Eski HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, 33 yıl önce Diyarbakır’da uğradığı ve iki arkadaşının yaşamını yitirdiği silahlı saldırının faillerinin bulunması için Adalet Bakanlığı’na başvurdu.
Gazeteci Vecdi Erbay’ın Numedya24’te yayımlanan röportajında konuşan Taşçıer, yeniden açılan Gülistan Doku soruşturması paralelinde Adalet Bakanlığı bünyesinde geçtiğimiz aylarda kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na verdiği dilekçeyle soruşturmanın yeniden yürütülmesini talep etti.
Taşçıer, yıllar önceki saldırıya ilişkin soruşturmanın yüzeysel yürütüldüğünü, kendisinin de yeterince dinlenmediğini belirterek siyasi cinayet dosyalarının aydınlatılması için yeni bir sürecin başlatılması gerektiğini söyledi.
Diyarbakır’da üç arkadaş silahlı saldırıya uğradı
25, 26 ve 27’nci dönemlerde HDP Diyarbakır Milletvekilliği yapan İmam Taşçıer, 21 Haziran 1993’te Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Emek Caddesi’nde uğradığı saldırıyı yıllar sonra ecdi Erbay’a verdiği röportajda anlattı.
O dönemde öğretmenlik yapan Taşçıer, İkrami Han ve Abdulhamit Pamuk ile birlikte silahlı saldırıya uğradı.
İkrami Han olay yerinde, sağlık emekçisi ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır temsilcisi olan Abdulhamit Pamuk ise hastaneye götürülürken Taşçıer’in kucağında hayatını kaybetti. Saldırıda ağır yaralanan Taşçıer, uzun süre yoğun bakımda kaldı.
Saldırıda üç arkadaşın da dörder ya da beşer kurşunla yaralandığını söyleyen Taşçıer, kurşunlardan birini hâlâ çenesinde taşıdığını belirtti.
Üç arkadaşın siyasetle ilgilendiğini ve saldırının ardından kimin hedef alındığını bilmediğini ifade eden Taşçıer, saldırganların üçünü de tanıdığını düşündüğünü söyledi. İlk kurşunların başlarına sıkıldığını, ardından vücutlarına ateş edildiğini anlattı.
Taşçıer, saldırıdan önce İkrami Han’ın iş yerinde buluşarak çay içip sohbet ettiklerini, akşam karanlığı çökmeden evlerine gitmek üzere dışarı çıktıklarını belirtti. Kalabalık Emek Caddesi’nde yürürken arkalarından ateş açıldığını söyleyen Taşçıer, saldırganların kendilerine çok yakın bir mesafeden ateş etmiş olması gerektiğini dile getirdi.
Saldırıda kullanılan silahın Tokarev tipi bir tabanca olduğunu belirten Taşçıer, görgü tanıklarından edindikleri bilgilere göre üç saldırganın da silah kullandığını aktardı. Arkadan ateş açıldığı için saldırganları göremediklerini söyledi.
“Soruşturma üstünkörü yapıldı”
İki kişinin yaşamını yitirdiği, İmam Taşçıer’in ise ağır yaralandığı saldırının failleri bulunamadı. Taşçıer, soruşturmanın yeterince yürütülmediğini ve olayın Hizbullahçı gruplara atfedilmesinin ardından dosyanın sonuçsuz kaldığını belirtti.
Saldırının ardından kendisinin birkaç kez mahkemeye çağrıldığını ancak olayın ayrıntılarına ilişkin kapsamlı bir sorgulama yapılmadığını söyleyen Taşçıer, bir karakol ifadesi dışında kendisinden ayrıntılı bilgi alınmadığını ifade etti.
O dönemde avukatlığını üstlenen Sezgin Tanrıkulu ile birlikte faillerin bulunması için girişimlerde bulunduklarını belirten Taşçıer, çabalarının sonuç vermediğini söyledi. Tanrıkulu’nun o yıllarda da bu tür dosyaları takip ettiğini hatırlatan Taşçıer, ısrarcı olunmasına rağmen etkin bir soruşturma yürütülmediğini dile getirdi.
1990’lı yıllarda Diyarbakır’da baskı ve saldırılar nedeniyle çok sayıda kişinin kentten ayrılmak zorunda kaldığını belirten Taşçıer, kendisinin ise dosyanın peşini bırakmadığını ve Diyarbakır’dan ayrılmadığını söyledi.
