• Ana Sayfa
  • Dosya-Söyleşi
  • Hürmüz’den sonra ikinci kriz noktası Babül Mendep: Dünü ve bugünüyle Yemen’de neler oluyor?

Hürmüz’den sonra ikinci kriz noktası Babül Mendep: Dünü ve bugünüyle Yemen’de neler oluyor?

Hürmüz’den sonra ikinci kriz noktası Babül Mendep: Dünü ve bugünüyle Yemen’de neler oluyor?
  • Yayınlanma: 15 Eylül 2026 16:14
  • Güncellenme: 15 Eylül 2026 16:50

28 Şubat’ta ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatması, savaşın küresel ekonomik çıktısı olarak enerji ile yakıt maliyetlerinin fırlamasına yol açmıştı.

Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve petrol olmak üzere dünyanın önemli transfer noktalarından biri olan bu su yolunun kapanmasıyla günlük yaklaşık 21 milyon varillik petrol ve LNG akışı kesintiye uğradı. Brent petrol varil başına 100 doların üzerine çıktı; özellikle mazot ve dizel piyasasında ciddi arz sıkıntısı yaşandı.

Artan enerji maliyetleri ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz’deki LNG ve petrolü aktardığı Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na açılan Doğu-Batı boru hattını güvenlik gerekçesiyle kapatması, küresel enflasyonu ve döviz kurlarını tetikledi.

Alternatif güzergahların gündeme geldiği küresel bir çıkmaza yol açan bu gelişmeye şimdi, Arap Yarımadası’nın diğer kıyısında yeni bir kriz eklenmiş görünüyor: Babül Mendep

Hürmüz Boğazı’nın başat alternatif güzergahlarından biri olan ve Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e ve Atlantik Okyanusu’na bağlanan, bu su yollarını birbirine bağlayan Kızıldeniz’in güney çıkışında yer Babül Mendep Boğazı Yemen’in önemli bir bölümünü kontrol eden, bilinen adıyla Husilerin ya da kendilerine verdikleri isimle Ensarullah Hareketi’nin denetiminde.

Husiler, yaklaşık bir hafta süren çatışmaların ardından 11 Eylül’de, Babül Mendep üzerindeki kontrolünü sağladı.

Böylece Ortadoğu’nun üç önemli su yolundan (Süveyş Kanalı, Hürmüz ve Babül Mendep Boğazı) ikisi İran ve İran destekli Husilerin kontrolüne girdi.

Londra merkezli Chatham House’dan Yemen uzmanı Farea el Muslimi, “İran şu anda doğrudan ve vekilleri aracılığıyla Ortadoğu’nun ve dünyanın en stratejik iki geçiş noktasını kontrol ediyor. Bu, bir nükleer bomba kadar etkili bir koz” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan bu durumun Tahran’ın Washington karşısındaki pazarlık gücünü de artırabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, petrol ve gıda fiyatlarında yaşanacak dalgalanmaların kasımdaki ara seçimlere kadar hayat pahalılığı baskısı altında giden Trump yönetimini zor durumda bırakabileceğini savunuyor.

Husiler bölgede kontrolü sağlamalarının ardından, boğazın batı kıyısında aralarında Muha kenti ve limanının yanı sıra stratejik adaların da bulunduğu bazı bölgeleri ele geçirerek son yılların en geniş kapsamlı askeri tırmanışlarından birini gerçekleştirdi.

Suudi Arabistan destekli Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi güçleri ise Husilerin ele geçirdiği bölgelerdeki mevzi, toplanma noktaları ve araçları hava saldırılarıyla hedef aldı ancak Husiler 11 Eylül’den bu yana bölgede kontrolünü artırdı.

Husiler, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze’deki savaşın ardından Tel Aviv yönetimi üzerinde bir ambargo aracı olarak 30 Ekim 2023’te Kızıldeniz’den İsrail’e seyreden gemileri hedef almaya başlamıştı. Bu gelişme trafik ve sigorta primlerini yükseltmiş, birçok şirket Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’na yönelmişti.

Peki, İran savaşı bağlamında Hürmüz’ün ardından yeni bir kriz olarak belirginleşen Babül Mendep Boğazı neden önemli? Yemen’de kontrolünü artıran Husiler kim? Yemen’de hangi güçler kontrol sağlıyor ve bu güçlerin Yemen’in siyasi tarihiyle bağlantısı nedir?

Su yolları üzerinden piyasaları birbirine bağlayan stratejik nokta: Babül Mendep Boğazı

Kızıldeniz’i güneydeki Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na, kuzeydeki Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz ve Atlaktik Okyanusu’na bağlayan yaklaşık 29 km genişliğindeki stratejik bir deniz geçidi Babül Mendep, Yemen (Arap Yarımadası) ile Cibuti/Eritre (Afrika Boynuzu) arasında yer alıyor.

