• Ana Sayfa
  • Politika
  • Bakırhan’dan çağrı: ‘Sol ve sosyalist hareket bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmalı’

Bakırhan’dan çağrı: ‘Sol ve sosyalist hareket bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmalı’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sol ve sosyalist kesimlerin sürecin rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Sosyalist hareketin sahnede ve tartışmanın içinde olduğunu belirten Bakırhan, sol çevrelerin sürece daha güçlü müdahil olması gerektiğinin altını çizdi.

Bakırhan’dan çağrı: ‘Sol ve sosyalist hareket bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmalı’
Bakırhan’dan çağrı: ‘Sol ve sosyalist hareket bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmalı’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 21 Eylül 2026 12:28
  • Güncellenme: 21 Eylül 2026 13:12

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kongre sonrası aldıkları kararları, süreci, Yeni Parti’nin konumunu, çerçeve yasayı ve Borsa İstanbul operasyonunu birçok başlık altında Yeni Yaşam’a değerlendirdi.

Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürecin son iki yılda çok ağır testlerden geçtiğini belirten Bakırhan, “Türkiye ve Ortadoğu’daki bütün sarsıntılara rağmen ciddi engeller aşıldı. Sayın Öcalan’ın bu süreçteki büyük emeğini ve kararlılığını teslim etmek gerekir. Şimdi önemli gelişmelerin eşiğindeyiz. Elbette, Kürtçe atasözünün dediği gibi, ‘Bi gulekê bihar nayê’; bunun da farkındayız, her şey bitmiş değil, başlangıçtayız. Ama bugün dünden daha umutluyuz. Şairin dediği gibi: ‘Bunca yıl sönmemiş umudum; nisan değil mayıs, perşembe değilse pazar.’ Devlet ile Sayın Öcalan ve Hareket Yönetimi arasındaki görüşmeler sürüyor. MGK toplantısının ardından yeni bir aşamaya geçileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

‘Özgür iletişim ve çalışma zemininin sağlanması sürecin turnusol kağıdıdır’

Basında yer alan Abdullah Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda yer alacağı ve komisyonun işlevinin ne olacağına yönelik soruya Bakırhan şu yanıtı verdi:

“Bu hususla ilgili resmi bir açıklama yok. Sayın Öcalan’ın aldığı tarihi inisiyatif ve iradesinin gücü tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık. Sayın Öcalan’ın sadece silahsızlanma değil, aynı zamanda siyasallaşma sürecinde rolünü oynamasıyla ilgili koşulların oluşturulması, özgür iletişim ve çalışma zemininin sağlanması sürecin turnusol kâğıdıdır. Herkes biliyor ki, Sayın Öcalan kurul üyeliğiyle değil, sürecin en güçlü aktörü olma gerçeğine sahiptir. Bu kapsamda, Sayın Öcalan sürecin siyasallaşması ve hukukunun oluşturulması ile demokratikleşme süreçleri dâhil politikanın içinde sözünü söyleyen ve yönlendiren koşullara sahip olmalıdır.”

‘Yürütme erki ve MGK gereğini yapmalı’

Çerçeve yasa kapsamında tanımlanan kurulların hızlıca çalışmaya başlaması gerektiğini belirten Bakırhan,  “TBMM’de 467 gibi yüksek bir oyla yasalaşan çerçeve yasanın gereğini yürütme erkinin hayata geçirmesi gereken günlerdeyiz. MGK’nin Ekim ayı içerisinde üstüne düşeni yapması ve yüzde 85 kamuoyu desteğiyle ve Meclis’teki 467 oyla ortaya çıkan halk iradesinin önünü açması lazım. En kısa sürede yasanın uygulanmaya başlaması, dönüşlerin olması, cezaevlerinin boşalması gibi adımların atılmasını bekliyoruz. İlk aşamayı bu şekilde tamamlayıp ikinci aşamaya; Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’in inşası sürecine geçmemiz tarihî önemdedir” diye konuştu.

‘Mesele konut değil, konumdur’

Son günlerde gündemde olan Abdullah Öcalan’a yönelik konut tartışmalarını da eleştiren Bakırhan, bu meselenையின் yanlış bir zeminde tartışıldığını söyledi. Bakırhan, “Mesele konut değil, konumdur” dedi ve şunları ekledi:

“Birkaç gündür İmralı’daki yapı üzerinden metrekare, bahçe, ‘villa’ konuşuluyor. Oysa bunların hiçbiri asıl konu değil. Konuşulması gereken, Türkiye’de yürüyen sürecin niteliği ve Sayın Öcalan’ın bu süreçteki konumudur.