Faili meçhul siyasi cinayetler yeniden soruşturulacak mı?
İmam Taşçıer’in yıllar sonra yeniden başvuru yapmasının nedeni, Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulması oldu. Birim, geçmişte işlenen ve failleri bulunamayan suçların aydınlatılması amacıyla çalışmalar yürütüyor.
Ancak Taşçıer, bu çalışmaların özellikle adli suçlarla sınırlı kalıp kalmayacağı, 1990’lı yıllarda işlenen ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin de yeniden soruşturulup soruşturulmayacağı sorusunu gündeme getirdi.
Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul cinayetleri aydınlatma yönündeki açıklamalarının inandırıcılık kazanması için siyasi cinayet dosyalarının da etkin biçimde ele alınması gerektiğini belirten Taşçıer, öldürme suçlarında zamanaşımının bulunmadığını hatırlattı.
Taşçıer, soruşturmaların yalnızca saldırıyı gerçekleştiren kişilerin bulunmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Cinayetleri kimin gerçekleştirdiğinin yanı sıra saldırıların arkasındaki bağlantıların, emir verenlerin ve faillerin yargılanmamasında rol oynayanların da ortaya çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Devletin arşivlerinde bu dosyaların aydınlatılmasına yardımcı olabilecek bilgilerin bulunduğunu belirten Taşçıer, silahların saldırganların eline nasıl geçtiği ve cinayetleri gerçekleştiren kişilerin yıllar sonra nasıl serbest kaldığı gibi soruların da yanıtlanmasını istedi.
“Diğer mağdurlar da dilekçe vermeli”
Taşçıer, Türkiye’de 17 bin 500 faili meçhul cinayetten söz edildiğini hatırlatarak kendi başvurusunun ardından diğer mağdurların da harekete geçmesini istedi.
Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul cinayet bırakmama yönündeki açıklamalarının somut adımlarla karşılık bulması gerektiğini belirten Taşçıer, başvuruların işleme alınmasının bu konuda belirleyici olacağını söyledi. Aksi durumda kamuoyunun yapılan açıklamalarla oyalandığının ortaya çıkacağını ifade etti.
Taşçıer, 1994’te öldürülen iş insanı Savaş Buldan’ın eşi DEM Parti Van Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan’ın yanı sıra, 1993’te Batman’da öldürülen DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın eşi Cihan Sincar’ın da başvuruda bulunduğunu hatırlattı.
Benzer dosyalarda adalet arayan kişilerin dilekçe vermesini isteyen Taşçıer, hukukçuların ve siyasetçilerin de sürecin takipçisi olması gerektiğini belirtti. Taşçıer, yetkililerin yeni bir süreç başlatmaları halinde bunu etkin biçimde yürütmeleri gerektiğini vurgulayarak başvuruların yapılmadığı gerekçesiyle hareketsiz kalınmaması gerektiğini söyledi.
Siyasi cinayetlerin aydınlatılması barış sürecine güveni artırabilir
Vecdi Erbay’ın faili meçhul siyasi cinayet dosyalarının yeniden açılmasının çözüm sürecine duyulan güvene katkı sunup sunmayacağı sorusuna Taşçıer, bunun mümkün olduğunu belirterek yanıt verdi.
Süreci yürütenlerin topluma güven vermek için geçmişte yaşananlarla yüzleşmesi ve somut adımlar atması gerektiğini söyleyen Taşçıer, bu sorumluluğun her iki taraf açısından da geçerli olduğunu ifade etti. Örgütün kendisini feshederek adım attığını belirten Taşçıer, devletin atacağı adımların da sürece duyulacak güven üzerinde etkili olacağını söyledi.
Taşçıer’e göre bu adımların başında faili meçhul siyasi cinayetlerin aydınlatılması ve faillerin yargı önüne çıkarılması geliyor. Siyasi nedenlerle cezaevinde bulunan kişilerin serbest bırakılmasının da sürecin ilerlemesi açısından önemli olduğunu belirten Taşçıer, Kürt meselesinin çözümünün bu tür somut adımlarla başlayabileceğini dile getirdi.
Taşçıer, geçmişteki siyasi cinayetlerin aydınlatılması ve siyasi tutukluların serbest bırakılması gibi adımların atılmasının Kürt halkının devlete ve çözüm sürecine duyduğu güveni artırabileceğini söyledi.




