İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik başlatılan soruşturma kapsamında başlatılan 19 Mart operasyonları sonrasında “kent uzlaşısına” ilişkin suçlamalarda adı geçen Spectrum House kurucusu Azad Barış, devam eden İBB Davası ve çözüm süreci hakkında konuştu.
Bianet’ten Evrim Kepenek’e konuşan Barış, kent uzlaşısının nasıl ortaya çıktığını, İBB soruşturmalarında kendisine yöneltilen suçlamaları, çerçeve yasadan beklentilerini, Türkiye’ye dönüş meselesini, DEM Parti’nin dönüşümünü ve muhalefetin önündeki olasılıkları değerlendirdi.
İBB soruşturmalarında kendisiyle Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Ahmet Özer ve Mahir Polat arasındaki temasların suçlama konusu yapılmasını eleştiren Barış, “görüşme, temas, irtibat, bağ, suç” şeklinde ilerleyen bir kelime zincirinin somut bir suç ilişkisi anlamına gelmeyeceğini söyledi.
“Kent uzlaşısının arkasındaki isim”, “İBB soruşturmalarının kilit ismi” gibi tanımlamalarla anılmaya itiraz eden Barış ayrıca, “Gizli mimar, arkasındaki isim gibi tanımlamaları doğru bulmuyorum. Çünkü bu tanımlamalar, çok aktörlü ve uzun bir siyasal süreci tek bir kişinin üzerine yıkarak tartışmayı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda meseleyi siyasetten uzaklaştırıyor” diye konuştu.
Kent uzlaşısı etrafında bir tehdit tanımlandığını belirten Barış, “O tehdidi temsil ettiği düşünülen bir isim seçiliyor ve çok daha geniş bir siyasi süreç o kişinin üzerine yükleniyor. Ben burada asıl meselenin kendim olmadığını düşünüyorum. Asıl mesele, farklı siyasi kesimler arasındaki temasın neden suç şüphesi olarak görülmeye başlandığıdır” ifadelerini kullandı.
“Görüşme, temas, irtibat, bağ, suç diye bir merdiven kuruluyor”
İBB soruşturmalarında Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Ahmet Özer ve Mahir Polat gibi isimlerle görüşmelerinin suçlama konusu yapılması hakkında da konuşan Barış şöyle devam etti:
“Burada çok basit ama önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Görüşmek başka bir şeydir, aynı yapı içerisinde hareket etmek başka bir şey. Bir siyasetçiye analiz sunmak başka bir şeydir, onun adına karar almak başka bir şey. Benim yaptığım iş gereği siyasetçilerle, belediye başkanlarıyla, akademisyenlerle, gazetecilerle görüşmem kadar doğal bir şey olamaz. Konuştuğumuz konular da gizli konular değildi. Kent siyaseti, yerel yönetimler, Kürt meselesi, seçimler, temsil, barış ve demokratikleşme gibi kamuoyunun zaten tartıştığı başlıklardı.
Fakat soruşturma dili içerisinde şöyle bir kelime merdiveni kuruluyor: görüşme, temas, irtibat, bağ ve ardından suç. Oysa bu kelimelerin her biri bir öncekinin üzerine yeni ve somut bir olgu koymuyorsa, ortada sadece kavramsal bir genişleme vardır. Benim farklı dönemlerde Kürt siyasi hareketi içinde çeşitli görevler üstlenmiş olmam da kamuya açık bir bilgi. Fakat bir siyasi hareket içerisinde bulunmak, her görüşmenin ya da her temasın bir suç ilişkisine dönüştürülmesini gerektirmez. Siyaset yapmak da suç değildir.
Burada daha büyük bir mesele var. Türkiye’de birbirinden çok uzak siyasi çevrelerin konuşabilmesi neden şüpheli hale geliyor? Eğer demokratik siyaset temas kurmayı, konuşmayı ve müzakere etmeyi gerektiriyorsa, bu alanı kriminalize ettiğinizde geriye ne kalıyor?”
‘Siyasi ihtiyaçlara göre devreye sokulan istisna rejimi’
İBB soruşturmalarını yalnızca yerel yönetimlere ilişkin bir soruşturma olarak görmediğinin altını çizen Barış, “Bunun daha geniş bir siyasi yeniden yapılanma sürecinin parçası olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Konuya ilişkin Ernst Fraenkel’in “ikili devlet” kavramına başvurduğunu belirten Barış, şöyle dedi:
“Bir tarafta kuralları, kurumları ve öngörülebilirliği olan normatif devlet var. Diğer tarafta ise siyasi ihtiyaçlara göre devreye sokulan istisna rejimi bulunuyor. Türkiye’de son yıllarda bu iki alanın giderek daha fazla iç içe geçtiğini görüyoruz.