Bu süreçte Sayın Öcalan’ın bir rolü var ve bunu herkes biliyor. Devlet kendisini muhatap alıyor, attığı adımların sahada karşılık bulmasını bekliyor ve bu beklentiyi açıkça dile getiriyor. Çerçeve yasayı da Meclis 467 oyla kabul etti. Süreç masada, muhatap belli. Şimdi sorulması gereken, bu rolün gerektirdiği şartların sağlanıp sağlanmadığıdır. Görüşme, mesaj iletme, çalışma, farklı siyasi ve toplumsal aktörlerle temas, bir sürecin işleyiş koşullarıdır. Bir sürecin muhatabı etkin bir iletişim kuramıyorsa süreç nasıl yürüyecek? Bu koşulları ‘konfor’ başlığı altında tartışanlar, sürecin tamamlanmasını, silahsızlanmayı ve barışı zora sokuyor.

Bu süreci 250 metrekare tartışması üzerinden yürütenler meseleye çok dar bir yerden bakıyor. Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin 562 kilometrekare. Bu haritada 250 metrekare bir nokta bile tutmaz. Barış ise haritanın tamamının meselesidir. Kimsenin vatanseverliğini sorgulamıyorum. Ama ölçü soracaksak şunu sormak gerekir: Türkiye’nin 783 bin 562 kilometrekaresine huzur, barış ve istikrar getirecek bir sürecin önüne 250 metrekarelik bir tartışma koymak mı vatanseverlik? Bu topraklarda çok can gitti. Türk’ün de Kürt’ün de yas tutan ailelerinin sorduğu soru bir konutun büyüklüğü değil, bu acının bir daha yaşanıp yaşanmayacağıdır.

Sayın Öcalan için artık fiilî durum yetmiyor. Rol fiilen verilmişse karşılığı hukuken de tanımlanmalı. Statü, yetki, sorumluluk ve iletişim kanalları yasayla belli olmalı. Belirsizlik olduğu sürece hem söylenti hem keyfîlik iddiası bitmez.

Sonuç olarak mesele konut değil, Sayın Öcalan’a fiilen verilen rolün hukukî ve siyasal karşılığıdır. O karşılık tanımlanmadıkça tartışma metrekareden metrekareye sürer, süreç ise istenilen düzeyde ilerleyemez.”

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de bu konudaki sözlerine de değinen Bakırhan,  “Sayın Öcalan yarım asırlık bir mücadelenin siyasi ve teorik önderi, bu sürecin de baş müzakerecisidir. Sayın Demirtaş ise demokratik siyaset mücadelemizin yetiştirdiği çok kıymetli bir siyasetçi ve yol arkadaşımızdır. İkisinin yeri de sorumluluğu da ayrıdır. Kürt siyasetinde ikilik yaratmak isteyenler hep oldu. Devlet de denedi, başka partiler de. Tutmadı, tutmayacak” ifadelerini kullandı.

‘Özel’in sürecin başından bu yana tutumunu olumlu buluyoruz’

Özgür Özel’in sürece başından bu yana tutumunu genel olarak olumlu bulduklarını belirten Bakırhan, şöyle devam etti:

“Sayın Özel’in sürecin başından bu yana tutumunu genel olarak olumlu buluyoruz. Partisinin son iki yılda yaşadığı baskılara rağmen sürece katkı vermesini, eksikleri olsa da önemsiyoruz. Sayın Özel’in ve partisinin sürecin ikinci aşamasında, sürece çok daha bütünlüklü, güncel siyasetin polemiklerinden uzak bir şekilde katkı sunmasını bekliyoruz.

Öcalan’a ev yapıldı mı yapılmadı mı konusunda ‘Bizim gündemimiz değil’ deniyor. Oysa mesele bir ev değil. Meselenin taraflarından birinin, sürecin baş müzakerecisinin çalışma koşulları, iletişim hakkı ve hukukî statüsüdür. Ülkeyi yönetmeye talip ana muhalefet partisi böyle bir konuyu gündemi dışında görüyor, bir emlak olayına indirgiyorsa, o meselenin çözümünü nasıl gündemine alacak?

Açıktır ki haklar aşağıya doğru eşitlenmez. İmralı’daki odayı daraltmak sorunları çözüyorsa 27 yıldır neden hiçbir şey çözülmediği de açıklanmalı.

Sizin aracılığınızla soruyorum: Yeni Parti iktidar olsa bu meseleyi nasıl çözecek? Silahsızlanmayı ve barışı, meselenin tarafıyla ve muhatabıyla görüşmeden, Sayın Öcalan’ı 12 metrekarede tutup iletişim ve çalışma koşullarından mahrum bırakarak mı sağlayacak?

