Türkiye ile Fransa yeni bir Savunma İş Birliği Yol Haritası imzaladı. Millî Savunma Bakanlığı belgeyi 3 Ekim’de duyurdu. Öncesinde Savunma ve Güvenlik Genel Müdürü Korgeneral İlkay Altındağ Fransa’daydı. Fransız Savunma Bakanlığında Devlet Bakanı Alice Rufo ve Cumhurbaşkanının askerî özel kalem başkanı Orgeneral Vincent Giraud ile görüşmüştü.
Ayrıntılar 8 Ekim’deki haftalık bilgilendirmede geldi. Düzenli güvenlik istişareleri, istihbarat paylaşımı, hibrit tehditlere karşı ortak çalışma. Hava savunmasında sistemlerin birbiriyle uyumlu çalışması. Harp akademileri arasında personel değişimi, liman ziyaretleri, kara, deniz ve hava unsurlarıyla ortak tatbikatlar. Üçüncü ülkelerde eğitim ve kapasite geliştirme faaliyetlerini birlikte yürütmek. Savunma sanayisinde ortak projeler, şirketler arasında daha sık temas, bilgi ve teknoloji paylaşımı. Toplantılar sırayla Paris’te ve Ankara’da yapılacak, ilki bu yılın son çeyreğinde.
Bu yeni bir ittifak değil, iki ülke zaten NATO’da. Bağlayıcı bir silah satış sözleşmesi de değil, ortada kesinleşmiş tek bir alım yok. Bir çerçeve. Ama bu çerçeveyi imzalayan iki ülkenin altı yıl önce nerede olduğunu hatırlayınca belge başka bir anlam kazanıyor.
Haziran 2020, Libya açıkları. Fransız fırkateyni Courbet, silah taşıdığından şüphelendiği bir kargo gemisini denetlemek istedi. Gemiye Türk fırkateynleri eşlik ediyordu. Paris’e göre bunlardan biri Courbet’yi atış kontrol radarıyla kilitledi. Ankara bunu kesin bir dille reddetti. NATO bir inceleme başlattı, sonucu kamuoyuyla hiç paylaşılmadı. Fransa da NATO’nun Akdeniz’deki deniz güvenliği operasyonundan çekildi.
Ondan birkaç ay önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, NATO’nun “beyin ölümü” yaşadığını söylemişti. Erdoğan’ın cevabı gecikmedi: Önce kendi beyin ölümünü kontrol ettirsin. İki lider o yıllarda birbirine söylemediğini bırakmadı.
Şimdi o krizden son ‘’yol haritasına’’ gelişi iki ülkenin barıştığına yormak kolay bir çıkarsama olur.
Sorunlar çözülmüş değil. Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı kavgası bitmedi. Kıbrıs’ta ‘’iki başkent’’ hâlâ varlığını sürdürüyor. Libya’da, Suriye’de, Rusya’ya bakışta öncelikler farklı. Değişen Paris ile Ankara değil, etraflarındaki dünya.
Ukrayna’daki savaş beşinci yılında. Washington’un Avrupa’nın güvenliğine ne kadar omuz vereceği sorusu her seçimde, her zirvede yeniden açılıyor. Macron yıllardır stratejik özerklikten söz ediyordu, Avrupa kendi savunmasını kendisi üstlenmeli diyordu. Avrupa’da bunu uzun süre bir Fransız takıntısı gibi dinleyenler oldu. Bugün Berlin’den Varşova’ya herkes mühimmat fabrikası, hava savunması, savunma bütçesi konuşuyor.
Söylemesi kolaydı. Haritayı açınca iş değişiyor. Karadeniz’in kapısında Türkiye var, boğazlar Montrö ile onun denetiminde. NATO’nun ABD’den sonraki en kalabalık ordusu onda. Kafkasya’da, Suriye’de, Libya’da sözü geçiyor. Ankara’nın politikalarını beğenmeyebilirsiniz. Ama Avrupa’nın güvenliğini konuşup Türkiye’yi masanın dışında tutamazsınız.
Ukrayna dosyası bunu açıkça gösteriyor. Fransa ve Türkiye, ateşkes olursa Ukrayna’ya güvenlik güvencesi vermeyi tartışan Gönüllüler Koalisyonu’nda yan yana. Temmuzdaki Paris Zirvesi öncesinde Dışişleri kaynakları, hukuki ve siyasi çerçeve tamamlanırsa deniz alanındaki faaliyetlere Türkiye’nin liderlik etmesinin öngörüldüğünü açıkladı. Savaş durduğunda Karadeniz’de mayınları kim temizleyecek, ticaret gemilerine kim eşlik edecek? Bu soruların cevabı Ankara’dan geçiyor. Paris de bunu biliyor.
Ankara’nın hesabı başka. Türkiye uzun zamandır Avrupa savunma sanayisinin kapısını zorluyor. Batı’yla kurulan her yeni köprü onun için hem askerî hem siyasi bir kazanç.
Sanayi tarafında işler kâğıttan hızlı yürüyor. 12 Mayıs’ta İstanbul’daki SAHA fuarında Safran ile Baykar bir stratejik iş birliği mutabakatı imzaladı. Navigasyon, akıllı mühimmat, elektro-optik sistemler. Safran’ın Euroflir’i Bayraktar TB2’lere takılacak. Birkaç yıl önce bir Fransız savunma devinin bir Türk İHA üreticisiyle aynı fotoğrafa girmesini kimse beklemezdi.
