Manchester City soruşturması İngiltere’yi zor bir ikilemle karşı karşıya bıraktı

Abu Dabi kraliyet ailesinin 2008’de Manchester City’yi satın alması, İngiltere’de ekonomik ve siyasi nüfuzunu artırmayı hedefleyen bir yatırım stratejisinin parçasıydı. Aradan geçen 18 yılın ardından kulüp, İngiliz futbol tarihinin en büyük mali usulsüzlük soruşturmalarından birinin merkezinde bulunuyor.

Manchester City soruşturması İngiltere’yi zor bir ikilemle karşı karşıya bıraktı
Manchester City soruşturması İngiltere’yi zor bir ikilemle karşı karşıya bıraktı
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 10 Ekim 2026 15:54

Abu Dabi kraliyet ailesinin 2008’de Manchester City’yi satın alması, İngiltere’de ekonomik ve siyasi nüfuzunu artırmayı hedefleyen bir yatırım stratejisinin parçasıydı. Aradan geçen 18 yılın ardından kulüp, İngiliz futbol tarihinin en büyük mali usulsüzlük soruşturmalarından birinin merkezinde bulunuyor. Manchester City suçlamaları reddederken, İngiltere Başbakanı Andy Burnham, ülkeye milyarlarca sterlin yatırım yapan Birleşik Arap Emirlikleri ile Premier Lig’in güvenilirliğini korumak arasında zor bir tercihle karşı karşıya.

Wall Street Journal’ın haberine göre, Abu Dabi kraliyet ailesinin Manchester City’yi satın alması, yalnızca bir milyarderin yurt dışında futbol kulübü edinmesinden ibaret değildi. Satın alma, küçük Körfez emirliğinin İngiltere ekonomisindeki varlığını kalıcı hale getirmeyi amaçlayan bir yumuşak güç stratejisinin parçasıydı.

Aradan 18 yıl geçtikten sonra Manchester City’nin İngiliz futbol tarihinin en büyük mali usulsüzlük soruşturmalarından birinin merkezinde yer alması, İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham’ı da zor bir ikilemle karşı karşıya bıraktı. Kulüp suçlamaları reddederken, benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulanması olasılığı da gündemdeki yerini koruyor.

Burnham’ın önündeki ikilem: Yatırımlar mı, Premier Lig’in güvenilirliği mi?

Manchester City meselesi, siyasi çekiciliğinin önemli bir bölümünü sıradan bir futbol taraftarı imajı üzerine kuran Burnham açısından özellikle hassas bir durum oluşturdu. Burnham, İngiltere ekonomisine büyük yatırımlar yapan bir ortakla ilişkileri korumak ile ülkenin Beatles’tan bu yana en popüler kültürel ihracatı olarak görülen Premier Lig’in dürüstlüğünü savunmak arasında kaldı.

Burnham, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Herkesin hemen devreye girip kendi sonuçlarını açıklamasına izin vermeden, bu meselenin dikkatli biçimde ele alınması gerekiyor” dedi.

Burnham, Manchester Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğü dönemde, çok sevdiği Everton kulübünün benzer ancak daha küçük çaplı ihlaller nedeniyle cezalandırılmasına karşı lobi faaliyetlerinde bulunmuştu.

İngiltere, yavaş büyüyen ekonomisini canlandırmak amacıyla son on yılın büyük bölümünde Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ülkeye yatırım yapmaya teşvik etti. İki ülke arasında 2021’de açıklanan Egemen Yatırım Ortaklığı kapsamında, başlangıçta beş yıl içinde 10 milyar sterlinlik yatırım yapılması hedeflenmişti.

50’den fazla doğrudan yatırım üzerinden taahhüt edilen toplam tutar, şimdiden yaklaşık 30 milyar sterline ulaştı. Mubadala ve Masdar gibi devlet yatırım kuruluşları, İngiltere’deki deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerine, temiz teknolojiye, yaşam bilimlerine ve fiber optik ağlara milyarlarca dolar aktardı.

Şeyh Mansur bin Zayid Al Nahyan’ın talimatıyla Abu Dhabi United Group’un 2008’de Manchester City’yi satın almak için harcadığı 250 milyon dolar ise bugün bu yatırımların yanında küçük bir meblağ gibi görünüyor.

Manchester City’nin yaptırımlarla karşılaşması yatırım kaygısını artırdı

Premier Lig, Manchester City’nin harcama kurallarını 100’den fazla kez ihlal ettiğinin tespit edildiğini açıkladığında Burnham’ın ilk kaygısı, BAE’nin yatırımlarını başka ülkelere yönlendirmesi oldu.