Sayın Özel 2024’te ‘El yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum’ demişti. Sayın Öcalan da Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak Cumhuriyet’le bütünleşmesini savunuyor. Hedef aynı görünüyor. Ama bir halka devletin sahipliğini teklif edip o halkın önderini ve meselenin muhatabını gündem dışında bırakarak çözüm nasıl sağlanacak?

CHP’nin devletin kurucu partisi olarak Kürt meselesinde tarihsel bir sorumluluğu vardır. Şimdi yeni bir parti kuruldu, adı da Yeni Parti. İşe Kürt meselesinde ‘yeni’ bir anlayışla başlaması gerekmez miydi? Daha önce de söyledim. Sayın Özel’in ve temsil ettiği çizginin bu konuda kurumsal bir akıl oluşturamadığını görüyoruz. Komisyonun oluşumunda, İmralı’ya gidilmemesinde, umut hakkında da aynı tablo var. En son Meclis’teki oylamada da öyle oldu. Genel başkan ve yönetim ‘evet’ dedi. Bu çok değerliydi. Ama 91 vekilin 54’ü ‘hayır’ dedi. Bu, grubun yaklaşık yüzde 60’ı. Bir yanda çözümü savunan irade, öbür yanda 100 yıllık statüko refleksleri var. Kürtlere devleti teklif eden bir partinin (Özgür Özel’in daha önce yaptığı açıklamaya atfen) çoğunluğu, Kürtlerin Cumhuriyet’le bütünleşmesine katkı sunacak bir zemine ‘hayır’ diyorsa, bu çelişkiyi Sayın Özel’in kendisi açıklamalı.

Son olarak, ev üzerinden kurulan bu cümleye şunu eklemek isterim: Kürtler evlerinden, demokratik siyaset alanı kapalı olduğu için çıktı. Yıllardır bedel ödeyen on binlerce arkadaşımız sadece eve dönmek için değil, Kürt meselesini demokratik siyasetin alanına taşımak için mücadele etti. Bizim derdimiz tek başına ne eve dönmek ne de bir konut. Bizler demokratik siyaset alanına güçlü bir biçimde dâhil olmak istiyoruz.”

Bakırhan, sosyal medyada süreci hedef alan tartışmalara ve sistematik dezenformasyon kampanyalarına sert tepki gösterdi. Sürecin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını vurgulayan Bakırhan, doğru bilgiye sahip kesimlerin daha aktif bir dille süreci savunması gerektiğine dikkat çekti.

Sosyal medyada yürütülen tartışmaların manipülatif bir nitelik taşıdığını belirten Bakırhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sosyal medyada barış sürecini hiçleştirmeye veya itibarsızlaştırmaya dönük sistemli bir uğultu üretildiği doğru. Söylentiler, doğru olduğuna inanılması için değil, şüphe bırakması için dolaşıma sokuluyor. Savaşın kırk yıllık ağır maliyeti birkaç cümlede unutuluyor; barışın her eksikliği ise büyüteç altına alınıyor. Barış romantizm değil, zor bir siyasal inşa işidir. Eleştiri onu güçlendirmeli; daha doğmadan hükümsüz ilan etmemeli.”

‘Amaç toplumu hiçbir açıklamaya inamaz hale getirmek’

Ortaya atılan çelişkili iddiaların bilinçli bir strateji ürünü olduğuna işaret eden Bakırhan, “‘Süreç yok’, ‘gizli pazarlık var’, ‘her şey seçim hesabı’ gibi birbirini çürüten iddialar aynı anda dolaşabilir. Amaç gerçeği açıklamak değil, toplumu hiçbir açıklamaya inanamaz hale getirmektir” dedi.

Algoritmalar aracılığıyla yayılan eksik bilgi ve imalara karşı toplumsal sorumluluk çağrısı yapan Bakırhan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kaynağı belirsiz imalar, eksik bilgiler ve bağlamından koparılmış görüntüler algoritmalarla çoğalırken; barış, tartışılan bir siyasal imkân olmaktan çıkarılıp kuşkulu bir meseleye indirgeniyor. Maalesef saldırgan olanın, kuşku üretenin alıcısı da oluyor. Doğru bilgiye sahip olanlar, etik-ahlaki söz kuranlar yazmıyor bir şey. Bundan ötürü sosyal medya gerçek bir dezenformasyon alanı. Biliyoruz ki en etkili sabotaj, barışa açıkça karşı çıkmak değil, onun gerçek olmadığı duygusunu yerleştirmektir. Buna izin vermemek gerek. Açık yalan atanları, küfürle var olanları, hakaret ve düşmanlığı eleştiri kılığına sokanlara karşı çıkmak hepimizin insani sorumluluğu diye düşünüyorum.”

