• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Eren Keskin’den ‘zaman aşımı’ tepkisi: ‘Eğer barış olacaksa, ölülerin de barışa ve mezar hakkına ihtiyacı var’

Eren Keskin’den ‘zaman aşımı’ tepkisi: ‘Eğer barış olacaksa, ölülerin de barışa ve mezar hakkına ihtiyacı var’

Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç dosyası ile ilgili verilen “zaman aşımı” kararına tepki gösteren Eren Keskin, “Eğer bir barış süreci olacaksa ölülerin de barışa ihtiyacı var. Mezar hakları olabilmeli. Ama maalesef henüz bu iradeyi göremiyoruz” dedi.

Eren Keskin’den ‘zaman aşımı’ tepkisi: ‘Eğer barış olacaksa, ölülerin de barışa ve mezar hakkına ihtiyacı var’
T24
Eren Keskin’den ‘zaman aşımı’ tepkisi: ‘Eğer barış olacaksa, ölülerin de barışa ve mezar hakkına ihtiyacı var’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 23 Eylül 2026 11:06
  • Güncellenme: 23 Eylül 2026 11:08

90’lı yıllarda binlerce faili meçhul cinayet işlendi. JİTEM ve kontrgerilla tarafından işlenen birçok cinayet devlet eliyle karanlıkta bırakılırken, aileler yıllardır adalet mücadelesi veriyor.

Adalet Bakanlığı bünyesinde 24 Nisan 2026 tarihinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın çalışmalarıyla faili meçhul cinayet dosyalarının aydınlatılacağı belirtilse de, Dargeçit JİTEM Davası’nın ardından İstanbul’da 1995 yılında gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç dosyası da “zaman aşımı” gerekçesiyle düşürüldü.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Cumartesi Anneleri, 18 Eylül’de Anadolu Adliyesi’ne giderek, karara itiraz etti.

İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Eren Keskin, “zaman aşımı” kararı ve Faili Meçhulleri Araştırma Daire Başkanlığı’na dair MA’ya değerlendirmelerde bulundu.

‘Yargı keyfi çalışıyor’ 

Birçok dosyada delil olduğunu ama bakanlığın sadece istediği dosyaları açtığını söyleyen Eren Keskin, dairenin kurulmasının hukuki olmadığını belirtti. Faili meçhul cinayet dosyalarının savcılıklar tarafından araştırılması gerektiğine dikkat çeken Eren Keskin, şöyle devam etti:

“Burada diğer adli olaylar ile siyasi nedenle işlenmiş olan faili meçhul denilen suçları birbirinden ayırmak gerekiyor. Gözaltında zorla kaybedilenlerin dosyaları, işkenceyle katledilenlerin dosyalarını ayırmak gerekiyor. Burada büyük bir cezasızlık politikası devam ediyor. Ama diğer tarafta faili meçhul kalmış adli olaylar olabilir, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri gibi… Bugün eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun davasında dahi 15 yıl sonra yeni tutuklamalar oluyor. Demek ki bu coğrafyada yargı son derece keyfi çalışıyor. Biz bunu biliyoruz. Yargının taraflı olduğunu, bağımsız olmadığını hep dile getiriyoruz. Ama sadece kendilerini ilgilendiren boyutlarda ve kendilerini ilgilendiren kişiler açısından bu dosyalara şimdi yaklaşmaya başladılar. Mesela bizim geçen hafta gözaltında zorla kaybedilen Rıdvan Karakoç dosyasında zaman aşımından ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verildi. Oysa birçok delil vardı. Ama Adalet Bakanının aklına Rıdvan Karakoç dosyasını yeniden incelemek gelmedi. Yine gözaltında kaybedilip resmi Meclis Komisyonunun, ‘Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkenceyle öldürüldüğü ve cenazesinin gizlendiği kanısına varılmıştır’ diye rapor yazan devlet, Cemil Kırbayır dosyasında da takipsizlik kararı verdi. Eğer istiyorlarsa gerçekten bu dosyalarla başlayabilirler. Çünkü bu dosyaların hepsinde delil var ve delil araştırmasına bile girmelerine gerek yok.” 

