın cenazesi suç sayıldı
Hakkında hazırlanan iddianamede Pınar Gayıp’ın “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan cezalandırılması talep ediliyordu.
İddianamede gazeteci Pınar Gayıp’ın, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sembol isimlerinden, 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’na ilk çıkan annelerden biri olan Emine Ocak’ın, 24 Temmuz 2025’teki cenaze törenini takip etmesi “suç” sayıldı.
İddianamede ayrıca Gayıp’ın dijital materyallerinde “herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanmadığı” belirtilirken, ETHA basın kartı, ajans hesabına giriş kayıtları ve Atılım Gazetesi önlüğüyle çekilmiş fotoğraf da dosyada yer aldı.
Aynı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan ETHA çalışanı gazeteciler Nadiye Gürbüz’ün duruşması 15 Eylül’de Elif Bayburt’un duruşması ise 17 Eylül’de görülecek.
Pınar Gayıp, “Delilleri yok etme, gizleme, mağdur, tanık ve diğer kişiler üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma konusunda kuvvetli şüphe oluşturması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması” iddiaları gerekçe gösterilerek 5 Şubat’ta tutuklanmıştı.
Duruşma öncesi adliye önünde açıklama
‘Göreceğiz, yazacağız, duyuracağız’
Duruşma öncesi üç gazeteci için basın açıklaması yapıldı.
Açıklamada “Pınar, Nadiye ve Elif’i yalnızca ‘tutuklu gazeteciler’ olarak tanımlamak eksik kalır. Onlar sosyalist gazetecilerdir. Gazeteciliği, egemenlerin görmek istemediğini görünür kılmak; işçinin, kadının, Kürt halkının, LGBTİ+’ların, gençlerin ve doğanın sesini duyurmak; sömürüye, baskıya ve adaletsizliğe karşı yükselen mücadeleleri topluma taşımak olarak yapıyorlar” denildi.
🔴Bugün duruşması görülecek tutuklu Gazeteci Pınar Gayıp ve tutuklu gazeteciler Elif Bayburt ile Nadiye Gürbüz için Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı
Açıklamaya Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca da destek verdi
📹Tuğba Özer @tugbaaozerr
— İlke TV (@ilketvcomtr) September 14, 2026
Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:
“Pınar’ın, Nadiye’nin ve Elif’in tutsaklığı da bu nedenle yalnızca üç gazetecinin özgürlüğünün gaspı değildir. Bu saldırı, halkın gerçeklerini yazan, ezilenlerin sözünü büyüten sosyalist gazeteciliğe yöneliktir.
Bu saldırılar yeni değildir. Bu topraklarda halktan, ezilenden ve emekçiden yana gazetecilik yapanlar dün de hedef alındı. Apê Musa, Gurbetelli Ersöz, Metin Göktepe, Hrant Dink ve daha nice gazeteci, halkların ve ezilenlerin gerçeklerini yazdıkları, egemenlerin suçlarını ve yalanlarını teşhir ettikleri için saldırıların hedefi oldu. Bugün Pınar, Nadiye ve Elif’in tutsaklığı da bu saldırı tarihinin devamıdır.
Dün gazetecileri katlederek, işkence ederek susturmaya çalışanlar, bugün sosyalist gazetecileri tutuklayarak aynı hakikat mücadelesinin önünü kesmek istiyor. Ancak biliyoruz: Gazetecilerin kalemini susturmak, halkların yaşadığı gerçekliği ortadan kaldırmaz.
Biz de buradan bir kez daha söylüyoruz: Göreceğiz, yazacağız, duyuracağız.”