‘Sosyalist yoldaşlarımız aktif olarak süreçtedir, sahadadır’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, sol ve sosyalist kesimlerin barış sürecindeki rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Sosyalist hareketin sahnede ve tartışmanın içinde olduğunu belirten Bakırhan, sol çevrelerin sürece daha güçlü müdahil olması gerektiğinin altını çizdi. Bakırhan şunları kaydetti:

“Sosyalist yoldaşlarımız aktif olarak süreçtedir, sahadadır, tartışmadadır. Bunun yeterli olup olmadığı, sonuç üretip üretmediği ise hepimiz için geçerli bir sorudur.

Aracılığınızla belirtmek isterim ki, sol ve sosyalist hareketin bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmasını isteriz. Çünkü barış, Kürtlerin kendi başına çözeceği bir mesele değil; Türkiye’nin demokrasi meselesidir.

Fakat şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Süreci eleştiren herkesi aynı yere koymam. Koyamam. Haklı kaygıları olan herkesle tartışırız, konuşuruz, birlikte büyütürüz.

Fakat cümlesi sürecin eksiğiyle değil, Kürtlerin muhatap sayılmasıyla biten bir itirazın adı eleştiri değil. Masanın nasıl kurulduğuyla değil, masada kimin oturduğuyla ilgilenenlerin derdi de eleştiri değil. Biri daha fazla demokrasi istiyor. Diğeri daha az Kürt. İlkiyle yol yürürüz. İkincisine de adını söyleriz.

Kendisini sol olarak tanımladığı halde, ulusalcı çevreleri dahi aşan bir karşıtlıkla barış ihtimaline yaklaşan kesimler elbette var. İktidara itiraz etmek başka şeydir; silahların susmasını istememek başka. Savaşın devamını “devrimcilik”, barış arayışını “uzlaşmacılık” sayan bir siyaset, en ağır bedeli kimin ödediğini unutuyor. Elli yıldır cenazeyi emekçiler, yoksullar, Kürt ve Türk gençleri kaldırıyor.

Çatışma konforundan faydalanma durumu var. Savaş yıllarında kurulmuş bütün siyasal ezberlerin barış ihtimaliyle sarsılacağı korkusunu yaşayanlar var.

1914’te savaş kredisine oy veren sosyal demokratlar da soldaydı. 1956’da Cezayir’de olağanüstü yetkiye evet diyen komünistler de soldaydı. Demek istediğim; sol, barışa karşı durduğunda tarihte hiç kazanmadı. Sadece geç kaldığını sonradan itiraf etti. Bu anlamda, solun tarihsel işi savaşın devamına ideolojik gerekçe bulmak değil, barışın eşitlikçi ve demokratik içeriğini büyütmektir.”

‘Demokratik Cumhuriyet Hareketi’

Partilerinin kongresinde Demokratik Cumhuriyet iddialarını açıkça ortaya koyduklarını belirten Bakırhan, Cumhuriyetin kuruluş sürecine ve mevcut siyasi yapıların eksikliklerine şu sözlerle dikkat çekti:

“Cumhuriyet, hanedanlıktan halk iradesine geçişle Osmanlı’dan bir kopuş oldu. Ama demokratik karakter kazanamadığı için birçok sorun süreklilik taşıdı. Türkiye’de iktidar iddiasındaki iki büyük siyasi çizginin ortak eksiği de burada: Demokratik ilkeden uzaklar. Biz bunu söylüyoruz. Cumhuriyeti demokratik ilke etrafında inşa etmenin zamanı geldi.”

Yatay örgütlenme ve yeni dönem mimarisi

“Demokratik Cumhuriyet Hareketi içinde bileşenler ve ittifaklar yer alacak mı? Alacaksa da ne tür bir yol izleyeceksiniz?” sorusunu yanıtlayan Bakırhan, yeni dönemde çok daha kapsayıcı, esnek ve tabandan yukarıya doğru örgütlenen bir yapı kuracaklarını ifade etti.