‘Cezasızlık politikası var’ 

Eren Keskin ayrıca, “1990’lı yıllardaki cinayetlerin hiçbiri faili meçhul cinayet değil. Bunların hepsinin failleri genel olarak aileler, avukatlar tarafından biliniyor ve bunlar dosyalara da sunuluyor. Ama cezasızlık politikası var. Devletin kendi politikasını değiştirip ‘Evet, ben bu suçları artık bulacağım, ortaya çıkaracağım’ demesi gerekiyor. Örneğin 1990’lı yılların en şüpheli isimlerinden biri Mehmet Ağar’dı. Fakat Mehmet Ağar bugün hâlâ iktidarın yanında. Mehmet Ağar hâlâ kim İçişleri Bakanı olursa onu ziyaret ediyor, ayrıca bütün emniyet müdürlerini de ziyaret ediyor. ‘Beyaz Toroslar dönemi bitti’ diyorlar. Mehmet Ağar, beyaz Torosların en önemli kaptan şoförlerinden biriydi. Ama hâlâ yargılanmadı, hâlâ konuşmadı. Onun için biz gerçekleri biliyoruz” diye konuştu.

Kayıpların yoğun olduğu 90’lı yıllara tanıklık ettiğini belirten Eren Keskin, faillerin kim olduğunu bildiklerini ve bunu devlete de açıkladıklarını söyledi. O dönemin faillerinin halen görevlerine devam ettiğini vurgulayan Eren Keskin, “O nedenle bu konuda devlet politikasının değişmesi gerekiyor. Hem bir taraftan ‘Biz bu dosyaları çözeceğiz, faili meçhul kalmayacak’ deyip aynı günlerde siz Rıdvan Karakoç’un zorla kaybedilmesiyle ilgili zaman aşımından takipsizlik kararı verirseniz inandırıcı olamazsınız” dedi.

Türkiye BM sözleşmesini neden imzalamıyor? 

İHD olarak çok sayıda dosyaya dahil olmak için başvuru yaptıklarını kaydeden Eren Keskin, “JİTEM’in işlediği bütün dosyalarda müdahil olduk. Suç duyurularında bulunduk, Ergenekon davalarına müdahillik talebinde bulunduk. Bütün dosyaları biz çok iyi biliyoruz. Biz ne kadar iyi biliyorsak devlet de o kadar iyi biliyor. O nedenle eğer çözmek isterlerse çok basit, çok kolay çözebilirler ama çözmek istemiyorlar. Çünkü bu çözüldüğü takdirde devletin kendi içinde var olan insanları katleden o yapı ortaya çıkacak. Bu yapının ortaya çıkmasını istemedikleri için cezasızlık politikası devam ediyor. Bu bir devlet politikasıdır. Cinayet, insan öldürme suçlarında var olan zaman aşımı süresini, bu dosyalarda da uyguluyorlar. Zaman aşımı dolduğu anda da takipsizlik kararını veriyorlar. Oysaki biz yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Birleşmiş Milletler (BM) Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmeyi imzalaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü Türkiye, bu sözleşmeyi imzalarsa bu tür insanlık suçlarında zaman aşımı olmadığını kabul etmiş olacak. Bu nedenle sözleşme imzalanmıyor”  ifadelerini kullandı.

‘Barış iradesini göremiyoruz’ 

Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürece de  değinen Eren Keskin, şöyle devam etti:

“Eğer bir barış süreci olacaksa ölülerin de barışa ihtiyacı var. Ölülerin de bir mezarları olmalı ve onların aileleri eğer öldülerse onların mezarlarını bilebilmeli, mezar hakları olabilmeli. Eğer ölmedilerse akıbetlerinin ortaya çıkarılması gerekir. Faillerin ortaya çıkarılması gerekir. İşte o zaman barış sürecinin ilerleyebilmesi inandırıcı olur. Ama maalesef henüz bu iradeyi göremiyoruz.”