Trump-Şi görüşmesi: Büyük gösteri, sınırlı sonuç
Yıldız Önen 28 Eylül 2026

Trump-Şi görüşmesi: Büyük gösteri, sınırlı sonuç

Trump-Şi görüşmesi: Büyük gösteri, sınırlı sonuç

 

Bir yanda Birleşmiş Milletler Genel kurulunda liderler bir araya gelerek dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları konuşurken, diğer yanda ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping 23-25 Eylül’de Washington’da bir araya geldiler. Zirvenin ardından Trump görüşmeyi “dostluk, güç ve başarı dolu” olarak nitelendirirken, Şi Cinping ilişkilerin geleceğinin daha parlak olduğunu söyledi. Ancak ziyaretin görkemli atmosferi ile ortaya çıkan sonuçlar arasında belirgin bir fark var. Çetrefilli sorunların çözümü konusunda somut bir ilerleme sağlanamadı.

Ticarette geçici soluklanma

En yoğun pazarlıklar ekonomi, gümrük tarifeleri ve küresel tedarik zincirleri başlıklarında yürütüldü. Zirvenin en somut ve piyasaları rahatlatan sonucu, Kasım ayında dolacak ticaret ateşkesinin iki ay daha, 10 Ocak’a kadar uzatılması oldu. Kurulan ikili ticaret mekanizması çerçevesinde iki taraf, karşılıklı 30 milyar dolarlık ticaret için daha elverişli tarife uygulaması konusunda anlaşmaya vardı. Muafiyet kapsamında ABD’den Çin’e tarım ürünleri, deniz ürünleri ve kozmetik ürünler; Çin’den ABD’ye ise oyuncaklar ve küçük ev aletleri gibi tüketim malları gönderilecek. Çin, ABD’den yıllık 25 milyon ton soya fasulyesi ithalatı taahhüdünü yerine getireceğini teyit etti. Çin, ayrıca 2027 ve 2028 yıllarında ABD’den her yıl en az 10 milyon metrik ton kömür ithal etmeyi kabul etti.

Ancak ABD’nin yüksek teknoloji üretimi için hayati önem taşıyan ve Çin’in önemli ölçüde kontrolünde bulunan nadir toprak elementlerinin tedariki ile Çin’in bu alandaki ihracat kısıtlamaları konusunda kalıcı bir serbestleşme anlaşması sağlanamadı.
İki lider yapay zekânın “insan kontrolünde kalması” gerektiği gibi genel bir ilke üzerinde konuştu. Ancak ABD’nin Çinli teknoloji şirketlerine uyguladığı çip ambargoları, ihracat kontrolleri ve dijital egemenlik konularında bir ilerleme kaydedilemedi.

Bu nedenle zirve, ABD’nin Kasım ayındaki ara seçimleri öncesinde ekonomik istikrarı korumak adına “fırtına öncesi bir sessizlik” sağladı. Ancak gümrük vergilerinin kalıcı olarak kaldırılması ve teknolojik soğuk savaşın sona erdirilmesi gibi yapısal sorunlar bir sonraki müzakere turlarına bırakıldı.

Bölgesel krizlerde değişmeyen pozisyonlar

Liderler Ortadoğu, Ukrayna ve Tayvan’daki gelişmeleri de ele aldı.
ABD-İran savaşı, görüşmenin başlıklarından biri oldu. Çin tarafının 26 Eylül’de yayımladığı sekiz maddelik sonuç metninde, İran’ın nükleer silah geliştirmeme taahhüdüne uyması ve hiçbir ülke ya da kurumun uluslararası suyollarına geçiş ücreti koymasına izin verilmemesi konusunda iki ülkenin uzlaştığı belirtildi.

Ancak bu açıklama İran savaşı konusunda tam bir anlaşma anlamına gelmedi. Şi Cinping, ABD ve İran’ın daha önce üzerinde uzlaştığı “Haziran Çerçeve Anlaşması”na dönülmesi ve krizin yaptırımlar ya da askeri ablukalar yerine kapsamlı müzakerelerle çözülmesi çağrısı yaptı.

Trump, Tahran’ın sunduğu son barış önerisini kabul etmeyerek Çin’in müzakere ve mutabakata dönüş çağrısına uymamış oldu. İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol yaptırımlarını düşürmesi ve bölge genelinde ateşkes sağlaması halinde Hürmüz Boğazı’nı açmayı ve nükleer görüşmeleri bir hafta içinde yeniden başlatmayı önermişti. Trump, dün bu “7 günlük barış planı/yol haritası” teklifini reddettiğini açıkladı.

Trump ayrıca, Çin’in İran’a desteğini kesmesi konusunda Şi’ye baskı yaptı. ABD’li yetkililer, İran’ın Çin’den aldığı uyduların görüntülerini ABD üsleri ve bölgedeki donanma unsurlarını hedef almak için kullandığını söyleyerek bu desteğin kesilmesi gerektiğini ilettiklerini açıkladılar. Çin, İran’a desteğini keseceğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Bu nedenle zirve sonrasında iki tarafın ABD-İran savaşındaki temel pozisyonlarında bir değişiklik görülmediğini söylemek mümkün.

Zirvede Ukrayna-Rusya savaşı da ele alınan küresel konulardan biri oldu. Zirve öncesinde Zelenskiy, Trump ile görüştü ve ona “Şi Cinping’in Vladimir Putin üzerinde muazzam bir nüfuzu olduğunu, Trump’ın bu zirvede Çin’i barış sürecine daha aktif katılması için ikna etmesi gerektiğini” söylediğini açıkladı.

