7 yıl tutukluluğun ardından 8 Eylül’de cezaevinden tahliye olan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, T24’ten Candan Yıldız’ın sorularını yanıtladı.
Mızraklı, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in “Öcalan’ın yeni konutunu değil de Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmalıyız” sözleri hatırlatılarak yöneltilen “Öcalan- Demirtaş arasında bir ayrışma var mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bunlar kesinlikle iyi niyetli yaklaşımlar değil. Aksine fay hatları veya çatlaklar oluşturmaya dönük, sonucu selamete götürecek yaklaşımlar değil. Sayın Özgür Özel kendi beyanları dışında ister Edirne Cezaevi’nin kapısı önünde söyledikleri olsun, ister daha sonraki fasıllarda ifade ettikleri olsun söylediklerinin ötesinde güçlü bir şekilde parti programına ve özellikle bu sürece ilişkin özelleştirilmiş güçlü bir belge ortaya koymadılar. Cavid Orhan Tütengil’in Mustafa Kemal’i Anlamak ve Tamamlamak diye bir kitabı var. Dedim ya Kürt dünyasından bir okuma yapmaya bir türlü gelemiyoruz. Kendi mahallemizin ezberlerinden ve ön yargılarından kurtulmadan bazı şeylere bakmaya çalıştığımız zaman, oraya saplanıp kalarak baktığımız zaman ciddi hatalar yapıyoruz. Bu süreçte şunu çok net görmek gerekir. Ne Öcalan için ne de Demirtaş için böyle bir durum hissediyorum. Bir ikilik bir karşıtlık yok. Peki üretilmiş olan var mı? Onların dışında fazlasıyla var. O zaman adreslerimizi bunu üreten yerlerden kurmak gerekiyor. Ya bundan nasıl bir çıktı almak istiyorlar, bunun üzerinden nasıl bir zayıflık veya yeni bir ayrışma yaratarak nereye varmak istiyorlar?
‘Süreçte kesinlikle bir rekabet de olduğunu düşünmüyorum’
DEM Parti’nin içine dönük bir hamle olduğunu düşünüyorum. Öcalan’ın hemen hemen bütün külliyatını okumuşumdur. O külliyatın içinde hiçbir yerde savaşı kutsama, özellikle 2000 ve sonrası için çok net biçimde böyle ifadelerin olmadığını okuyan herkes bilir. Bununla beraber 93’ten itibaren çözüm arayışları hep oldu. 2024’te bir elin uzatılması bekleniyordu. O el uzatıldığı zaman iki elle birden yakalandı. Böyle bir durum varken o zaman bence hem bu işin muhataplarının kendisini sorgulaması gerekiyor hem de bu iş etrafında, periferisinde yer alanların da tıkanıklığın nerede olduğunu iyi sorgulaması gerekiyor. Samimiyetle söyleyeyim, Demirtaş, Demirtaş gibi arkadaşlarımız barışı savunmanın güç olduğu dönemlerde barışı savunduk. Barışı savunduğumuz için içeriye girdik. Çatışmalı durumun bir tarafı olarak duruş gösterseydik belki içeriye de girmezdik. Belki de bazılarının istediği buydu. O gün de barış dedik. Ondan öncesinde de barış dedik. Bugün de barışçıl çözüm diyoruz. Burada bütün dalga boyları buluşmuş durumda. Demirtaş barış diyor, Öcalan barış diyor, Bahçeli barış diyor, Erdoğan diyor. Muhalefet de ağırlıklı olarak bunu söylüyor. Bizim odaklanmamız gereken yer burası. Bu süreçte kesinlikle öyle bir rekabet de olduğunu düşünmüyorum. Ek olarak özgürlükçü siyaset çizgisini en iyi pratikleştirebilecek kişilerin başında Sayın Demirtaş’ın olduğunu görürüm. Çünkü ciddi toplumsal karşılığı var. Farklı siyasi mahallelerde bu yankıyı yaratabiliyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın da en fazla talep ettiği şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendi mahallenize, kendi dar sahanıza konuşmanızın sizi büyütecek, sizi ilerletecek bir yanı da yoktur.”
