Mardin’in Nusaybin ilçesinde 1993 yılında tutuklanan ve 30 yıl 6 aylık tutukluluğun ardından 5 Temmuz 2023 tarihinde tahliye edilen Nebi Yavuz, yakalandığı pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 11 Eylül’de yaşamını yitirdi.
Yavuz’un annesi Sultan Yavuz, oğlunun çocukluğundan cezaevi sürecine, tahliye sonrası yaşadığı sağlık sorunlarından son günlerine kadar geçen yıllarını MA’ya anlattı. Sultan Yavuz, yaşamının büyük bölümünün cezaevi yolları koşturmacasıyla geçtiğini dile getirdi.
‘Çocukluğunu ve büyüklüğünü göremedim’
Nebi Yavuz’un Nusaybin ilçesine bağlı kırsal Sitilîlê Mahallesi’nde okula başladığını belirten Sultan Yavuz, ulaşım imkanlarının bulunmaması nedeniyle oğlunun eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını söyledi. Oğlunun çocuk yaşta Kürt hareketinin içinde yer aldığını öğrendiğini aktaran Sultan Yavuz, gözaltına alındığı geceyi şu sözlerle anlattı:
“Bir gece yarısı Nebi’yi evden aldılar. Mardin’de 40 gün boyunca işkencede tutuldu, ardından cezaevine konuldu. O günden sonra benim için de cezaevi yolları başladı. Oğlumun çocukluğunu, gençliğini ve büyüdüğünü göremedim. Gözlerini açtı, kendisini bu yolun içinde buldu. Yıllar geçti, ne o bana doyabildi ne de ben ona.”
Her hafta başka bir cezaevinin yolunu tuttu
Oğlunun 30 yıl boyunca birçok farklı cezaevinde tutulduğunu belirten Sultan Yavuz, oğlunu görebilmek için okuma yazma bilmemesine ve ilerleyen yaşına rağmen her sevkin ardından yeniden yollara düştüğünü sözlerine ekledi.
Sultan Yavuz, “Nebi’nin tutuklanmasından yaklaşık 3 yıl sonra babası Reşit ve kız kardeşi Halise de ‘örgüte yardım etmek’ iddiası ile tutuklandı. Eşim Reşit Mardin Cezaevi’nde 9, kızım da Batman Cezaevi’nde 3 ay boyunca tutuklu kaldı. Ve ben bir dönem boyunca Batman’da kızımı, Mardin’de eşimi, Ceyhan’da ise Nebi’yi ziyaret ediyordum. Her hafta başka bir cezaevinin yolunu tutuyordum. Bir gün Ceyhan’a gittiğimde, oğlumu Midyat Cezaevi’ne gönderdiklerini söylediler” diyerek yaşadığı zorlukları anlattı.
Her görüşte oğlunun bir gün serbest bırakılacağı umudunu taşıdığını dile getiren Sultan Yavuz, “Yıllarca ‘Bu 30 yıl geçsin, oğlum çıksın, artık yanı başımda otursun’ diye hayal kurdum. Onu her ziyaret ettiğimde bu hayalle eve dönüyordum” dedi.
Eşinin cezaevinde maruz kaldığı işkence nedeniyle hastalandığını ve 2015 yılında yaşamını yitirdiğini belirten Sultan Yavuz, diğer oğlu Ecevet Yavuz’un da evlendikten iki gün sonra aynı suçlamayla karşı karşıya kaldığını ve davadan kaynaklı 12 yıldır yurt dışında yaşadığını söyledi.
Sultan Yavuz, “Ne birbirlerini ne de babalarını görebildiler. Biri cezaevinde, biri yurt dışında yaşamak zorunda kaldı. Ben ise bir cezaevinden diğerine evlatlarımın peşinden gittim” ifadelerini kullandı.
Oğlunun cezaevlerinde yaşanan baskılara karşı hep direndiğini söyleyen Sultan Yavuz, “Onu her ziyaret ettiğimde içeride yaşanan zulmü anlatırdı” dedi.