Süveyş Kanalı ve SUMED (Süveyş-Akdeniz) boru hattıyla birlikte Asya-Avrupa deniz ticaretinin ve Orta Doğu enerji sevkiyatlarının ana güney kapısını oluşturan boğazın en dar noktasında Perim (Meyyun) Adası geçişi iki kanala ayırıyor.

 

Bu önemli su yolundan 2023’te günlük yaklaşık 8,7–9,3 milyon varil LNG, ham petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bu rakam enerji transferi bağlamında küresel deniz ticaretinin %10–12’si civarına denk düşüyor.

2024 ve 2025’in ilk yarısında Husi saldırıları nedeniyle bu hacim yaklaşık yarıya inerek 4,1–4,2 milyon varile geriledi.

Enerji transferi hacmi dünya piyasasının %20 ile beşte birine denk düşen Hürmüz Boğazı’na kıyasla daha düşük olan Babül Mendep, bu yanıyla Hürmüz’e “tamamlayıcı” ve “yedek” bir arter işlevi görüyor.

Boğaz yalnızca LNG ve ham petrol değil, rafine ürünler, tahıl, konteyner ve genel ticari ürün taşımacılığı için de kritik. Asya’dan Avrupa’ya (ve tersine) en kısa ve dolayısıyla daha az maliyetli rota buradan Süveyş’e ve oradan küresel piyasalara uzanıyor.

Hürmüz Basra Körfezi’nden çıkan Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE, Katar, İran menşeli petrol ve LNG’yi dünya piyasalarına çıkarırken, Babül Mendep bu akışın Avrupa/Kuzey Amerika yönlü kısmını ve Suudi Arabistan’ın Yanbu başta olmak üzere Kızıldeniz terminallerinden yapılan sevkiyatları destekliyor.

Bu bağlamda Bab ül-Mendep, Hürmüz krizinin yarattığı arz açığını kısmen dengeleyen ana deniz alternatifi konumuna yükselmişti. Ancak iki boğazın baskı altına girmesi küresel petrol ve LNG arzının dörtte birine varan bir risk oluşturabilir.

Kısa vadede sınırlı, orta-uzun vadede potansiyel ama riskli ve kısmi bir alternatif olarak Suriye, Akdeniz kıyısındaki Banyas Limanı üzerinden Hürmüz ve Babül Mendep’i bypas eden kara temelli bir koridor olarak görülebilir.

Ancak bu sınırlı kapasiteye sahip alternatifin, Suriye’de İsrail ordusunun saldırıları ve tam olarak ortadan kalkmayan IŞİD tehdidi nedeniyle güvenlik risklerinin sürdüğü düşünüldüğünde henüz “masada” olmadığı söylenebilir.

Dünden bugüne Yemen ve Husiler

Arap Yarımadası’nın güney ucunda yer alan, stratejik konumu yüksek önemde bir ülke olan Yemen’in modern siyasi tarihi, 1967’de kuzey ve güney arasındaki ayrılıklar, ideolojik çatışmalar, 1990’da başlayan, bir süre devam eden birleşme ve ardından 2014’te başlayan iç savaşla gelen parçalanmalarla şekillendi.

Yemen’de, 20. yüzyılın ortalarında iki ayrı devlet ortaya çıktı. Kuzey Yemen, yüzyıllardır süren Zeydi İmamlğı’nın 1962’de askeri bir darbe ile yıkılmasıyla Yemen Arap Cumhuriyeti’ne dönüştü.

Cumhuriyetçiler ile kraliyet yanlıları arasında yıllarca süren iç savaş, Mısır’ın cumhuriyetçileri, Suudi Arabistan’ın ise Zeydi İmamlığı’nı desteklemesiyle bölgesel bir vekalet savaşı ortaya çıktı.

1970’te cumhuriyetçilerin zaferiyle sonuçlanan bu süreç, Ali Abdullah Salih’in 1978’de iktidara gelmesiyle istikrarlı bir otoriter yapıya büründü.

Güney Yemen ise Britanya sömürge yönetimi altındaydı. 1967’de bağımsızlık kazandıktan sonra Marksist yönelimli Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adını aldı.

Sovyetler Birliği’nin desteğiyle sosyalist bir rejim kuran güney, kabile yapılarını zayıflatmaya, toprak reformu yapmaya ve laik bir toplum inşa etmeye çalıştı.

Kuzey ile güney arasında 1972 ve 1979’da sınır çatışmaları yaşansa da, 1980’lerin sonunda Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve petrol rezervlerinin keşfi birleşmeyi teşvik etti.

22 Mayıs 1990’da iki Yemen birleşerek Yemen Cumhuriyeti’ni kurdu.

Kuzeyden Ali Abdullah Salih cumhurbaşkanı, güneyden Ali Salim el-Bid ise yardımcısı oldu.

Ancak birleşme kırılgan kaldı. Ordular birleştirilememiş, ekonomik kaynakların paylaşımı sorun yaratmış ve 1993 seçimlerinde kuzey partilerinin üstünlüğü güneyde marjinalleşme duygusunu artırmıştı.

1994’te güney liderleri bağımsızlık ilan etti ve kısa süreli bir iç savaş başladı.