‘AKP ve MHP’den bugüne kadar arayan veya gelen olmadı’
Tahliye’sinin ardından AK Parti veya MHP’den arayan olmadığını da ifade eden Mızraklı “Ekrem İmamoğlu sevincini ifade eden bir tweet atmıştı. Keza Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan kardeşim de tweet atmıştı. Yeni Parti yönetimi, başta Özgür Özel olmak üzere birçok arkadaş veya CHP’nin içindeki birçok arkadaş aradı. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da aradı, kimi DEVA’lı vekiller ziyarete geldiler. Diğer Kürt partilerinden hem arayanlar hem gelenler oldu. Dolayısıyla bıraktığınız geçmiş bıraktığınız mazinin yanı sıra bir de bu dönemin ihtiyacı olan, herkesin birbiriyle buluşabilmesi gerekiyor. Herkesin birbiriyle müzakere edebilme ehliyetini geliştirmesi gerekiyor. Müzakereye kendinizi kapattığınız andan itibaren sadece kutuplaşmayı beslersiniz. Bunun farkında olan bir yerden insani olan birtakım edimleri bile devre dışı bırakmak zaten kabul edilebilir bir tutum değil. Benim de ne ahlakıma ne de anlayışıma uyar. AKP ve MHP’den bugüne kadar arayan veya gelen olmadı. Muhtemelen belli bazı şeylerin tekamüliyetini bekliyorlardır. Günü geldiğinde onlardan da bu konuda birtakım şeyler gelişirse hiç garipsemem” diye konuştu.
‘Demirtaş bırakılmadan sürecin sahici olduğuna inanmayacağız’
Mızraklı, kendisini ziyaret eden farklı siyasi partilerden kişilerin Demirtaş’ın tahliye edilmemesi halinde çözüm sürecinin sahiciliğine ilişkin kuşku duyduklarını da aktardı. “Beni ziyarete gelen farklı siyasi partilerden insanlar, özellikle yereldeki il ve ilçe teşkilatlarında yaşayanlar, hepsi diyorlar ki ‘Demirtaş bırakılmadan biz bu sürecin sahici olduğuna inanmayacağız’” diyen Mızraklı, bunun yalnızca DEM Parti tabanıyla sınırlı bir beklenti olmadığını söyledi.
Mızraklı’ya göre Demirtaş’ın tahliyesi, “hukuka dönüş” olarak tarif ettiği sürecin önemli göstergelerinden biri.
‘Sisli görme hali toplumu şüpheye taşır’
Cezaevinden çıkarken dile getirdiği ‘şeffaflık’ çağrısına dair de konuşan Mızraklı şunları kaydetti:
“Mevcut durumda ülkenin geleceğine ilişkin söyleyecekleri taahhüt durumunda olan kim var, bir kişi var. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan. O yürütmenin başıdır. Onun ileriye doğru tutacağı projektörler bu ülkedeki her yurttaş açısından bir izlek durumundadır. Diğer siyasi aktörlerin, örneğin Sayın Bahçeli’nin Meclis konuşmalarında hep bir veya iki adım öteden konuştuğunu gördük. Sayın Cumhurbaşkanı bir, iki adım sonrasını konuştu mu, hayır. Daha yuvarlayarak, başka konuların içine dolgu yaparak ifade etmeyi seçti. Diğer aktör Sayın Öcalan sesini, düşünüşlerini, perspektifinin nelerle ikmal edileceğini dışarıya yeterince aktarabiliyor mu, sunabiliyor mu? Bazen doğru yanlış bir sürü görüşme notu şu bu diye çıkabiliyor. O zaman projeksiyona ihtiyaç var. Ne zaman biz bu hale geldik sorusuna da cevap bulmamız gerekiyor. Aynı zamanda da böyle bir temel mesele konusunda ileriye ışık utması gerekenler yol haritasına, duraklarına, ilerleyeceği adreslere ilişkin daha net, daha tatminkâr birtakım şeyleri ortaya koyabilseler, doneleri ortaya koyabilseler vatandaşın kuşkusu da azalacak. Sisli görüyorlar. O sisli görme hali veya buzlu camdan bakma hali toplumu kaçınılmaz bir şekilde şüpheye taşır. Oysa böyle süreçlerde şüpheleri minimalize edip doğruları veya hakikati görebileceğiniz bir berraklığa ihtiyaç var. Biz o berraklığı yaratmak durumundayız.
Şeffaflaşma bu tür süreçlerde çokça sözü edilen üçüncü gözü üç yüz milyona çıkartmaktır, üç milyar göze çıkartmaktır. Bu süreçlerin mahremiyet faslına evet ama mahremiyet faslının uzaması ile beraber güvenin gelişememesine de hayır demek gerekiyor. Güveni geliştirmek için tam da bu mahremiyetin tedricen ortadan kaldırılması şeffaflığın açıklığın ortaya konulması gerekiyor. Türkiye’nin önünde bir sürü şey konuşuluyor. İşte yeni anayasa konuşuluyor. Seçim takvimi konuşuluyor. Bütün bunlar Türkiye açısından çok belirleyici adımlar değil mi? Bütün bu bahsettiklerimizin de bu sorundan bağımsızlığı var mı, yok. O zaman oturup hakikaten bu işin güçlü münazaralarını yapmak gerekiyor. Bu ülkenin bütün kesimlerinin dahil olması gereken bir yol haritasını nasıl güçlü, etkili, inanılır, güvenilir bir hale getirebiliyoruz kaygısıyla bu şeffaflaşmanın temini gerekiyor.”
(T24)