Cezaevinde hastalandı
Oğlunun cezaevindeyken hastalandığını ancak kendilerini üzmemek için bunu aileden sakladığını ifade eden anne Sultan Yavuz, 5 yıl boyunca cezaevinde tedavi gördüğünü sonradan öğrendiklerini söyledi. Oğlunun rahatsızlıklarının maruz kaldığı işkence ve ağır cezaevi koşullarından kaynaklandığını düşündüğünü dile getiren Sultan Yavuz, “Nebi cezaevinden çıktığında bir ayağı zayıflamıştı. Akşamları ilaç içmeden uyuyamıyordu. İlacını almadığında bütün vücudu titriyordu. Hastalığı daha cezaevindeyken başlamış ama bize söylememiş. Dışarı çıktıktan sonra yalnızca midesinin ağrıdığını ve tedavi gördüğünü söylerdi. Bizi üzmemek için yaşadıklarını hep kendisinde saklamış” diye konuştu.
Cezaevlerinde hasta tutukluların gerekli tedaviye erişemediğine dikkati çeken Sultan Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocuklarımız yıllarca içeride tutuluyor ve cezaevlerinde hastalanıyor. ‘Tedaviye götürüyoruz’ diyorlar ama yapılan tedavi çoğu zaman formaliteden ibaret kalıyor. Anneler ve babalar, ‘Bize verin, biz tedavi ettirelim’ diye feryat ediyor. Buna rağmen ölümün eşiğindeki evlatlarımız dahi serbest bırakılmıyor.”
‘Ne Ben ‘oğlum’ diyebildim ne O ‘anne”
Hastalığın ilerlemesiyle oğlunun durumunun ağırlaştığını aktaran Sultan Yavuz, “Birden zayıf düşmeye ve fenalaşmaya başladı. Gitmediğimiz hastane, çalmadığımız kapı kalmadı ancak bir çare bulunamadı. Şanlıurfa’daki hastaneden çıkardığımızda hastalığı nedeniyle kısmi felç geçirmişti. Konuşma yetisini kaybetmişti. İsteklerini el ve kol hareketleriyle ya da telefona yazarak anlatıyordu. Su dahi içemiyordu. Son anlarında ne ben ona ‘Oğlum’ diyebildim ne de o bana ‘anne’ diyebildi” diye konuştu.
Yaşadığı acıya rağmen ayakta durmaya çalıştığını söyleyen Sultan Yavuz, “Bazen kendi kendime ‘Ağlamayacağım, güçlü olacağım’ diyorum. ‘Benim evladım diğer evlatlardan daha mı kıymetli?’ diye düşünüyorum. Ama yine de gözyaşlarımı tutamıyorum. Anne yüreğidir, dayanamıyorum. Otuz yıl içeride beklediğim oğlumu şimdi kendi ellerimle yıkayıp toprağa verdim. Yüküm hafiflemedi, daha da ağırlaştı” ifadelerini kullandı.

Hasta tutuklular için çağrı
Tüm yaşadıklarına rağmen barış talebinden vazgeçmeyeceğini vurgulayan anne Sultan Yavuz, hasta tutukluların tahliye edilmesi çağrısında bulunarak şunları kaydetti:
“Biz annelerin gözü sürekli televizyonda, kulağı cezaevi kapılarında. Evlatlarımızın artık annelerine kavuşmasını istiyoruz. Özellikle hasta tutukluların, ne cezaevlerinde ne de tahliye edildikten kısa süre sonra yaşamlarını yitirmelerini istemiyoruz. Biz bütün halklar için barış istiyoruz. ‘Barış, barış, barış’ demeye devam edeceğiz. Ben oğluma doyamadım. Diğer anneler ve babalar evlatlarına doysun. Hasta tutuklular vakit kaybedilmeden serbest bırakılsın.”