Kuzey güçleri güneyi hızla yenilgiye uğrattı ve birleşme fiilen kuzeyin egemenliği altında yeniden tesis etti. Bu süreç, güneyde ayrılıkçı eğilimlerin (daha sonra Güney Geçiş Konseyi olarak örgütlenecek) köklerini attı.

Husiler kimdir?

Husiler (resmi adıyla Ensarullah Hareketi), kuzeydeki Saada vilayetinde Zeydi Şii topluluğunun kültürel ve dini uyanış hareketi olarak 1990’larda ortaya çıktı.

Zeydi dinî lider Hüseyin el-Husi önderliğindeki Husiler, dönemin Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e karşı bir muhalefet hareketi olarak ortaya şekillendi ve onun ABD ile Suudi Arabistan tarafından desteklendiğini öne sürdü.

Şii İslam’ın bir kolu olan ve Yemen’in kuzey dağlık bölgelerinde tarihsel olarak egemen olan Zeydiler, Salih yönetiminin Sünni-Selefi eğilimlere yaklaşması ve Suudi etkisi nedeniyle ekonomik-siyasi anlamda bir “dışlanmışlık” yaşıyordu.

 

Zeydi hareket Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin liderliğinde “İnançlı Gençlik” olarak başlamış, 2004’te hükümetle çatışmaya girmişti. Hüseyin el-Husi’nin öldürülmesinin ardından kardeşi Abdülmelik el-Husi liderliği devraldı.

2004-2010 arasında Saada’da yaşanan altı savaşın ardından Zeydi hareket ya da ilerleyen yıllarda daha çok bilinen isimleriyle Husiler, 2011 Arap Baharı protestoları sırasında Salih’in zayıflamasından yararlanarak kontrol alanlarını genişletti.

2011’de Arap Baharı dalgasıyla Sana’a ve diğer kentlerde kitlesel gösteriler patlak verdi ve Salih 33 yıllık iktidarını bırakmak zorunda kaldı.

Körfez İşbirliği Konseyi’nin arabuluculuğuyla yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi geçici cumhurbaşkanı oldu. Ulusal Diyalog Konferansı ile federal bir yapı ve yeni anayasa hedeflense de süreç tıkandı.

Eylül 2014’te Husi güçleri, eski başkan Salih’e sadık ordu birliklerinin de desteğiyle Sana’a’yı ele geçirdi. Ocak 2015’te Hadi istifa etmek zorunda kaldı, ardından Aden’e kaçtı ve istifasını geri çekti.

Mart 2015’te Husiler güneye doğru ilerleyerek Aden’e yaklaşınca Hadi Suudi Arabistan’a sığındı. 26 Mart 2015’te Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon (BAE, Mısır ve 7 Arap ülkesinin katılımıyla) “Kararlılık Fırtınası” operasyonuyla hava saldırıları başlattı ve Hadi hükümetini destekleme iddiasıyla müdahale etti. Böylece Yemen’deki iç savaş, dış müdahale boyutuna ulaştı.

Savaş hızla çok taraflı bir çatışmaya dönüştü. Husiler İran’ın siyasi ve lojistik desteğiyle suçlanırken, koalisyon ABD ve Batılı ülkelerin istihbarat ve silah desteğini aldı. 2017’de tekrar saf değiştiren Salih, Husilerle ittifakını bozup koalisyona yaklaşınca Sana’a’da öldürüldü.

Güneyde ise Güney Geçiş Konseyi, BAE ve “örtük olarak” Rusya desteğiyle ayrılıkçı bir yapı olarak güçlendi, Hadi hükümetiyle zaman zaman çatıştı.

Yemen İç Savaşı’na “kapsamlı bir siyasi çözüm” bulmak amacıyla 7 Nisan 2022 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan ve Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükûmetinin ise yürütme organı Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi (CLK) olarak biliniyor.

Hadi tarafından atanan Reşad el-Uleymi başkanlığındaki konseyin sekiz üyesi bulunuyor ve Cumhurbaşkanı düzeyindeki yetkileri bu yapı kullanma hakkına sahip.

Bu güç dengelerinin yanı sıra ülkede IŞİD ve El Kaide’nin Arap Yarımadası kolu Arap Yarımadası’nda El Kaide (AQAP) da varlık gösteriyor.

Ancak tüm bu dengelerin dışında, ülkede yaşanan insani krizden de söz etmek gerek. 2014’ten bu yana devam eden savaş, Birleşmiş Milletler’e göre dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yarattı.

Kolera salgınları, çocuklarda yetersiz beslenme, sağlık sisteminin çöküşü ve ablukalar nedeniyle milyonlarca insan yerinden edildi.

Yaşananlar savaş ve dış müdahalelerin halk üzerindeki yıkıcı etkisini açıkça gösterirken, Arapça “Keder Kapısı” anlamına gelen Babül Mendeb’in “kederi” yoksul Yemen halkının sırtında giderek ağırlaşıyor.