Burnham, Premier Lig’in kararının açıklanmasından kısa süre sonra BBC’ye yaptığı açıklamada, “Onları kaybetmek beni gerçekten endişelendirirdi. Modern Manchester’ın inşasında çok büyük bir ortak oldular. Elbette Manchester City’nin bugün sahip olduğu küresel güce ulaşmasında da büyük rol oynadılar” dedi.

Burnham, süreç boyunca gelişmeleri yakından izledi. 2017’de Manchester Belediye Başkanı olduğunda, Kuzey İngiltere’de ender rastlanan başarılı bir kentleşme ve ekonomik dönüşüm örneğini devraldı. Kent, kısmen petrol zengini devletlerden gelen sermayenin etkisiyle hızla büyüyordu.

BAE’nin Manchester City üzerinden etkisini artırması, dünyanın en popüler spor liglerinden birinde milyonlarca taraftara ulaşmakla sınırlı kalmadı. Kulübün sahipleri, Manchester’ın bulunduğu bölgeye de büyük miktarda yatırım yaptı.

Futbol akademisinden dev etkinlik alanına uzanan yatırımlar

Kulübün sahipleri, genç futbolcuların yetiştirilmesi amacıyla 200 milyon sterlin harcayarak bir futbol akademisi kurdu. Ayrıca Manchester’ın doğusunda yürütülen büyük bir gayrimenkul geliştirme projesine milyonlarca sterlin yatırım yaptı.

City Football Group, takımın Etihad Stadyumu’na yürüme mesafesinde bulunan ve İngiltere’nin en büyük kapalı etkinlik alanı olan Co-op Live arenasına da yatırım yaptı. Etihad Stadyumu’nun isim sponsoru ise Abu Dabi’nin önde gelen hava yolu şirketi Etihad Airways oldu.

Bu yatırımların merkezinde BAE’nin en güçlü isimlerinden ikisi bulunuyordu: Mubadala’yı kontrol eden ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in küçük kardeşi olan Şeyh Mansur bin Zayid Al Nahyan ile iki kardeşin yakın çalışma arkadaşı Haldoon el Mübarek.

Tufts Üniversitesinde eğitim alan, zarif ve diplomatik bir profil çizen Mübarek, Abu Dabi’nin güçlü Yürütme Konseyi’nde görev yapıyor. Ülkenin devasa devlet varlık fonlarının ve en büyük kamu işletmelerinden bazılarının denetimine de yardımcı oluyor.

Mübarek aynı zamanda Manchester City’nin yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor.

Premier Lig kararının ilan edilmesine günler kala, İngiltere İş Dünyasından Sorumlu Bakanı’nın Haldoon el-Mübarek’i Başbakanlık Konutu 10 Downing Street’te ağırlaması dikkat çekti.

İngiliz hükümetinden bir sözcü, görüşmede yatırımların ele alındığını, Manchester City ile ilgili konuların ise gündeme gelmediğini söyledi.

İngiliz hükümet yetkilileri, Manchester City’ye yönelik mevcut yaklaşımın Abu Dabi’nin İngiltere’ye karşı tutumunu değiştirmesinden ve ülkeye akan yatırım kaynaklarını kesmesinden endişe ediyor.

Hükümetin hafızasında, BAE’nin 2013’te İngiltere’ye Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak tanıması yönünde baskı yaptığı ancak sonuç alamadığı süreç de bulunuyor. Bu gelişmenin ardından Abu Dabi, İngiltere’de üretilen bir savaş uçağı için verdiği milyarlarca dolarlık siparişleri geri çekmişti.

BAE kraliyet ailesi üzerine kapsamlı çalışmalar yapan akademisyen Christopher Davidson, “Bu tür olayları daha önce de yaşadık. Birçok açıdan bakıldığında, bu gelişme yerleşik bir örüntünün parçası” dedi.

Yakın bir dönemde Şeyh Mansur’un desteklediği bir ortak girişim, Daily Telegraph gazetesini ve The Spectator dergisini kontrolü altına almaya çalıştı.

İngiliz haber kuruluşlarının yabancı devletlerin kontrolüne geçebileceği yönündeki kaygılar, hükümetin yabancı devletlerin İngiltere’deki gazete varlıklarına sahip olmasını kısıtlayan bir yasa çıkarmasına yol açtı. Bunun sonucunda satın alma girişimi başarısız oldu.

Kaynak