ABD medyasına demeç veren resmi kaynaklara göre Trump da Şi Cinping’den Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı sona erdirmesi için Pekin’in Moskova üzerindeki ekonomik ağırlığını kullanmasını istedi.

Şi Cinping ise Çin’in Ukrayna krizindeki pozisyonunun net olduğunu belirterek, “tarafların gerilimi tırmandıracak adımlardan kaçınması ve diplomatik çözüme odaklanması” gerektiğini yineledi. Çin Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına göre Şi, krizin yalnızca yaptırımlarla çözülemeyeceğini, tarafların meşru güvenlik kaygılarının gözetileceği kapsayıcı bir Avrupa güvenlik mimarisine ihtiyaç olduğunu savundu.

Deutsche Welle’nin analizinde, Çin’in Rusya’yı ABD’nin çizdiği sınırlar dahilinde bir barış anlaşmasına zorlamak konusunda isteksiz olduğu değerlendirildi. Analizde Pekin’in, hem Moskova’yı tamamen kaybetmek istemediği hem de Ukrayna savaşını ABD ve NATO’nun kaynaklarını tüketen stratejik bir süreç olarak gördüğü vurgulandı. Bu nedenle Ukrayna konusunda barış toplantılarının desteklenmesi gibi sembolik bir yakınlaşma görülse de Çin, Rusya ile ekonomik ilişkilerini sınırlandırmaya yönelik bağlayıcı bir adım atacağına dair bir işaret vermedi.

Tayvan konusunda pozisyonlar değişmedi. Tayvan konusunda Çin tarafı “tek Çin” ilkesine bağlılığını ve egemenlik haklarını yeniden vurguladı. Şi Cinping, ABD’nin Tayvan’a yönelik silah satışlarının Çin açısından kırmızı çizgi olduğunu açık biçimde yineledi. Pekin, yalnızca yeni silah paketlerinin durdurulmasını değil, Tayvan’ın daha önce sipariş ettiği silahların teslimatının da askıya alınmasını talep etti.

Şi ayrıca Trump’tan ABD’nin geleneksel “Tayvan’ın bağımsızlığını desteklememe” çizgisini bir adım ileri taşıyarak “Tayvan’ın bağımsızlığına açıkça karşı çıkmasını” istedi. Konunun yanlış ele alınmasının iki büyük güç arasında “çatışma ve tehlikeli bir durum” yaratabileceği uyarısında bulundu.

Trump ise Tayvan’ın arkasında durduğunu ve statükonun korunmasını istediğini belirtti. Trump, Tayvan konusunu, Çin ile ticari ve bölgesel müzakerelerde, özellikle Ortadoğu ve İran konusunda Pekin’in desteğini almak için bir pazarlık unsuru olarak elinde tutmaya devam ediyor. Washington uzun bir zamandır Tayvan’ın savunmasını silah satışlarıyla güçlendiren, ancak bir Çin saldırısına karşı doğrudan savunma yapmayı taahhüt etmeyen “stratejik belirsizlik” politikasını uyguluyor.

Gösterinin ardında kalan rekabet

Görüşmelerin tek seferlik kalmayacağı ve liderlerin 2026 yılı bitmeden iki kez daha bir araya geleceği açıklandı. Trump ve Şi, Kasım’da Çin’de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi ile Aralık’ta Florida’nın Miami kentinde düzenlenecek G20 Zirvesi’nde yeniden buluşacak.

Washington’daki büyük karşılama, kırmızı halı, devlet yemeği ve iki liderin sıcak mesajları, zirveye güçlü bir uzlaşma görüntüsü verdi. Ancak The Guardian’ın diplomasi ve eğlence kelimelerini birleştirerek “diplotainment” olarak tanımladığı bu gösterişli atmosferin ardında, iki ülke arasındaki temel sorunların büyük ölçüde yerinde kaldığı görülüyor. Eski ABD’li diplomat Danny Russel’ın “Pandalar şirin ama Amerika’nın pandaya değil, nadir toprak elementlerine ihtiyacı var” sözleri de bu zirveyi iyi özetliyor.

Zirve, ticaret alanında sınırlı ekonomik anlaşmalar ve müzakerelerin sürmesini sağlayacak yeni bir zaman aralığı yarattı. Yapay zekâ konusunda bir diyalog kanalı oluşturulurken, askeri iletişim ve kriz önleme mekanizmalarının sürdürülmesi konusunda ortak bir dil ortaya çıktı. Buna karşılık gümrük vergilerinin kalıcı olarak kaldırılması, teknoloji rekabeti, nadir toprak elementleri, çip ambargoları ve ihracat kontrolleri gibi temel ekonomik ve teknolojik sorunlarda kalıcı bir çözüm bulunamadı. İran, Ukrayna ve Tayvan konusunda da tarafların temel pozisyonlarında belirgin bir değişiklik olmadı.

Şi Cinping’in zirvenin başında yaptığı ‘Tukidides Tuzağı’ uyarısı, yani yükselen güç ile yerleşik güç arasındaki rekabetin çatışma riskini artırabileceği yönündeki değerlendirmesi bu nedenle önemini koruyor. Zirvenin ardından ortaya çıkan tablo, bir ABD-Çin uzlaşmasından çok, iki büyük gücün rekabeti daha kontrollü biçimde sürdürme çabası oldu. Washington’daki büyük gösterinin ardında, yükselen güç ile yerleşik güç arasındaki ekonomik, teknolojik ve jeopolitik rekabet yerli yerinde duruyor.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.