Kürt siyasi hareketine yönelik operasyonlar, kayyım uygulamaları, Kobani davası, 19 Mart sonrasında yaşananlar, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik müdahaleler birbirinin aynısı değil. Ancak bunların ortaklaştığı bir siyasi mantık var: demokratik iradenin üretebileceği yeni kanalları daraltmak.
İstanbul burada özel bir öneme sahip. Çünkü İstanbul yalnızca bir belediye değil. Ekonomik, toplumsal ve siyasi açıdan Türkiye’nin merkezlerinden biri. Burada farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi, yerel düzeyde kurulabilecek bir siyasal ilişkinin başka kentlere ve ülke siyasetine örnek olabilmesi anlamına geliyor.
Eşit yurttaşlık herkesin aynı olması demek değil. Herkesin anayasa önünde eşit haklara sahip olması demek.”
‘Tek taraflı dönüşümün sonucu barış olmaz’
Kürt siyasi hareketinin de önemli bir dönüşüm geçirdiğini geçirdiğini söyleyen Barış, “Siyasal hattın demokratik siyaset, toplumsal örgütlenme, yerel irade, kadın özgürlüğü ve ekoloji gibi başlıklara doğru genişlediğini” gözlemlediğini ifade etti.
Kürt siyasetinin barış çabaları üzerinden geçirdiği dönüşümü desteklediğini ancak eleştirel bakışını da koruduğunu vurgulayan Barış, “Bir siyasi hareketin silahlı çatışmadan demokratik siyasete yönelmesini desteklemek, o hareketin bütün politikalarını koşulsuz onaylamak anlamına gelmez” diye konuştu.
Barış, şöyle devam etti:
“Burada önemli olan karşılıklılık. Bir taraf silah bırakırken diğer tarafın demokratik alanı genişletmesi gerekiyor. Eğer yalnızca bir taraf dönüşür, diğer taraf eski güvenlikçi mekanizmalarını korursa buna kalıcı barış diyemeyiz.
Tek taraflı dönüşümün sonucu barış olmaz. Bir tarafın sessizleşmesi olur. Çatışmalar silahlar sustuğunda değil, sözler normalleştiğinde biter.
Bu nedenle ben “negatif barış” ve “pozitif barış” ayrımını önemsiyorum. Negatif barış, silahlı çatışmanın sona ermesidir. Pozitif barış ise insanların kendilerini eşit, özgür ve güvende hissettiği siyasi ve hukuki düzenin kurulmasıdır. Çatışmasızlık bir durumdur, barış ise bir kurumdur”
“Barışı desteklemek hükümetin her politikasını onaylamak anlamına gelmez”
DEM Parti bir yandan barış sürecinin aktörü, diğer yandan muhalefetin parçası olabilir mi? sorusunu da yanıtlayan Barış, “Bence burada bir çelişki yok. Çünkü destek ile onay aynı şey değil. Diyalog ile ittifak aynı şey değil. Müzakere etmek bir siyasi yapının başka bir siyasi yapı tarafından yönlendirilmesi anlamına gelmez. DEM Parti burada bir arayüz işlevi görebilir. Demokratik muhalefetin farklı kesimleri arasında temas kurabilir, barış, eşit yurttaşlık, hukuk devleti ve sosyal adalet başlıklarını birlikte tartışmaya açabilir. Ama bunun için hem barış konusunda ısrarcı olmak hem de demokratik haklar konusunda taleplerini açık biçimde sürdürmek gerekiyor” dedi.
“İmamoğlu, Şahan ve diğer davalar barış sürecinden ayrı düşünülemez”
Bir yandan barış ve demokratikleşme konuşulurken Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Selahattin Demirtaş gibi isimlerin tutuklu olmasına da değinen Barış, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Bunları birbirinden tamamen bağımsız süreçler olarak görmüyorum. Ama birbirinin alternatifi olduklarını da söylemiyorum. Aynı siyasal dönüşümün farklı aşamalarında ortaya çıkan meseleler olarak bakıyorum.
Eğer bir tarafta barış ve demokratikleşme konuşulurken diğer tarafta seçilmiş siyasetçiler tutuklanıyor, belediye başkanlarının iradesine müdahale ediliyor ve siyasi davalar devam ediyorsa burada sürecin tamamlanmadığını söylemek gerekir. Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış ve demokrasi aynı anda doğması gereken ikizlerdir.
Burada karşılıklılık yeniden önem kazanıyor. Silahlı aktörler şiddeti bırakacak, devlet demokratik alanı genişletecek, siyasi partiler çözüm iradesini sürdürecek, yargı bağımsızlığı güvence altına alınacak ve Meclis sürecin merkezinde olacak.
Çerçeve yasanın da bu bağlantıyı kurması gerekiyor. Yani silahların bırakılmasına ilişkin hukuki eşik ile demokratikleşme ve eşit yurttaşlık arasındaki bağ açık biçimde kurulmalı.”
Bianet’te yayınlanan röportajın tamamına buradan erişebilirsiniz.