Mutabakat üretim demek değil, bu tür imzaların hepsi sonuç vermiyor. Ama atılmış olması bile bir şey söylüyor. Türkiye artık Avrupa’dan yalnızca silah almak isteyen bir müşteri değil. Kendi ürünüyle ortaklık arayan bir üretici.
Bir de SAMP/T var. Fransız-İtalyan ortak üretimi bu hava savunma sistemini Türkiye yıllardır istiyor, bir türlü alamıyor. Temmuzda Ankara’daki NATO zirvesinde Macron, İtalya ve Türkiye ile teknik çalışmaların sürdüğünü söyledi. Yıllarca bu satışa sıcak bakmayan Paris’ten gelen bir cümle olarak az şey değil. Hava savunmasının yol haritasına ayrı bir başlık olarak girmesi de bu yüzden önemli.
İşin tuhaf yanı, SAMP/T zaten Türkiye’de. 18 Haziran’da İtalya’ya ait bir batarya, NATO’nun hava savunma planı kapsamında Konya’daki 3. Ana Jet Üssü’ne konuşlandırıldı. Sistem Türk topraklarında. Ama Türkiye’nin değil.
Satışın önünde engel çok. Roma’nın tutumu, üretici konsorsiyumun kuralları, teknoloji paylaşımına konan sınırlar. Ve hiçbir Batılı başkentin unutmadığı S-400’ler.
Brüksel tarafında da kapı tam açık değil. AB’nin yeni savunma kredisi programı SAFE’e Türkiye ancak ayrı bir anlaşmayla girebilir ve bu konuda en sert itirazı yükselten başkentler Atina ile Lefkoşa. Paris ile Ankara ikili ilişkide ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu düğüm çözülmüş değil.
Asıl çelişki de zaten Atina’da.
25 Nisan’da Macron Yunanistan’daydı. 2021’de imzalanan stratejik ortaklık yenilendi, artık kendiliğinden uzayacak. İçinde silahlı saldırı hâlinde karşılıklı yardım maddesi var. Miçotakis bu maddeye anlaşmanın temel taşı dedi. Macron da Yunanistan tehdit altında kalırsa Fransa’nın ne olursa olsun yanında olacağını söyledi. Bu sözleri Türkiye’den bağımsız okumak mümkün değil.
Yunanistan’ın Fransa’dan aldığı 24 Rafale uçuyor, Fransız FDI fırkateynlerinin ilki teslim edildi. Safran ile Baykar’ın mutabakatını da Atina sessiz geçmedi. Kathimerini’nin haberine göre Yunan hükümeti Paris’e resmi bir itiraz mesajı gönderdi. Paris yine de Ankara’ya yaklaşırken Atina’ya verdiği sözden bir adım geri atmış değil. Kıbrıs’ta da Ankara’nın beklediği bir dönüş yok.
Fransa iki tarafa birden mi oynuyor? Sanki daha basit bir şey yapıyor. Yunanistan’la ittifakını korurken Türkiye’yle konuşabileceği bir hat kuruyor. İki belgenin ağırlığı aynı değil. Atina’yla imzalanan, saldırı olursa askerî yardım sözü veren bir anlaşma. Ankara’yla imzalanan bir yol haritası. İkisini aynı terazide tartmak yanlış olur. İkincisini önemsiz saymak da.
Bu yakınlaşma bir sabah Élysée’de alınmış bir karar da değil. Fransız Senatosu’nun dışişleri ve savunma komisyonu Ocak 2025’te yayımladığı raporda Türkiye’yi hem NATO’nun vazgeçilmez bir parçası hem de zaman zaman rekabet edilen bir güç olarak anlatıyordu. İlişkinin güçlendirilmesini de öneriyordu. Fransız devlet kurumlarında bu tartışma bir süredir vardı.
2027 hesabı da burada devreye giriyor. Macron’un görevi Mayıs 2027’de bitiyor ve yeniden aday olamıyor. Ancak Élysée’ye kim gelirse gelsin, Türkiye politikası değişecek gibi değil. Yol haritasının asıl değeri belki de bu: iki liderin keyfine bağlı kalmadan, iki bakanlık ve iki ordu arasında düzenli bir kanal açması. Liderler değişir. Takvime yazılmış toplantıları iptal etmek daha zordur.
Bütün bunları büyük bir Fransız-Türk dostluğunun başlangıcı diye okumak için erken. Paris ile Ankara birbirine güvendiği için yakınlaşmıyor. Birbirini görmezden gelmenin bedelini artık daha net gördüğü için yakınlaşıyor.
Bu ilişkinin ‘’derinleşmesi’’ önümüzdeki aylarda göreceğiz. Yani ortak tatbikatlar gerçekten başlayacak mı, istihbarat paylaşımı kâğıttan çıkacak mı, sanayi projelerinden biri olsun hayata geçecek mi? İlk toplantının yeri ve tarihi henüz belli değil. Aslında merak edilen ise şu: Doğu Akdeniz’de 2020 yazını hatırlatan bir gerginlik çıkarsa, masaya yine aynı heyetler, aynı argümanlarla ve istekle oturacaklar mı?