Bileşenli yapının korunacağını ancak yöntemlerin zenginleştirileceğini belirten Bakırhan, yeni örgütsel modeli şu benzetmeyle açıkladı:

“Hareketin yapısını bir binaya benzetebilirim. Çatı partimiz. Kolonlar ise meclisler. Kadın, Gençlik, Ekoloji, Emek, Halklar ve İnançlar, Engelli, Göçmen ve Mülteci, Çocuk, Bilim, Eğitim ve Kültür… Çatıyı kolonlar ayakta tutacak. Her meclisten temsilcilerin yer aldığı bir parti meclisi düşünüyoruz. Yani her meclisin sesi karar masasında olacak. Yatay örgütlenme olacak. Güç yukarıdan aşağı inmeyecek, tabandan yukarı taşınacak.”

İttifakların sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmayacağını; emek, inanç ve ekoloji gibi pek çok alanı kapsayan köklü bir mücadele ortaklığına dönüşeceğini vurgulayan Bakırhan, ülkeyi yönetme iddialarını şu ifadelerle sürdürdü:

“Kongre konuşmamda altını çizmiştim, bir kez daha söylüyorum: Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu hareket, ülkeyi yönetme iddiası olan bir perspektifle yola çıkıyor. Bu iddia önce kendimizden başlar. Kabuğumuzu kırmamız şart. Biz de değişeceğiz. Dilimiz değişmeli, örgütlenmemiz değişmeli. Alışkanlıklar değişmeli. Siyasi ve toplumsal temaslarımızı artıracağız. Diyarbakır’da ne kadar güçlüysek Konya’da, Manisa’da, Artvin’de de o kadar güçlü olmayı önümüze koyuyoruz.”

Borsa İstanbul tepkisi

Borsa İstanbul’da yaşanan büyük çaplı piyasa vurgununa ve denetimsizlik krizine sert tepki gösterdi. Yüz binlerce yurttaşın birikimini ilgilendiren bu durumun sıradan bir piyasa dalgalanması olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bakırhan, küçük yatırımcının mağduriyetinin derhal giderilmesi gerektiğini belirtti.

Borsa İstanbul’daki olağandışı hareketliliklerin aylarca sürmesine rağmen ilgili kurumların hareketsiz kalmasını eleştiren Bakırhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Borsa İstanbul’da yaşananları sıradan bir piyasa dalgalanması olarak göremeyiz. Yüz binlerce yurttaşın birikimini ilgilendiren, yüzlerce milyar liralık büyüklüğe ulaşan ciddi bir denetim ve sorumluluk krizi ile karşı karşıyayız. Şunu sormak istiyorum: Bu fonlarda ve hisselerde yaşanan olağandışı hareketler aylarca sürerken SPK ve ilgili kurumlar ne yaptı? Riskler biliniyorsa neden zamanında müdahale edilmedi?”

Sürecin göz göre göre geldiğine ve tedbir alınmadığına dikkat çeken Bakırhan, Kasım 2025 ile Ağustos 2026 arasındaki döneme işaret etti:

“Ortada tesadüf yok. Bakan Kasım 2025’te manipülasyon uyarısı yaptı. Düzenleme Ağustos 2026’da geldi. Aradaki on ay, vurgunun serbestçe büyüdüğü on aydır. 15 milyar liralık bir şirketin değeri 1,3 trilyona çıkarken kimse soru sormadıysa, sorun birkaç fon yöneticisinden önce kurumun kendisindedir. Bugün bakıyoruz, yurt dışı kaynaklar dahil herkes yazmış çizmiş. Yani geleceği belli olan bir depremden bahsediyoruz. Tweet atan üniversite öğrencisini dakikalar içinde gözaltına alan anlayış, milyarlarca vurgun yapan dolandırıcıları aylarca seyretti.”

Meclis’in olağanüstü toplanması çağrısı

Yaşanan vurgunun faturasının küçük yatırımcıya ödetilemeyeceğinin altını çizen Bakırhan, zararların telafi edilmesi ve sorumluların hesap vermesi için Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırdıklarını hatırlattı:

“İnsanlar yüksek enflasyon karşısında birikimlerini korumaya çalışırken, onların parasının denetimsiz ve manipülatif işlemlere açık hale gelmesinin bedeli yine küçük yatırımcıya ödetilemez. Bu kabul edilemez. İnsanların bu mağduriyeti amasız fakatsız giderilmeli. Bu nedenle Meclis’in olağanüstü toplanmasını istedik. Kim kazandı, kim kaybetti, kim göz yumdu; bunların tamamı açığa çıkarılmalıdır. Zararın topluma yüklenmesine değil, sorumluların hesap vermesine ihtiyaç var. Maalesef Meclis henüz topa girmiş değil.”

Röportajın tamamı