Teknik bir anlatıma girmeyelim. Basit, temel tanımlardan yola çıkalım. Borsa için “sermaye piyasası” derler. Kapitalist bir ekonominin en önemli kurumlarından biridir. Şirket sahipleri, şirketlerin belli bir payını borsada satar, para – sermaye sağlar, yatırımlarını yapar, işlerini büyütürler. Eğer işleri iyi giderse borsada sattıkları payı temsil eden hisselerinin değeri de artar. Hissenin değeri şirketin gerçek değerine ne kadar yakınsa o kadar iyidir ve balon yoktur.
Balon ne zaman olur? Balon, diyelim patron satsa 100 milyon ancak edebilecek bir şirketin borsadaki hisse fiyatına göre değerinin, yani kağıt üzerindeki değerinin 1 milyara, 5 milyara çıktığında olur. Gerçeklikten kopuş arttıkça balon da büyür. Bizde olan temelde bu. Tartıştığımız şirketlerin gerçek fiyatı ile borsa fiyatı arasındaki mantıklı bağlantı tamamen kopmuş. Ciddi bir üretimi dahi olmayan şirketin hissesi 90 liradan 2.700 liraya çıkmış. Bir başkasının 300 liradan 4.000 liraya çıkmış. Üretim, hizmet, teknoloji… Hiçbir açıdan ciddiyeti olmayan şirketlerin değeri 3 büyük bankanın toplam değerini, büyük büyük holdinglerin değerini geçmiş.
Peki nasıl olur da bu fiyatlara çıkılabilir? Nasıl olur da bu fiyatlarda bile yatırımcı çekebilir? Basitçe hırs ile manipülasyonun buluşması… Minareden at beni, in aşağı tut beni! Yani, bu şirketlerin değerini yukarı çeken, portföy şirketlerinin kendileri! Hani şu tasarrufların teslim edildiği, “al işlet, yatırım yap, sen komisyonunu al ben kazanayım” denilen şirketler… Bunlar, yatırımcının parasıyla bazı hisselerde tezgah açıyor. Borsada fazla alım satıma konu olmayan, likiditesi düşük 4-5 küçük şirket hissesine yatırım yaparak piyasadaki kontrolünü ele geçiriyor. Ardından danışıklı işlerle bir – iki fon hisseyi birbirine alıp satarak fiyatı istedikleri yere kadar taşıyorlar. O fiyatları, tempolu yükselişi gören yeni yatırımcılar “akarken doldurayım” diye fona koşuyorlar. Fonlar fiyatı sürüklerken, bir hissenin değeri 100’den 1000’e çıkarken defalarca kar realizasyonu yapıp milyarlar kazanıyorlar. (Bu mekanizmanın nasıl işlediğini anlamak için okuyun)
Aklı başında bütün piyasa uzmanları bu mantıksız fiyatlamaları gördü, uyardı. MSCI, FTSE gibi yabancı endeks sağlayıcıları (“ya sizin borsada garip fiyatlamalar var, sizi endeksten çıkartabiliriz” diye) bir çeşit ültimatom verinceye kadar bir şey yapılmadı. Uyarıdan sonra harekete geçildi ama geç kalınmıştı. Bakan Şimşek, sorun olduğuna işaret ettikten 9 – 10 ay sonra bazı sınırlamalar geldi. Bu arada bu portföy şirketlerinin değeri katlanmaya devam etti. SPK’nın düzenlemesinden, piyasada uyarıların artmasından sonra yatırımcılarda tedirginlik oluştu.
Yatırımcılar paralarını alıp çıkmak isteyince olay patladı.
Piyasanın en büyük iki şirketi temerrüde düşmüştü!
Şimdi merak edilen batak ne kadar? Bu iş büyür mü?
Dikkatinizi çekelim; fonların tamamında sorun yok. Ganimet anlayışı ile işletilen fonlarda sorun var. Ne kadar zarar çıkacak bilmek mümkün değil. Başa dönersek… Bu olay otoritenin gözleri önünde adım adım geldi. Bilemiyoruz, belki de “yerli milli sermaye” diye ses çıkarılmadı. Sonuçta şunu anlıyoruz, çok kimsenin memnun olduğu, bir şekilde kazandığı bir düzenekti, tatlı paralar ihtiyatı öldürdü. Paracı, kapitalist, sınırsız hırsa yol verildi.
Şimdi… 7 kurumun 130 fonu tasfiye edilecek. Bu 130 fonda 515 bin yatırımcı var. Büyüklüğü 830 milyar TL. Bu paranın büyük kısmı şişirilmiş hisselerde. Tasfiyede bu hisseler satılacak. SPK tasfiye kararı ile işlemleri durdurdu. Bu satışı atadığı görevli kurumlar (İş Bankası ve Ziraat Bankası) yapacak. Satışların geliri yatırımcıya pay oranına göre dağıtılacak. Yatırımcı muhtemelen taban fiyatlar üzerinden satışlardan gelen kaynakla ciddi kayıplar yaşayacak. Ne kadar kayıp, tahmin etmek güç. Bu fonlardan büyük servetler kazanıp çıkanlarla ilgili bir tedbir açıklanmadı. Böyle olursa manipülasyon vurgunu derinlemesine tasfiye edilmemiş olacak. Gerek ki geriye dönük inceleme de yapılsın.
Diğer yandan bu tezgahlarla milyarderler listesine giren fon sahiplerinin, şimdiye kadar fevkalade muameleye mazhar gözüken bu şahsiyetlerin mal varlıklarına el konulması, piyasa satışlarından gelen kaynağa bunun da eklenmesi gerekir ama sürecin bu boyutunda nasıl bir uygulama olacak henüz belli değil.
Katılımevim ve Birevim şirketlerini Emlak Katılım devralıyor. Devir koşulları henüz açıklanmadı. Eğer bütün yükümlülükleri ile devralmak sözkonusu olursa bu zararın kamu tarafından üstlenilmesi anlamına gelecek. Borsanın düşmesini engellemek için kamu finans şirketleri ve Varlık Fonu destekleme alımı yaptı. Bu da özünde kaynak kullanımı anlamına geliyor.
Hülasa… Çark böyle işliyor. Bizde “Ganimet ekonomisi” anlayışı her yere sirayet etmiş görünüyor. Hemen her piyasada “bağlantılarım var” havası atan vurguncular dolaşıyor. Göz göre göre gelen olaylar için söyleriz ya, bu bir Kırmızı Pazartesi olayı. Bugüne kadar piyasa uzmanlarından onlarca uyarı okuduğumu hatırlıyorum. Uyaranlara, böyle olmaz diyenlere sosyal medyada küfürler, tehditler yağdı!
Şimdi otorite bulaşmasını, panik yaratmasını, derinleşmesini engellemeye çalışıyor. “Efendim çok iyi müdahale edildi” deniliyor. Bu kanaat doğru olabilir de bu rezalet işe, bu noktaya gelinceye kadar niye müdahale edilmedi? Bundan tek kayıp yaşayacak olan yatırımcılar değil, aynı zamanda Türkiye’de piyasalara olan güven de aşınacak.




