DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında kadınların nafaka hakkının hedef haline getirildiğini söyledi.
“Kadınların bütün sorunları bitmiş gibi, bu ülkede her gün iki kadın erkekler tarafından katledilmiyormuş gibi 15 yıldır AKP iktidarının gözünü, kulağını tamamen kadınların nafaka hakkına diktiğini görüyoruz” diyen Ayan, Anayasa Mahkemesi’nin 2012 yılında “nafakanın boşanma sonrası yoksulluğu önleme ve dayanışmanın gereği olduğu” yönünde karar verdiğini anlattı.
Ayan konuşmasında, “Bir gün evli kaldı, ömür boyu nafaka ödüyor”, “Kadınlar yüksek nafakalarla lüks içinde yaşıyor” şeklindeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığından; kadınların istihdama katılım oranının düşüklüğü, ev içi bakım yükü ve boşanma sonrası yoksulluğa düşme riskinden bahsetti.
Adalet Bakanlığı’nın 2023 yılında kadın örgütlerinin çağrısına rağmen kısa süreli evlilikler sonrasında uzun yıllar nafaka ödendiği iddia edilen dosyaları paylaşmadığını ileri süren Ayan, “Adalet Bakanlığı kaç dosya gönderdi? Sıfır dosya. Bir tane dahi bunun örneğini veremedi” dedi.
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine de değinen Ayan, nafakanın kadınlara özgü bir hak olmadığını belirterek, “Yoksulluğa düşen taraf, yani evlilik birliği içerisinde boşandıktan sonra kim yoksulluğa düşecekse o taraftan bahsediyor. Bir gün evli kalan kadın demiyor, çalışmak istemeyen kadın demiyor, ömür boyu süresiz bir şekilde herhangi bir kesintiye uğramaksızın demiyor” ifadelerini kullandı.
Nafakanın kendiliğinden bağlanmadığını ve mahkemenin yoksulluk koşullarını değerlendirdiğini söyleyen Ayan, kadınların önemli bir bölümünün boşanma davalarında nafaka talep etmediğini öne sürdü.
‘Ortalama yoksulluk nafakası 1179 lira’
Ayan, 2025 itibarıyla Türkiye’de kadınların 1179 lira yoksulluk nafakası aldığını söyleyerek, “Bu miktarla kadınlar nasıl lüks içerisinde yaşayacak? Bırakın lüks içerisinde yaşamayı, bir gün içerisinde iki öğün dışarıda dahi yemek yenilemez miktardan bahsediyoruz. Kadınların binbir emekle kazanılmış haklarına bu şekilde algılarla, baskılarla, sosyal medyadaki basınçlarla, Anayasa Mahkemesi’nin bu yönlü vermiş olduğu, iktidarın eliyle vermiş olduğu kararları da kabul etmeyeceğiz” diye konuştu.
‘Sincan Cezaevi bütün sorunların toplandığı bir kampa dönüştü’
Ayan, cezaevlerinden sağlığa erişim hakkı ihlalleri, tutuklulara yönelik kötü muamele ve keyfi uygulamalara ilişkin kendilerine çok sayıda başvuru ulaştığını ifade etti.
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde son 6 ay içerisinde çok sayıda intihar vakası yaşandığını ve dört tutuklunun yaşamını yitirdiğini söyleyen Ayan, “Kimse hukuktan üstün değilse, bu ülkede herkes hukuka tabi ise Sincan Cezaevi sorunlarına dair derhal soruşturma başlatılması gerekiyor. Daha hangi iddiaları bekliyorsunuz burada bir soruşturma başlatabilmek için? Orada yaşanan insanlık dışı muamelelere dair soruşturma başlatıp gerekli araştırmaları yapmak için her gün bir daha fazla cenaze mi çıkmasını bekliyorsunuz?” diye sordu.
Tutuklular kötü muameleye maruz bırakılıyor
Ayan, geçen ayki “Ailem Güvende” operasyonunda 80’den fazla kişinin tutuklandığını ve tutukluların çeşitli cezaevlerinde tecrit koşullarında tutulduğunu belirtti. Sincan Cezaevi’nde bazı tutuklulara zorla tıbbi testler uygulandığını savunan Ayan, test sonuçları çıkana kadar kişilerin tecritte tutulduğunu ve söz konusu testlerin, kişilerin LGBTİ+ oldukları gerekçesiyle yapıldığının kendilerine aktarıldığını söyledi.
Ayan ayrıca Umut Derin isimli tutuklunun tecritte tutulduğunu, çıplak aramaya maruz bırakılarak kötü muamele gördüğünü ifade etti.
Benzer uygulamaların İzmir Şakran ve Tarsus cezaevlerinde de yaşandığına ilişkin kendilerine bilgiler ulaştığını belirten Ayan, bazı tutukluların zorla saçlarının kesildiğini anlattı.
‘Devlet korumasındaki çocuklar bile güvende değil’
Ayan, Şanlıurfa Güllübağ İlk Kabul Çocuk Evi’nde devlet koruması altında bulunan çocuklara yönelik cinsel istismar iddialarını da gündeme getirdi.
Konuyla ilgili bakanlık yetkilileriyle görüştüklerini ve olayın doğrulandığını söyleyen Ayan, kurum müdürü ve bir memurun görevden uzaklaştırıldığını, adli ve idari soruşturma başlatıldığının kendilerine aktarıldığını söyledi.
Ayan, “Bakanlığın işi olay olduktan sonra bunun takibini yapmak veya onları açığa almak değil. Çocuklar böylesi bir yerde dahi güvende değilse bir dönüp kendilerine baksınlar” dedi.
Ayan, olayın yalnızca görevden almalarla geçiştirilemeyeceğini belirterek, kurumda bulunan diğer çocukların da durumlarının incelenmesi ve çocuk odaklı koruma mekanizmalarının oluşturulması çağrısında bulundu.
‘Şehir Hastanesi açılışına kamu personelleri zorla götürüldü’
Ayan, seçim bölgesi Şanlıurfa’daki Şehir Hastanesi’nin resmi açılışının 3 Ekim’de yapıldığını hatırlatarak, açılıştan önce sağlık emekçilerinin bulunduğu gruplara mesaj gönderildiğini ve kamu çalışanlarının, görevli olup olmadıklarına ve mesai saatinde bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın açılışa katılmaya zorlandığını anlattı.
Ayan, “Hiçbir kamu görevlisi, resmi bir tebligat olmadığı sürece herhangi bir programa katılmak zorunda değildir. Hele hele siyasi saiklerle ortaya konmuş bir programa asla katılmak zorunda değildir” dedi.




